Neden beş parmağımız var? Dört değil. Altı değil. Beşgen bir el ayasından çıkan beş parmak… Üstelik o parmaklar açıldığında da beşgene benziyor. Beşgen bir gövdeden çıkan beş kemikli uzantı: iki kol, iki bacak ve bir kafa. O kollar ve bacaklar açıldığında da bir beşgen oluşturmuyor mu? Beşgen bir yüz. Beşgen bir kalp. Kabaca beş loblu bir beyin ve o beynin ortasında beşgen atardamar ağı. Genetik kodlarımıza işlemiş sanki bu sayı. O genetik materyalin içinde bile beş karbonlu şekerler… Peki ya bizim sayımız beş olmasaydı… Karakterimiz farklı olur muydu? Daha düzenli mi olurduk? Kabileler içinde mi yaşardık?Bireysel düşünür müydük? Yine irrasyonel olur
muyduk? Merakımız olur muydu? Peki ya vicdanımız? Âşık olabilir miydik? Hayal kurabilir miydik mesela?
Gelin, birlikte hayal edelim. Başka sayıları olan varlıklarla birlikte yaşadığımızı…
Doğanın, sayıların, atomlarının içindeki küçücük parçacıkların sırlarını öğrendiğimizi ve binyıllar boyu geliştirdiğimiz aletlere ihtiyacımızın kalmadığını…
Serçe parmağınızı oynatmadan tonlarca yükü taşıyabildiğinizi hayal edin. Dünyanın öbür ucuna saniyeler içinde gidebildiğinizi... İstediğiniz zaman duvarların içinden geçebildiğinizi veya yer çekiminin sizi etkilemediğini... Uzayda salınan bir dalga gibi, özgürlüğünüzün, üstünde yaşadığınız gezegeni aştığını hayal edin. Böyle muazzam bir güce bir anda sahip olduğunuzu düşünün. Onunla baş edebilir
miydiniz? Onu kullanmaktan korksaydınız, bunu vicdanınız kaldırır mıydı? Ya merakınız…
Neleri düzeltip neleri değiştirirdiniz? Değiştirirken, siz olduğunuz gibi kalır mıydınız?
Peki ya bunları yaparken adil olamasaydınız…