İnsan, tehlikeyi çoğu zaman yanlış yerde arar. Bakışlarımızı karanlık sokaklara, parmaklıklar ardındaki suçlulara ya da açık düşmanlara çeviririz. Oysa insanlık tarihinin en büyük yıkımları, esasen ilk bakışta hiç de tehlikeli görünmeyen insanlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
   Hiçbir baskı düzeni, büyük yıkım ya da kitlesel felaket; kötülüğünü en başından ilan eden insanlar tarafından kurgulanmamıştır. Aksine, çevresinin güvenini kazanmış, karizmatik, ikna kabiliyeti yüksek, baÅŸarılı, yardımsever ya da maÄŸdur görünmeyi baÅŸaran kiÅŸiler eliyle inÅŸa edilmiÅŸtir.Â
Güç, kaba kuvvetten önce güven üretir; manipülasyon ise korkuyla değil, hayranlıkla başlar.
  Borderline kişilik yapılanması, yoğun terk edilme korkusu, kimlik karmaşası, dürtüsellik ve idealizasyon–değersizleştirme döngüsü nedeniyle ilişkileri derin bir istikrarsızlığa sürükleyebilir.
  Paranoid yapılanma, dünyayı sürekli tehdit üreten bir yer olarak algılar; kuşku, güvensizlik ve kontrol ihtiyacı zamanla temel yaşam stratejisine dönüşebilir.
  Antisosyal kişilik yapılanmasında empati, vicdan ve sorumluluk duygusu belirgin biçimde zayıflamıştır. Başkaları, antisosyal bireyler için genellikle eşit bireyler değil, kişisel hedeflere ulaşmada kullanılabilecek araçlar olarak görülür.
 Narsistik yapılanmada ise benlik, dışarıdan gelen hayranlık ve onayla beslenir. Eleştiri, yalnızca bir fikir ayrılığı değil, varoluşa yönelmiş kişisel bir saldırı olarak algılanır.
  Manipülasyon, güç ve kontrol; sevgiyi sömürür, korkuyu besler, mağduriyeti yüceltir ve hayranlığı araçsallaştırır. İlişkiyi eşitlik temelinden uzaklaştırır, insanı bağımlılık kıskacına sıkıştırır ve güce sığınmasını kolaylaştırır.
   Güç ve otorite birleştiğinde yalnızca bireysel ilişkiler değil; kurumlar, şirketler, siyasi partiler ve toplumlar da derinden etkilenebilir, onulmaz yaralar alabilir.
Bu nedenle Tehlikeli Kişilikler, yalnızca kişilik bozukluklarını anlatan bir kitap değildir. Aynı zamanda manipülasyonun psikolojisini, gücün nasıl üretildiğini, otoritenin hangi psikolojik mekanizmalarla meşrulaştırıldığını ve insanların neden bazen kendi özgürlüklerinden vazgeçerek yıkıcı yapılara gönüllü biçimde bağlanabildiklerini anlamaya çalışan bir politik psikoloji çalışmasıdır.
  Hakikat önemini kaybederse, bilginin yerini kanaat alır; eleştirinin düşmanlık olarak görülmesi normalleşir ve liyakatin yerini sadakat alır. İnsanların karaktere değil güce hayranlık duyması olağanlaşır, durumdan vazife çıkaranların sayısı artar ve vasata kıymet atfedilir.
  Fikret Zengin'in kaleme aldığı Tehlikeli Kişilikler kitabı okuru yalnızca tehlikeli kişiliklerle değil, kendi yargıları, kör noktaları ve toplumsal kabulleriyle de yüzleşmeye davet ediyor.