Elinizdeki kitapta, —daha ziyade— çoğu roman olmak üzere yazınsal (ve sinemasal-yazınsal) metinlere psikanalitik duyarlıkla bakıyorum. Kuramsal kimliği ile psikanalizin önermelerini bulmak kaygısıyla değil, —yaratıcı tavrı yoklayış yordamı olmak üzere— psikanaliz süreçlerinden edindiğim duyarlıkla. Peki, söz konusu bakışı esinleyen psikanaliz, ne menem bir psikanaliz? ‘Sunu’da (söyleşimde) sunmaya çalıştığım üzere; yaşama dair uygun ya da doğru bilginin tedrisatı olmayan, —kendi hikâyesi (ve özgür çağrışımları) dahilinde kendi ve kendindeki ötekiyle ilişkisi bağlamında— kendi iç seslerine kulak veren, ketlenme ve çatışmalarıyla yüzleşerek kendini arayışa çıkan, özgürlüğünü, arayışının nihayetsizliğinde yaşayarak söylemsel metnini kuran analizanın yaratıcı ediminin karşılığı olan psikanaliz. Demek, esinini o deneyimden edinen duyarlıkla metne baktığımızda, yazarın, eşdeğerli hangi yollardan yürüyerek metnini kurduğunu, tavrının yaratıcı olup olmadığını yoklamış oluyoruz. Öte yandan analizde, analizanın kurduğu metne yansız ve yüksüz konumuyla, halden anlayıcılık (empati’) ve hakikatlilikle eşlik eden; anlatıcının anlatısı ve kendinde yankılanışıyla uygun mesafeyi gözeterek ve ama yaşayarak ve bilgelikle dinleyen bir de analist var: ‘estetik-poetik’ açıdan metne bakış ehliyetimizi kuran analist tavrı. Hasılı; psikanalitik duyarlıkla yaratıcı tavrı yoklayış, verili varoluşsal gerçekliğini estetik düzeyde sorunsallaştırarak metne soyunan yazar öznenin edimindeki yaratıcılığı yoklayıştır.