Yüce İmparatorluk’un Merkez’ine bağlı S.. köyünde, beyaz vücudu yara ve dikişlerle dolu torunu Ruhi ve zavallı eşekleriyle yaşayan Ziya; mayın yetiştirir. Onların evini diğerlerinden ayıran yalnızca diplerinde ekili mayın tarlası değil bahçelerinde gezen tepesine mumlar saplı kaplumbağalardır da.
Volkan Aksan ilk romanı “Kaplumbağa Çorbası”nda; karlı felaket gecelerinde toplanılan köy kahvelerinin, elektrik bahçelerinde dolaşan kaplumbağaların, koyu yeşil ormanların, yıldızlı çöl gecelerinde anlatılan hikayelerin, fabrika şehirleri çatılarının, barut ve ishal kokan siperlerin, kaloriferli saray odalarının, tanıdık çocukluk gecelerinin, güllerin, günahın, utancın, endişenin, aynının ve ölümün hikayesini özgün üslubuyla anlatırken Türk büyülü gerçekçiliğinin ilginç ve yaratıcı örneklerinden birini veriyor.
“Kaplumbağalar; elektrik tellerinin ardında ebediyete kadar çiğneyecekleri marulların olduğu yeni dünyalar hayal edermiş. Bazen de pullarını kaynatacak sulardan, kabuklarına sonsuz defa inecek çekiçlerden korkarlarmış. Kimi kabuğunun içinde terleyerek bekler, kimiyse kafasını daha ileri uzatmaya cesaret edebilirmiş; hatta yıldızları merak ettiği için ters dönüp öyle kalmayı göze alanları bile olurmuş. Ama en nihayetinde, bir kaplumbağa elektrik tellerini her gün görmekten, her gün beraber yürüdüğü kaplumbağaların hiçbirinin bir gün burada olmayacağını bilir de nasıl çıldırmazmış?"