Bu soru çoğunlukla hukuk, egemenlik, ordu ve bürokrasi ile cevaplanır. Oysa hiçbir siyasal düzen yalnızca kurumlardan ibaret değildir; her devlet, farkında olsun ya da olmasın, belirli bir varlık anlayışı üzerine kurulur.
Türk Devlet Metafiziği devleti tam da bu görünmeyen zeminde arar. Klasik İslam metafiziği ile Türk devlet geleneğini bir araya getirerek Esmâü'l-Hüsnâ'nın doksan sekiz ismini devlet düşüncesinin ölçüsü hâline getirir: düzeni el-Hâlık, adaleti el-Adl, koruyuculuğu el-Hafîz, şefkati er-Raûf ekseninde okur. Allah–insan–devlet ilişkisini yaratılış, emanet ve adalet üzerine kurar; Celâl ile Cemâl arasındaki dengeyi devletin kemal ölçüsü olarak ortaya koyar.
Bu, devleti yücelten değil sınırlandıran bir metafiziktir.
"Devlet, ilâhî hakikatin yerine geçen bir otorite değildir. Devletin gerçek değeri, mutlaklık iddiasında bulunmasında değil; kendi sınırlılığını bilerek adaleti gerçekleştirmesinde ortaya çıkar."