Muhammad Marmaduke Pickthall Batılı İslam yazarı. Kur'an'ı özgün şekliyle Arapçadan İngilizceye tercüme etmiştir. İslam'a sonradan geçen Muhammed Pickthall bir romancıydı. D.H. Lawrence, H.G. Wells ve E.M. Forster'a göre aynı zamanda gazeteci, okul müdürü, politik ve dini bir liderdi. Osmanlı diyarının uzak bir hududunda, çöl rüzgârlarının harabelerle konuştuğu bir kasaba… Sultan’ın fermanıyla bu diyara gönderilen Milhem Bey’in vazifesi, muhacir Çerkeslerle yerli halk arasında nizamı tesis etmektir. Lakin bu sert topraklarda yalnız siyaset ve kuvvet değil, insan kalbinin imtihanı da hükmünü icra eder.
Milhem Bey’in yanında gelen kardeşi Şems-üd-din ise dünya ihtişamından ziyade hikmete ve hakikate meyleden bir âlimdir. Çölün ıssız ufuklarında geçen günler, iki kardeşin yolunu yavaş yavaş ayırırken Şems-üd-din’in kalbinde bambaşka bir hayatın kapıları aralanır. Çünkü bazen insanın mukadderatı saraylarda değil, harabelerin ve sade hayatların içinde tecellî eder.
Bu eser, Osmanlı hudutlarında geçen bir hikâye üzerinden insanın kaderi, imanı ve vicdanı üzerine derin bir tefekkür sunar. Müellif, sükûnet ile fırtınanın, kudret ile merhametin iç içe geçtiği bu anlatıda okuyucuyu çölün ortasında kurulmuş mütevazı bir hakikatle baş başa bırakır.
İslam Evi, nihayetinde şu suali hatırlatır:
İnsanın asıl yurdu dünya mı, yoksa kalbinde kurduğu iman yurdu mudur?