Tarih boyunca sayısız sır saklamış olan İstanbul’da, bu sırlar bazen bir taşın gölgesinde, bazen de sıradan görünen bir cümlenin içinde ortaya çıkar. Surların yakınında dolaşan gizemli bir adamın söylediği “Kara ölümden kaçamazsınız.” sözü, dedektifler Poyraz ve Aybars için yeni bir araştırmanın başlangıcına dönüşür. İlk bakışta anlamsız bir tehdit gibi görünen bu ifade, İstanbul’un tarihine, eski salgınlara ve fetih yıllarına uzanan ipuçları bir araya geldikçe çok daha büyük bir planın habercisi hâline gelir. Surlar, müzeler, eski haritalar ve sayılar arasında kurulan karmaşık bağlar dedektifleri şehrin farklı noktalarına sürükler. Panorama 1453’ten Haliç kıyılarına, Galata’nın sokaklarından Belgrad Ormanı’nın derinliklerine uzanan bu takipte her yeni ipucu yaklaşan tehlikeyi biraz daha görünür kılar. Bir kişinin zihninde büyüyen takıntı, zamanla bir şehrin doğasını ve insanlarını tehdit edebilecek bir plana dönüşür. Zaman daralırken dedektifler yalnızca bir suçlunun peşine düşmez; aynı zamanda büyük bir felaketi önlemek için zamana karşı yarışır. Tarih, matematik ve zekânın iç içe geçtiği bu hikâye, okuru İstanbul’un kalbinde ilerleyen soluksuz bir kovalamacanın içine çeker. Çünkü bazen bir şehri kurtarmak için doğru ipucunu doğru anda görmek gerekir.