Bu benzersiz, özgün mekânın önündeki taburelerde günbatımını içime çekiyorum. Kendimi Berlin’in en şık pastacısı, çikolatacısında duyumsuyorum. Bir de damla sakızlı Türk kahvesinin baş döndürücü kokusu! *** Ne olduysa birden oldu. Nasıl olduğunu anlayamadım. Sağ böğrümde bir ağrı, ay aman! Eve zor geldim, el yaman! Ne olacak şimdi peki? Bilmem. Kim bilir? Ambulans mı çağırsak? Yok, o kadar da değil. Ya? Ay, iğneler batıyor sanki her yerime. Ne yapayım? Yap bir kahve? İyi mi gelir? Belki. Sonra? Sonrasına da bakarız elbette, Ay’a bakar gibi. *** Yer gök atkestanesi cumhuriyeti; yer gök. Yense iyi. Kafalara pata küte düşmese. Çocuklar toplayıp toplayıp kürdanlarla adam, kadın, çocuk yapıyorlar, yapıyorlar. Çalışma masamda durur birkaçı, zaman zaman avucuma alıp okşarım: Hulki Aktunç’tan öğrenmiştim bunu da. Güç kazanırsın, günün iyi geçer, demişti. Güç kazandım mı? Bilmem.