İslâm dünyasında ilk asırlardan bu zamana kadar sünnetin vahiy kaynaklı olduğu yönünde genel bir kanaat bulunmaktadır. Ancak 19. asrın sonlarına doğru ilk defa Hindistan’da sünnetin vahiyle hiçbir ilişkisinin bulunmadığı görüşü ortaya çıkmış ve bu görüş daha sonra Mısır’a, oradan da İslâm dünyasının çeşitli bölgelerine yayılma imkânı bulmuştur. Ülkemizde de bu görüşün savunucuları bulunmakta olup bunlar gerek kaleme aldıkları çalışmalarla gerekse de sosyal medya vasıtasıyla görüşlerini yayma gayreti içerisine girmişlerdir. Bu da sünnetin vahiyle ilişkisi konusunda çeşitli tartışmaların çıkmasına sebep olmuştur.
Diğer taraftan sünnetin vahiyle ilişkisini kabul edenler arasında da hangi sünnetlerin vahye dayandığı ya da hangi konulardaki sünnetlerin vahiy kaynaklı olduğu noktasında görüş ayrılıkları vardır ve genelde belirli birkaç âyet veya hadisten yola çıkılarak yapılan genellemelerle konu halledilemeye çalışılmıştır. Aslında bu konunun tam olarak halledilebilmesi için hadis kaynaklarına başvurulması ve buna göre bir değerlendirme yapılması elzemdir. Fakat bu zamana kadar böyle bir çalışma kaleme alınmamıştır.
İşte bu çalışma, Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında vahiy alıp almadığını, aldı ise bunların hangi alanlara dair olduğunu tespit etmeyi amaçlayan ilk müstakil çalışma olma hüviyetini taşımaktadır. Zira bugüne kadar konunun pratikteki yansımaları yani Hz. Peygamber’in vahiy aldığından söz eden rivayetler bir bütün olarak ele alınıp hadis usûlü kriterleri ışığında incelenmemiştir. Bu nedenle bu konuda bir çalışmanın eksikliği hissedilmiş ve böyle bir çalışmanın hem sünnet-vahiy ilişkisi ile ilgili tartışmalara yeni bir ivme kazandıracağı hem de Türkiye’deki hadis çalışmalarına katkı sağlayacağı düşünülmüştür.
Â