Bence bu eser çok çok faydalı eser, samimi her müslümanın okuması lazım, zira önümüzde çok büyük tehlikeler var, bunların en büyü diyalog... Bu tehlike devletin ve milletin her kesiminde hızla yayılıyor. Gavurun işini kolaylaştırıyor. Bugün Süriyede faaliyet görseten mihraklar yarın bizim ülkemizde çok rahat faaliyetlerini gösterecekler zira taman buna hazırlanıyor. Şu kitapta tüm bu tahrifçilerin sözlerinden ve eserlerinden alıntılarla konular işenmiş. Bu kitabı okuyupta halen özellikle diyaloçuluk yapan varsa tek kelime ile aptaldır. Samimi müslümansa. yok ben diyaloğu farklı gözle görüyorum diyorsa o zaman bü millete ve müslümanlara değil gavurlara çalışıyor. o zaman avanaktır....
Yıldız'dan Sanremo'ya & Vahdettin'in Dördüncü Kadın Efendisi Nevzat Vahdettin'in Hatıraları ve 150'liklerin Gurbet Maceraları
Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in dördüncü eşi Nevzat Hanım’ın anıları kitabın ilk 50 sayfasını içeriyor. Fakat anılar son derece tutarsız ve oyuncakları elinden alınmış bir çocuğun feryadını andırıyor. Sanremo’da parasız kalındığında kendi ziynet eşyalarının satıldığını anlatmasından anlayabiliyoruz bunu. Vahdettin’in saraydan kaçarken yanına 20 bin İngiliz Lirası alarak kaçtığını söylüyor. Bu çok yüksek bir meblağ, hem apar topar kaçıldığını anlatıp, hem de bu kadar paranın yanına alınabilmesi çok çelişkili. Vahdetti’in Sanremo’da mütevazi bir köşkte barındırıldığı söyleniyor. Fakat sıkıntı içinde öldüğü ve tabutuna bile haciz konulması bu kadar para ile kaçılmasını doğrulamıyor. Nevzat Hanım, Vahdettin ile istemeden evlendirildiğini belirtiyor fakat Vahdettin’in kendisiyle evli kalmak istemeyen başka bir kadınını ise nasıl anlayışla boşadığını anlatıyor. Bunlar hep birer çelişki. Vahdettin Vatanı düşmanlara sattı diyor. Halbuki Vahdettin 4 Temmuz 1918 yılında tahta çıktı, yani Birinci Dünya Savaşının bitiminde. Savaştan sonra tahta çıkan biri nasıl vatanını satmış olacak. Öyle olsa bile İkinci Meşrutiyetten sonra (1908) padişahlık sembolik bir hale düşmüştü, devlet yönetimi İttihat ve Terakki Partisindeydi. Savaş, padişah iradesi dışında gerçekleşmişti. İ. ve Terakki liderleri savaş sonunda yurtdışına kaçtı, yerine de rakibi olan Hürriyet ve İtilaf partisi liderleri yönetimi ele aldı. Bu durumda olsa olsa H.ve İtilaf partisi liderleri ve bu partinin sadrazamı Damat Ferit sorumlu tutulabilir diye düşünüyorum. 50.sayfadan sonra ise 150’liklerin maceraları anlatılıyor. 150’likler diye adlandırılanlar ise bilindiği gibi, saltanatın kaldırılması sırasında saray arkanı ya da saraya yakın kimselerden İngiliz elçiliğine iltica ederek yurtdışına gidenler. Bunların içinde ağırlıklı olanlar ise, o dönem iktidarda bulunan Hürriyet ve İtilaf partisi liderleri, Kuvayi İnzibatiye Liderleri, Damat Ferit yanlısı Valiler, Şeyhülislam vs. gibi kimseler. Bu kişilerin bazıları Vahdettin Malta’ya kaçtığı için orayı tercih etmişler, bir kısmı ise Mısır, Romanya ve Yunanistan’ı tercih etmişlerdi. Bu kişilerin anılarını ise S.S rumuzlu bir kişi derlemiş ve 1937 yılında önce Tan gazetesinde yayınlamış. Anılar derlenirken fazlaca şahsi yorumlarda bulunulmuş. Örneğin; Hicaz kıralı ile olan bir görüşmesinde Vahdettin için; “şeytan ruhlu ve fikirli Vahdettin kralın niyetini anlayarak teklifini reddetti” ifadesinde bulunmuş. Halbuki olay ne ise onu yansıtmalı, Vahdettin hakkındaki farazi yorumları okuyucuya bırakmalıydı. Vahdettin ve 150’likleri sonu ile ilgili bilgi edinmek isteyenler için güzel bir kitap, yazarın şahsi yorumlaraına kapılmamak şartıyla.
Orhan Cakmak06 Temmuz 2012Bu ve bunun gibi yazarlar yazdıkları eserlerde sadece bir adamaı pohpohlayacak ya, daima tutarsız olurlar. Diğer eserlerine bakarsanız sizde göreceksiniz. Kişisel olarak okunur eserler yazmıyor. Belgelere dayalı değişeyler yakın bir zamanda çürüyecek...
