Bu kitabı eline aldıysan, belki de hayatın koşuşturması arasında bir an durup kendine en zor soruyu sormaya hazırsındır: “Bir gün gerçekten öleceğimi ne kadar hatırlıyorum?” İnsan, ölümü bilir ama çoğu zaman kendisine yakıştıramaz. Cenazelere gider, mezarlıklardan geçer, ölüm haberleri duyar; yine de içinin bir yerinde sanki kendisine daha çok zaman verilmiş gibi yaşamaya devam eder. Yapacak işleri vardır, yetiştirecek planları vardır, tamamlayacağı hayalleri vardır. Tövbe edecektir ama biraz sonra. Namaza daha sıkı sarılacaktır ama zamanı gelince. Kırdığı insanların gönlünü alacaktır ama uygun bir gün bulunca. Allah'a daha çok yönelecektir ama hayat biraz sakinleşince… Fakat hayat her zaman sakinleşmez. Ve bazen o “sonra” hiç gelmez. Bu kitap, sana ölüm korkusu vermek için yazılmadı. Seni hayattan soğutmak, umutsuzluğa sürüklemek ya da dünyanın bütün güzelliklerinden uzaklaştırmak için de yazılmadı. Tam tersine… Bu kitap, ölümü hatırlatarak hayatı hatırlatmak için yazıldı. Çünkü ölümün gerçekliğini anlayan insan, hayatın kıymetini daha iyi bilir. Annesine daha sık sarılır. Babasının sözlerini daha dikkatli dinler. Çocuğunun başını daha çok okşar. Eşine daha güzel söz söyler. Kalp kırmaktan çekinir. Kul hakkından korkar. Helal lokmanın değerini bilir. Secdenin kıymetini daha derinden hisseder. Ve en önemlisi, Allah'a dönüşünü ertelemez.