Kendimizi bildiğimiz ve/veya bilmeye/hatırlamaya çalıştığımız günlerden bugünlere hatırladıklarımızdan çok daha fazlası olan hatırlayamadığımız kadar çok anılarla dolmuş, hatta istemsiz bir şekilde kimi zaman taşmış, boşalmış bir bellek geçidinden geçtiğimiz yaşam döngümüzde fotoğraf ve bellek arasındaki ilişki çoğu zaman doğal ve kendiliğinden oluşan bir bağ olarak düşünülebilir. Ancak bu ilişkiyi desteklemenin sağduyulu yolu, fotoğrafın bir şekilde anıları koruduğu veya yakaladığını varsaymakla olur. Fotoğrafın hatırlama eylemiyle özdeşleştirilmesi duyusal bir eğilim, tarihsel bir bağlam ve sezgisel bir denklemle birleşerek belleği koruyan bir araç olduğu fikrini keşfetmeye açık hale getirir. Dahası fotoğraf ve bellek denkleminin ötesine geçen görüntü ve maddi nesneler olarak geçmişte yaşanan deneyimler karmaşık bağlantılar ortaya çıkarır. Fotoğrafın geçmiş deneyimlerle kurduğu ilişki sanat tarihi, tarih, sosyoloji, edebiyat, antropoloji, görsel kültür ve medya çalışmaları gibi farklı disiplinlerde üretilmiş birçok tartışma alanının merkezinde yer alır. Fotoğrafın belleği etrafında dönen tartışmaların çeşitliliğine dikkat çekmeye çalışan kitap fotoğraf ve bellek düzeyinde gerçekleşen aracılık süreçlerini ve yaklaşımlarını değerlendirmektedir. Fotoğraf ve belleğin birlikte yürüdüğü bu yolda zamanla değişime uğrayan hatırlama, unutma, toplum, kültür, nostalji, aile, beden, post-bellek, yeniden üretim, algı, süre, zaman, hakikat, aracılık, öznellik ve teknoloji gibi konularla nasıl iç içe geçtiğini de okurların dikkatine sunarak oldukça geniş, disiplinler arası bir bakış açısıyla okuyanın zihinde derinlemesine bir sorgulama çatısı oluşturmaya çalışmaktadır..