Bazı yolculuklar valizle başlamaz. İnsan her vakit dışarıya yetişir de bir tek kendi içine yetişemez. Gün biter, telefon susar, ışıklar söner, kapılar kapanır ama kalbin içinde bir cümle açık kalır.
“Keşke…”
Bazen “keşke”lerin yükü, dağlardan daha ağırdır.
Kalpten Kalbe, insanın insana yaklaşmasının önce kendine yaklaşmaktan geçtiğini bize hatırlatıyor. Niyetin yön verdiği, tevbenin rotayı düzelttiği… Şükrün azığı görünür kıldığı bir iç sefer bu… Sabır, yokuşta aldığımız nefesin ince ayarı gibi öğretiliyor. Dua, geceyi ısıtan bir konak ateşi gibi oluyor. Tefekkür, yıldızlara bakıp yol bulmak değil midir aslında? Edep, hakikati incitmeden taşımak gibidir. Kul hakkı ve helallik, kalpteki en ağır taşı hafifletmek gibi. Merhamet, yolda kalana su uzatmanın içten hâli. Ve tevekkül: Çabanı koyup sonucu kalbini kemiren bir endişeye çevirmeden Allah’a bırakmak…
Bu kitap, dinî hakikatleri kuru öğütlerle değil; gündelik hayatın içinden, insanın kendi sesiyle anlatıyor. Çünkü kalbin pası da cilası da hayatta birikir. Bir sözle incinir, bir dua ile yumuşar. Bir kıyasla daralır, bir şükürle genişler.
Eğer sen de “daha doğru olmak” kadar “daha incelmek” istiyorsan; kırmadan konuşmayı, taşırmadan taşımayı, haklıyken bile zalime merhametli kalabilmeyi arıyorsan… Bu sayfalar, kalpten kalbe giden yolu içeriden açmak için yazıldı. Kalbi güzel olanın dünyası da ahireti de güzel olur.
Önce kalbinden başla. Sonrası zaten akar.