Söz söyleyene değil, söyletene aittir... Kelimeler sadece kâğıt üzerinde mi kalır yoksa kalbe inip bir ömrün imlâsını mı çizer? Modern dünyanın dinmek bilmeyen gürültüsünde, kelimelerin hoyratça tüketildiği bir çağda; bir satır başında durup soluklanmaya, nefsin hilelerinden kaçıp kelimelerin sığınağına iltica etmeye ne dersiniz? Gönül İmlâsı, okuruna tepeden bakan, ona hazır ve kesin reçeteler sunan bir iddia kitabı değildir; aksine birlikte susup birlikte tefekkür edeceğimiz samimi bir yol arkadaşlığı teklifidir. Kul Zâkî mahlasının ardına sığınan dertli bir muallim; dil bilgisi kurallarından, karlı yollardan, dağların vakur duruşundan ve hane içindeki sükûnetten yola çıkarak varoluşun sırlarına doğru mütevazı bir köprü kurmaya gayret ediyor. Bir tahta silgisinde tövbenin hakikatini, cümlenin “gizli özne”sinde kulluğun edebini, dijital mağaralarda yitirilen gençliğin hüznünü ve “nokta”nın aslında ebedî bir başlangıç olduğunu hatırlatıyor. Elinizdeki bu eser bir övünç vesilesi veya nefsi parlatma gayreti değil; kusurlu bir kulun arınma duası, acziyetinin ikrarı ve kalbinden taşanların kâğıda dökülmüş hâlidir. Varlığın sahibi karşısında “hiç” olduğunu bilenlerin, dünyayı bir bekleme salonu olarak görenlerin ve zamanın nehrinde Hakk’ın (cc.) rızasını arayanların sessiz hasbihâlidir. Gönül aynanızda bir parça nur, lügatinizde bir damla irfan arıyorsanız bu vakur ve dertli yolculuğa davetlisiniz. “Her okuyuş bir uyanış, her yazı bir başlangıçtır...”