Kâinatta mutlak bir düzen mevcuttur. Hiçbir şey abes ve boş yaratılmamış. Kitab-ı Kebir-i Kâinat; insanın şerefine kurulmuş “İlahî Mâide ve Rabbani Bir Sofra”dır.
Esma-i Hüsna tecellisine ayna oldukları için, âlem ve insana “Mir’atü’l-Hakk” denilmiş. Her varlığın vücudu, natık birer kelimedir: “Bize de bak ve manalarımızı oku” derler.
Mevlana Hazretleri: “Rüzgâr, toprak, su ve ateş; Allah’ın kulu ve mutîidir. Onlar sana-bana karşı bîruh, Allah’a karşı zîruhtur” der.
Kâinatın ruhu, nuru, mayesi, esası, neticesi, hülasası hayattır. Kâinata bile “İNSAN-I KÜBRA” denilmiş. Kâinatın sahibi, kâinattan zemini ve zeminden nev'-i insanı intihab edip gayet büyük bir makam, bir ehemmiyet vermiş. Küre-i Arzı kâinata denk tutmuş.
İnsan; ruh ve beden yönüyle antika bir san’at eseridir. Esma-i İlahiyeye en cami mir’at, eşref-i mahlûkat ve arzın halifesi ünvanına sahiptir. Dünyaya talim ve imtihan için gönderilmiştir.
İnsanın vazifesi; “Kendini ve Kâinat Kitabını” okumak, maddî ve manevî İlahî sofralardan istifade ederek, ahiret yurduna sermaye hazırlamaktır.
Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını tefekkür için, her bir mahlûk birer “Mektubat-ı Rabbani”dir. Yazılan mektuplar ise, okunmak içindir. İnsan iman ile bunları okuyabildiği oranda, ruhunu kemâlata erdirebilir.
İşte bu eser “Kitab-ı Tekvin / Kâinat”ın yaratılışındaki fiili ve cismanî ayetler ile “Kitab-ı Münzel / Kur’an”daki sözlü ayetleri okumak isteyenlere; bir tefekkür incisidir.