Şehir Hemen! İnsanın yaşadığı yerle geldiği yer arasındaki görünmez bağları anlatıyor. Bu hikâyelerde şehir, yalnızca binalardan ve caddelerden ibaret değildir. Şehrin hafızası, yaraları ve insanları da anlatının bir parçası olarak karşımıza çıkar. Bazen bir mahallede, bazen bir kasabada, bazen bir tren garında buluruz kendimizi. Her öyküde sıradan insanların büyük hikâyelerine yaklaşırız. Kimi zaman bir babanın yokluğuna, kimi zaman bir annenin bekleyişine tanıklık ederiz. Çocukluk, büyümek ve kaybetmek hikâyelerin sessiz ortaklarıdır. Göç, yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. İnsan bazen gittiği yerde kendinden de göç eder. Gurbet kimi zaman uzak bir ülke, kimi zaman insanın kendi evindeki yalnızlığıdır. Geçmiş ise hiçbir zaman gerçekten geride kalmamıştır. Eski bir çeşme, bir dükkân, bir tren ya da bir mahalle geçmişi yeniden çağırır. İnsanların sustukları da söyledikleri kadar önem taşır ve kimi hikâyelerde adalet mahkemede değil, vicdanlarda aranır. İyiyle kötünün sınırı ise çoğu zaman kesin değildir. Çünkü herkesin bir hikâyesi, bir yarası ve bir bahanesi vardır. Hüzünle mizah, gündelik hayatla derin sorgulamalar bu öykülerde yan yana duruyor. Şehirle taşra arasındaki mesafe, insanın kendi içindeki mesafeye dönüşüyor. Şehir Hemen! Kaybolan insanları ve unutulan hikâyeleri yeniden görünür kılıyor. Ve okura şu soruyu bırakıyor: İnsan bir şehirden gerçekten ne zaman gider?