Her şey bir bildirimle başladı.
Sıradan bir teknoloji uzmanı olan Haldun Kaya için o sabah, diğerlerinden farksızdı. Ta ki telefonuna o mesaj düşene kadar: “Hesabınıza para geldi.”
Bu, basit bir havale değildi. Kaynağı olmayan, geçmişi olmayan, akılalmaz bir servet, dijital boşluktan doğarak hesabına “yazılmıştı.” Ardında ise sadece iki gizemli harf vardı: “H.K.”
Bu anlaşılmaz lütuf, çok geçmeden hayatını kâbusa çevirecek emirlerin ilki olacaktı. Haldun, bu sırra ortak ettiği dostlarıyla birlikte, H.K.’nın şifreli talimatlarıyla ülkenin dört bir yanında, ne olduğunu bilmedikleri bir sona karşı ölümcül bir geri sayımın içine çekilir. Onlar, devasa bir satranç tahtasında, oyunu kuranın kim olduğunu bilmeden hareket ettirilen piyonlardır.
Ancak peşlerindeki tek tehlike bu görünmez güç değildi. Bu ani zenginlik, devletin en inatçı avcılarından Başkomiser Fikret’in de radarına girmişti. Fikret için bu dava kişisel bir savaştır ve avını köşeye sıkıştırana kadar durmaya niyeti yoktur.
Zamana, polise ve bilinmeyene karşı verilen bu amansız yarışta, dostluklar sınanacak, sırlar ortaya çıkacak ve medeniyetin çöküşü için son perde açılacaktır.
Size geleceği fısıldayan ses, kurtuluşunuzun anahtarı mı, yoksa en büyük tuzağınız mıdır?