İstanbul'un en işlek köprülerinden birinin gölgesinde, bir kadın cansız yatar. Bu, sıradan bir cinayet değildir. Maktul, Filistinli aktivist Leyla Nur Elham'ın ta kendisidir. İnfaz profesyonelce işlenmiştir: tek kurşun, tam kalbine. Mücadele izi yok, tanık yok; geride sadece kusursuz bir sessizlik ve cevapsız bir soru vardır: Bu sessiz infaz, uluslararası bir suikast mi, yoksa kanlı bir ihanetin son perdesi mi?
Başkomiser Bürküt ve Gökçe Atalay için bu soruşturma, bildikleri her kuralın yıkıldığı bir kâbusa dönüşür. Daha deliller soğumadan, olay yeri yabancı istihbarat servislerinin gölge savaşının merkez üssü haline gelir. MOSSAD, CIA, El Muhaberat... Herkesin bir hamlesi, herkesin bir sırrı vardır. İstanbul, artık bir şehir değil, piyonların feda edildiği kanlı bir satranç tahtasıdır.
Maktulün geride bıraktığı şifreli bir günlük, ihanetin ve aldatmacanın kapılarını aralar. İçindeki sırlar, ekibi sadece bir suikastın değil, İstanbul'un arka sokaklarında savunmasız hayatları avlayan, gölgelerde gizlenmiş acımasız bir düzenin de içine çeker. Soruşturma derinleştikçe, istihbarat savaşlarının bile bu karanlık tablonun yanında masum kaldığını fark ederler.
Bu cehennemin ortasında, adaleti arayan iki polis vardır: Geçmişin hayaletleriyle savaşan Başkomiser Bürküt ve her şeye rağmen düzeni korumaya yeminli Amir Gökçe. Birbirlerine duydukları güven, karanlıkta yaktıkları tek ışıktır. Ama bu savaşta, en büyük bedeli onlar ödemek zorunda kalabilir.
“İstihbarat Savaşları”, “Maktule Borç” serisinin üçüncü kitabı, okuru casusların gölge savaşlarının tam ortasına, ihanetin en acımasız yüzüne ve adaleti ararken kendi ruhunu kaybetme tehlikesine dair gerilim dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Bu kanlı satranç tahtasında güven en tehlikeli zaaf, sırlar ise en ölümcül silahtır ve bazen en büyük düşman, aynadaki yansımadan başkası değildir.