Kâinatta gayesiz, lüzumsuz, abes ve manasız hiçbir varlık yoktur. İnsanın yaratılış gayesi de; kâinatın yaratıcısını tanımak ve O’na iman edip ibadet etmektir. Hadisin ifadesiyle “İman ise; kalben bilip tasdik etmek, dil ile söyleyip ikrar etmek, beden uzuvlarıyla da amel etmektir.”
Evet, kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri ve ayetleri bulunan Hâlık-ı Zülcelal’i inkâr edemez. Çünkü ayet delil demektir. Allah’ın ayetleri de ikiye ayrılır:
* Tekvinî ayetler
* Tenzihî ayetler
“Ey iman edenler! İman ediniz.” (Nisa, 4/136) ayeti hikmetlerle dolu. Kur’an’ın birçok ayetinde “iman ile amel” birlikte zikredilir. “İman edenler ve salih amel işleyenler” diye. Zira amelsiz iman, meyvesiz ağaca benzer. Bu nedenle imanın muhafazası ve kuvvetlendirilmesi amel ve ibadetlerle, İslam’ın güzel gördüğü meşru davranışlarla sağlanır.
İbadet hayatın her safhasında mevcuttur. İbadet, Allah’ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibarettir. Fakat önemli olan âdetlerin, ibadetlere dönüştürülmesini sağlamaktır. Bir Müslüman’ın, âdetini ibadete ve gafletini huzura kalb etmesi için sünnet-i seniyyeye ittiba etmesi şarttır.
İmanın dışa yansıması ve ibadetlerin fihristesi de namazdır. Çünkü FATİHA, Kur’an’a; İNSAN, kâinata fihristedir; NAMAZ da hasenata ve ibadetlere fihristedir. Namaz; oruç, hac ve zekât ile kelime-i şahadet hakikatlerine havi olduğu gibi, imanın altı rüknünün de içinde olduğu, hem de idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyari ve fıtri ibadetlerinin numunelerine de şamildir.
Cenab-ı Hak ve Ma’bud-u Mutlak’ın her bir mü’mine emri şöyledir:
“Bana ibadet / kulluk et ve beni anmak için NAMAZ kıl” (Taha, 20/14)