Bir yazar düşünün: Odasından fazla uzaklaşmadan dünyayı dolaşan, denizlerin dibine inen, gökyüzünü yararak yıldızlara uzanan, geleceği, henüz adı konmamış icatlarıyla birlikte hayal eden bir romancı…
Jules Verne, yalnızca macera anlatmadı. Bilimin ufkunu edebiyatın diliyle genişletti, hayali, hakikatin önüne sürdü. Denizaltıları, gök taşıtlarını, kıtalar ötesi yolculukları daha vücuda gelmeden sezdi. Onun romanları, yalnız gençliği değil, bir çağın zihnini terbiye etti.
Osmanlı’nın son devri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında modern coğrafya öğretiminin öncülerinden olan Faik Sabri Duran ise bu büyük muharriri henüz 1932 yılında, Türkçede kapsamlı biçimde ele alan ilk kalem oldu. Bu eser, Verne’in romanlarının arka planına ışık tutarken, onun çocukluk hayallerinden Paris’teki çetin mücadelesine, edebî şöhretinin en parlak devrinden ihtiyarlık günlerine uzanan bir portre çiziyor.
Sadece bir biyografi değil, bir yazarın nasıl ‘yazar’ olduğunun hikâyesi…
Aradan geçen onca yıla rağmen tazeliğini koruyan bu eser, hem Verne okurlarına hem edebiyat ile bilimin kesişim noktasını merak edenlere sesleniyor. Çünkü bazı hayaller, yazıldıkları çağdan çok sonrasına aittir. Ve bazı yazarlar, yalnız kendi zamanlarını değil, geleceği de anlatırlar.