Halil’in tuzağa düşürülerek öldürüldüğü, Çakır Gülsüm’ün Bodrum’u terk ettiği günden sonra, Bodrum’da tüm evlerde, kahvehanelerde, sokaklarda, teknelerde Halil ile Gülsüm konuşuldu. Bodrum halkı, ocağa iki kütük attı, yağ kandilini yaktı, Halil ile Gülsüm’ü, Çerkez Kaymakam ile kolcuları konuştu. Tüm Kerimoğlu ailesinden gelen zeybekler, süngere çıkan dalgıçlar, reisler unutuldu, Halil ile Gülsüm’ün öyküsü, bire bin katılarak anlatıldı.
Tüm meyhanelerde kadehler Halil ile Gülsüm onuruna kalktı. Helal olsundu Halil ile Gülsüm’e! Çoğu kişinin hayalini kurduğu, pek çok kişinin masallarda dinlediği bir aşkı, yürek yüreğe, cana can katarak, göz göze yaşamışlardı.
O günden sonra Halil; Bodrum, Milas ve İstanköy’de bilinen Çingene Halil değil, Halil Efe’ydi. Çengi Gülsüm’ün kızı tanınan Havze, çengi adıyla Çakır Gülsüm bir gizemli kadındı. Halil ile Gülsüm türkülerde adları geçen, özenilen, kıskanılan, imrenilen bir sevdanın kahramanlarıydılar. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre’nin yanına adları eklenen bir efsanenin kahramanları olan Halil ile Gülsüm’düler.
Ahmet Zeki Muslu bu romanında, Bodrum yöresinin “Sacayağı” olarak bilinen ve birbiriyle bağlantılı “Yörük Kızı”, “Çökertme” ve “Satıoğlu Ali Efe” türküsünün öyküsünü ve kahramanlarını anlatıyor.