Fırat’ın üstünde bir seher vakti yine
Seher sabırsızlıkla beklemişti buluşacakları zamanı
Fırat Seher’i onun düşlerindeki gibi kucaklamıyor
Fırat’ın suları bugün coşmuş, köpürmüş,
Sert dalgalarıyla hoyratça kucaklıyor Seher’i
Fırat umarsız bugün sadece Seher’le yetinmek istemiyor
Bugün özgürlüğünün tadını çıkarmak istiyor
O; gündüzün içindeki güneşi,
Gecenin içindeki yıldızı,
Bulutun içindeki yağmuru da istiyor
Hepsi ile birlikte açıklarında ve kıyılarında oynaşmak istiyor
Bunu anlayan Seher, başka bir güne deyip
Hüzünle çekiliyor, yerini güneşe bırakıyor
Zamanın seninle ilgili sorununu, kaderinin oyununu,
seçtiklerinin tüm sorumluluğunu kabullenmek ne kadar zor
olsa da… Onlar her zaman düşmanın değildir. Kader seni doğru yola sokmak için kolluyorsa, zaman kabullenmen için sana kendinden bolca veriyorsa… Sorumluğunun gereğini yerine getirip, teşekkür ederek ilahî güce içten bir teslimiyet, sarsılmaz bir inançla bağlanmak tek çıkar yoldur. Bundan
sonrası ise uyanış...
“Uyandım, pencereden baktım ve gördüğüm manzarayı beğenmedim. En iyisi, ne bir daha uyanmak ne de pencereye bakmak. En iyisi bir daha hiç uyanılmayacak bir uykuya dalmak diyerek, kendini tanımadan göçüp gitmek istiyorsun. Bu uyanışın devamlılığı için tüm pencerelerden bakıp, sonra
istediğin penceredeki manzaranın gerçekliğini yaşamak için, o manzaraya giden kapıyı bulup açman gerekecek. Sonsuza dek evde uyuyamazsın, er ya da geç uyanıp dışarı çıkman gerekecek. O zaman seçmediklerin için asla pişmanlık seni bulmayacak. Çünkü kendin bu yolculuğa gönüllü olarak çıkarak kendini gerçekleştireceksin. Başarıp başaramayacağını anlaman için denemen gerek.”