“Bazen en büyük savaşlar cephede değil, sessizliğin içinde verilir. Bazen bir tatil, kaçtığınız her şeyin sizi beklediği bir tuzağa dönüşür.”
Bürküt ve Gökçe, unvanlarını ve cinayet dosyalarını İstanbul’da bırakıp, aşk ve huzur dolu bir yılbaşı tatili için Yavru Vatan’a sığınırlar. Amaçları basittir: Lüksün kucağında dinlenmek ve dış dünyayı unutup sadece birbirlerine ait olmak.
Fakat kaldıkları otelin lobisine, dünyanın dört bir yanından gelen karanlık gölgeler düşmeye başlar. Rusya’nın buz gibi soğukluğundan Latin Amerika’nın ateşine, Japonya’nın disiplinli suç örgütlerinden Avrupa’nın yozlaşmış aristokrasisine kadar yeraltı dünyasının en büyük baronları, karanlık bir toplantı için aynı çatı altında buluşur.
Kendilerini bir anda Bella Ciao’nun yönettiği, bir kumar masasında bulan ikili için tatil, psikolojik bir savaşa dönüşür. Üstelik bu masa sadece bir başlangıçtır; asıl kaosun perdesi, onları bekleyen o izole cennette açılacaktır.
Haritalarda ismi olmayan R’ MiCoLo Adası… Dış dünyadan tamamen yalıtılmış, 7 yıldızlı bir ihtişamın ve mutlak mahremiyetin kalesi. Bella Ciao’nun sadece "seçilmişler" için inşa ettiği bu ütopya; kişiye özel senaryoların yazıldığı, arzuların emir kabul edildiği ve zamanın durduğu, dışarıya kapalı bir krallıktır.
Ancak; bu cennet, ansızın kanlı bir vahşetle sarsılır. Şampanya köpüklerinin yerini metalik ölüm kokusu aldığında, ada artık bir sığınak değil; bedelini ödeyenlerin bile sağ çıkma garantisinin olmadığı tekinsiz bir suç mahallidir.
Maktule Borç serisinin bu özel ara kitabı, lüksün ve aşkın zirvesinde başlayan bir hikâyeyi, kanla mühürlenmiş karanlık bir sona sürükleyerek okuyucuyu tekinsiz bir yüzleşmeye davet ediyor.