Akl-ı Kemal (İki Cilt Takım-Kutulu) & Atatürk'ün Akıllı Projeleri
Bunların bir kısmının M. Kemalle alakası bile yok, diğer bir kısmı ise Camileri Halkevi yapmak gibi, halka rağmen halka dayatılan projeler. Çiftlik projesi ise Konya köylüsüne gönderilen traktörlerin köylüden alınıp Gazi Çiftliğinde kendisi tarafından kullanılması..... Resmi belgelere bakılınca tek taraflı projeler. Bir kaçı hariç. Yiğidi öldür ama hakkını yeme... İnsanlar bir şeyi sevince kusur görmüyorlar. M. Kemale objektif olarak yaklaşan adam ne deyse yok.
E. Rumi (k.s.) Hazretleri büyük zatlardan birisi, eseride uzun yıllar kaynak eserlerden birisi. Lakin gel gör ki bu eser tamamen ticari ilarak çevrildiği ve çevirenin ilmi olarak ne kadar sığ olduğunu yazdığı dip notlardan göreceksiniz. Sadece dipnotları okursanız, dipnotlardan bir insanın nasıl birisi olduğunu çıkartabileceksiniz. Yunus Emreden tutun, müellife kadar herkese hakaretler, dini savunuyorum diye bir kısım değerlere nasıl saldırmalar olduğunu görünce doğrusu bende mide bulantısı yaptı. Bir müslüman nasıl olurda başkası için " Allah günühlarını affetsin diyeceğimde diyemiyorum.... eşşek cennetine gidecek... " bu bunun gibi nasıl sözler... Bu sözle bir müslümanın ağzından çıkacak sözler mi? Çoğu yanlış diye dipnot yazan çevirmene sormak lazım o ki yanlış, saçma, hatta ne derse küfür dediğin eseri neden çevirdin? O ki bu adam eşşek cennetine gidecek diyorsun da ne diye kitapta E. Rumi k.s. diyorsun... Hatta bazı yerlerde bu hadis sahih değil dedikleri sahih, müellifin zayıf rivayet dediklerine ise bunlar sahih diyor... Ben alim değilken bu çevirmenin dipnotlarının ne hezeyan olduklarınını çoğunu tespit ettim. İşin ehli bir kaç zatada bunları göstereceğim. Değerli okuyuculara tavsiyem şudur ki... Her önünüze gelen klasik eseri almayın. Alırken çevirmene ve dipnotuna dikkat edin. Çoğusu ticari kaygıdan dolayı birilerine çevirtiliyor, çevirmende işini değil kendi çapında yönlendirme yapıyor. Çevirmen aklını kendine saklasın. Çok aklı varsa kendisi bir şerh yazar... Müellife Allah'tan korkmaz, kuldan utanmaz diyor. Herkesi nasıl bilirsin kendin gibi ya... İşte tipik bir örnek... Ben bir hata yapıp, geçen yıl SultanAhmet fuarından almıştım. Okuyucular lütfen yayınevlerine ve çevirmenlere dikkat etsinler, özellikle dipnotlara... Bu zamanda bir kısım insanlar illa kendi fikirlerini de ifade etmek istiyorlar. Hep birşeylerin arkasına saklanıyorlar. Şüphe birakıp duruyorlar. Müellif orjinal nushasında zaten bu eseri tasavvuf ehli herkes okusun ama tasavvuf ehli hariç hiç kimse okumasın küfre sapar diyor... Çok doğru diyor... Diğer taraftan bu kitap yanlış olsa baştan aşağı... 1: Yanlış kitabı neden çevirdiniz? 2: Kitaptaki dipnotlarda bunca hakaret etmek müslümana yakışır mı? 3: Bu adamın gözüne göre bu müellifin - ki çevirmen kitabında buna k.s. diyor- %1 de olsa veli kullardan ise, bunlara böyle büyük iftira etmek günah olarak adama yetmez mi? 4: Bazı yerlerde ben bulamadım demek bunun olmadığını mı gösterir? 5: Kimi yerleri İsraliyyat diyemek ne demek... İsralliyat dediği yerlerin Kuran ve Sünnette delilleri var.!!! 6: .... Yazacak çok şey var ama kime.... Çevirmenlere dikkat! Yayınevlerine dikkat!
Bu ve bir sonraki eseri okudum. Zevkle ve bir solukta... Özellikle yazarın gerçek hayat hikayesini okurken bir dönemin ve o döneme ait kalıplaşmış yaşayan fosil insanlarını da bir daha tanıma imkanına sahip oluyorsunuz. Özellikle Kadir Mısıroğlu'nun hemen hemen tüm eserlerini okudum. En sevdiğim tarzı ise yazılarında tuttuğu dipnotlar çok geniş ve zengin bir bilgi birikimini, faydalı bilgileri içermesi sayesinde sanki iki eseri bir arada almış gibi oluyorsunuz. Kesinlikle bir dönemi analiz etmek için Geçmiş Günü Elerken 1,2, Geçmiş Günü Elerken ve Hicret kitaplarının okunmasını tavsiye ederim... Keşke özgürlük plajlarda değilde kafalarda olsa, nice yalancı, pohpohlanmış klişeler gün açığına çıksa...