Dokuzuncu yüzyıl Konstantinopolis'i. Doğu ile Batı'nın kavşağında, ipek balyalarının servet ve siyaset taşıdığı, ezan ile çan seslerinin birbirine karıştığı bir şehir. İkonoklazm tartışmaları alevlenirken mahalleler arasında görünmez duvarlar yükseliyor, saray koridorlarında her fısıltı bir kaderin yazılmasına yetiyor.
Hanane, şehrin en kudretli ipek tüccarının kızıdır. Haremin duvarları arasında büyümüş ama ruhu hiçbir kafese sığmaz; kumaşa işlediği her desen, söyleyemediği sözlerin, geçemediği sınırların ve vazgeçmediği hayallerin izidir. Nikolaos ise mütevazı bir aileden gelerek imparatorluk sarayının kâtibi olmuş, parşömenler arasında hem iktidarın sırlarına hem bilginin ateşine dokunan genç bir adamdır.
Bir ipek rulosunun kokusuyla kesişen yolları, onları saray entrikalarının, zindan sorgularının, yangınların ve sürgün tehditlerinin tam ortasına sürükler. Farklı inançlardan, farklı dünyalardan gelen bu iki genç, Konstantinopolis'in en çalkantılı günlerinde hem birbirlerine hem kendi kimliklerine tutunmaya çalışırken şehrin kaderini de değiştirecek bir hikâyenin parçası olurlar.
Hanane; Bizans'ın altın yaldızlı mozaiklerinin ardındaki insanı, kadın emeğinin görünmez gücünü, ipeğin diplomasiyi şekillendiren sessiz dilini ve sınırların ötesinde filizlenen cesareti anlatıyor. Konstantinopolis'in görkemli saraylarından dar sokaklarına, ipek atölyelerinden Şam kervanlarına uzanan bu yolculuk, tarihi roman severleri olduğu kadar zamansız bir aşk hikâyesi arayanları da sayfaların arasından çıkamaz kılacak.