szr odms

Mesaj Gönder

Kazandığı Rozetler

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilge
Bilge
Kaşif
Kaşif

Yorumları

23Yorum
Ruh Adam
ÖTÜKEN NEŞRİYAT
Hüseyin Nihal Atsız
Ürünü İncele
Atsız'ın eserleriyle bu kadar geç tanışmış olmak bir yandan bende pişmanlık hissi uyandırırken, diğer yandan onun kitaplarını okuyabilmek için belirli bir okuma olgunluğuna ulaşmam gerektiğini düşündürdü. Çünkü ilk kez bir yazarı okurken kendime sürekli şu soruyu sordum: Acaba onu gerçekten anlayabiliyor muyum? Vermek istediği mesajları ne kadar kavrayabiliyorum? Ruh Adam, melankolik atmosferi, Selim Pusat'ın iç dünyası, metafizik unsurlar ve güçlü sembolleriyle okuru sürekli düşünmeye sevk eden bir eser. Her satırında farklı bir anlam katmanı saklı. Bana göre kitabın en masum karakteri ise hiç şüphesiz Ayşe Pusat'tı. Romanın atmosferini daha da derinleştiren şiirler, anlatının ruhuyla kusursuz bir uyum içindeydi. Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan en güçlü düşünce ise şuydu: İnsan için en ağır mahkeme, kendi vicdanının kurduğu mahkemedir. Çünkü bazen insanı en acımasız şekilde yargılayan da, affetmeyen de yine kendi vicdanıdır.
Ve Sen Kuş Olur Gidersin
DOĞAN KİTAP
Tarık Tufan
Ürünü İncele
Tarık Tufan'la tanışmam aslında son kitabıyla oldu. Onu okuduğumda kaleminden öylesine etkilenmiştim ki, ilginç bir şekilde yazarı günümüzden geçmişe doğru, ters kronolojiyle okumaya başladım. Ve Sen Kuş Olur Gidersin, okuduğum dördüncü Tarık Tufan kitabı oldu. Belki bana düşmez ama naçizane fikrim; Tarık Tufan'ın kaleminin yıllar içinde inanılmaz güçlendiğini görmek mümkün. Bu kitapta da insanın içine işleyen, altını çizmek istediğim birçok cümle vardı. Ancak dürüst olmak gerekirse, beni ilk okuduğum kitapları kadar derinden etkilemedi. Kitap; içine kapanmış, depresif bir adamın iç dünyasına, yalnızlığına ve hesaplaşmalarına odaklanan bir içe dönüş hikâyesi. Kötü müydü? Kesinlikle hayır. Sadece yazarın kaleminin çok daha güçlü yansıdığı eserlerini okuduğum için benim sıralamamda orta seviyelerde kaldı. Kitaptan aklımda en çok kalan cümle ise şu oldu: "Susuyor olman, acı çekmediğin anlamına gelmez." Sırf bu ve benzeri cümleler için bile okunmaya değer bir Tarık Tufan kitabı.
Harika Bir Hayat
İTHAKİ YAYINLARI
Hikmet Hükümenoğlu
Ürünü İncele
Harika Bir Hayat bitti. Adı gibi gerçekten harika bir kitaptı. Hikmet Hükümenoğlu ile tanışmamı sağlayan ilk kitap oldu ve açıkçası diğer kitaplarını da okuma isteği bıraktı. Yazarın üslubunu oldukça beğendim; akıcı ama aynı zamanda düşündüren bir anlatımı var. Kitap, kadın bir kahramanın etrafında şekilleniyor ve hikâye Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden Demokrat Parti dönemine kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Kahramanın hayatını okurken aslında farkında olmadan dönemin siyasi ve toplumsal çalkantılarının içine giriyorsunuz. Bu da kitabı sadece bir hikâye olmaktan çıkarıp daha derin bir yere taşıyor. Yer yer dönemin önemli yazarlarına yapılan göndermeler de ayrı bir tat katmış. İlk kitabım olduğu için çok keskin bir yargıda bulunmak istemem ama eleştirebileceğim tek nokta, yer yer tarafsızlığının tartışılabilir olması olabilir. Onu da diğer kitaplarını okudukça daha net değerlendireceğim.
Soygun
KAPI YAYINLARI
Prof. Dr. İskender Pala
Ürünü İncele
Soygun ile bir kez daha anladım ki İskender Pala benim için her zaman ayrı bir yerde. En sevdiğim yazarlardan biri; ne yazsa okurum diyenlerdenim. Kitaplarını kendi içinde sıralayacak olsam, Soygun’u Azdahak ile Aşk Hikâyesi arasında bir yere koyarım. Çünkü bu eser, hem bir aşk hikâyesi hem de sürükleyici bir olay çözümlemesi sunuyor. Osmanlı Devleti döneminde, özellikle II. Mahmud zamanında geçen kurgu; tarihiyle, gizemiyle ve duygusuyla iç içe ilerliyor. Hikâyenin kalbinde ise Topkapı Sarayı var… ve bu atmosfer kitaba ayrı bir derinlik katıyor. İskender Pala’nın kaleminde yine Divan edebiyatının en zarif kelimeleri, en özel ifadeleriyle karşılaşıyoruz. Kısacası; ustalıkla yazılmış, sürükleyici ve estetik bir roman. Okunur, tavsiye edilir.
Suzan Defter
CAN YAYINLARI
Ayfer Tunç
Ürünü İncele
Suzan Defter, Ayfer Tunç’tan okuduğum ilk eserdi ve konusu başta oldukça ilgimi çekmişti. 12 Eylül döneminin gölgesinde, kadın ve erkek bakış açısıyla tutulan günlükler fikri merak uyandırıcıydı. Okurken Derya ve Ekmel Bey’in iç dünyalarına yapılan derin yolculuk, psikolojik çözümlemelerle etkileyici bir şekilde aktarılmış. Ancak kitaba başlamadan önce 12 Eylül sürecine dair daha fazla tarihsel ve toplumsal anlatı beklemiştim. Bu açıdan beklentimi tam karşılamadığını söyleyebilirim; dönem daha çok arka planda kalmış. Buna rağmen akıcı dili sayesinde kitap kendini bir çırpıda okuttu. Eksik bulduğum yönlerine rağmen yazarın anlatım gücü bende merak uyandırdı ve diğer eserlerine de şans vermek isterim.