Ömer Faruk İnceler

Mesaj Gönder

Kazandığı Rozetler

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilge
Bilge
Kaşif
Kaşif
Üstat
Üstat

Yorumları

158Yorum
Soygun
KAPI YAYINLARI
Prof. Dr. İskender Pala
Ürünü İncele
İskender Pala denince aklımıza hep o ağır, divan edebiyatı kokan tarihi romanlar gelir ya, Soygun ezber bozuyor. Kitabı elime alırken saray koridorlarında kaybolacağımı sanmıştım ama kendimi bir anda kovalamacanın, zekice planlanmış bir sanat hırsızlığının ortasında buldum. Tarihi detaylar yine var tabii, İskender Hoca’nın imzası sonuçta, ama bu kez fonda sakin sakin akmak yerine tempoyu fena halde hızlandırmış. İstanbul’un gizemli sokaklarında gezinirken sayfaları nasıl çevirdiğimi anlamadım. Klasik polisiye kalıplarını sevmeyen, işin içine biraz da bizim toprakların kokusu karışsın isteyenler için çok temiz, akıcı bir macera olmuş. Şatafatlı laflara boğulmadan, doğrudan hikayenin içine çeken nefis bir macera. Geçmişini kaybetmiş bir millet, geleceğini de kaybetmiş demektir. En büyük soygun, hafızasız bırakılmaktır.
Boğaziçi'ndeki Mücevher Dolmabahçe Sarayı
KAPI YAYINLARI
Prof. Dr. İskender Pala
Ürünü İncele
Bir mekanı taştan ve ihtişamdan ibaret görmeyip onun ruhuna dokunabilmek büyük bir maharet. İskender Pala, ezberleri bozarak tarihi bizzat sarayın sessiz şahitleri olan eşyalardan dinlememizi sağlıyor. Avizelerin fısıltısı, sandalyelerin hafızası ve duvarların dili üzerinden Dolmabahçe’nin koridorlarında dolaşıyoruz. Alışılmış kronolojik tarih anlatılarının çok uzağında, nesnelerin gözünden aktarılan bu hikayeler, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan köprünün birer hatırası. Kitapta, önünden her gün geçip gidilen bir yapının aslında yaşayan, nefes alan ve konuşan bir hafıza merkezi olduğunu anlatılmak istenmiş. Sarayın görkemini sessiz tanıkların kalbinden hissetmek isteyenler için son derece zarif ve derinlikli bir deneyim. Bir devrin kapanışına ve yeni bir devrin doğuşuna aynı pencerelerden bakmış eşyaların anlattıkları, tarih kitaplarının sayfalarından çok daha canlı, çok daha insani ve derindi.
Mantissa
AYRINTI YAYINLARI
John Fowles
Ürünü İncele
John Fowles, kitapta bizi doğrudan bir yazarın kafasının içindeki o tuhaf, labirent gibi odaya kapatıyor. Kitap boyunca klasik bir olay örgüsü aramak boşuna. Edebiyatın, bir şeyler yazıp yaratmanın ve ilham perisi mevzusunun içini açarak kafamı bir güzel karıştırdı. Hikayenin o steril hastane odasında başlaması bence tesadüf değil, aslında yazarın karşısındaki o bomboş beyaz sayfa. Miles Green ile Erato’nun o hiç bitmeyen, kavgalı gürültülü, hem didişmeli hem de flörtöz halleri, bir yazarın kendi yarattığı karakterlerin elinde nasıl oyuncak olduğunu absürt bir kanıtı. Edebiyat teorileriyle, ukala entelektüel tavırlarla ve en çok da kendi yazar egosuyla çok fena kafa bulmuş. Klasik bir kurgu konforu arayanları hayal kırıklığına uğratacak, ancak kelimelerle oynanan bu entelektüel körebe oyunundan keyif alanları fazlasıyla doyuracak bir eser. Yaratıcılığın sancısını, ironi ve ironinin de ironisini yaparak anlatan farklı bir deneyim.
Bin Muhteşem Güneş
EVEREST YAYINLARI
Khaled Hosseini
Ürünü İncele
Bazı kitaplar okunduktan sonra zihinde fikirler bırakır, bazıları ise insanın içine yerleşir. Bin Muhteşem Güneş benim için ikinci gruba dahil oldu. Kitabı bitirdiğimde aklımda savaşın tarihi ya da Afganistan'ın siyasi geçmişinden ziyade, hayatın en sert koşullarında bile insanı ayakta tutabilen bağlar kaldı. Meryem ve Leyla'nın hikayesi, aynı acının farklı yüzlerini gösterirken dayanışmanın ne kadar dönüştürücü olabileceğini de hissettiriyor. Haled Hüseyni, karakterlerini kahramanlaştırmadan anlatmış. Onları kusurları, korkuları ve kırılganlıklarıyla olduğu gibi bırakmış. Bu yüzden yaşadıkları daha gerçek, daha sarsıcı geliyor. Bin Muhteşem Güneş, benim için insanın umuda yer açmak için gösterdiği dirençle bile yaşayabileceğini düşündüren nadir romanlardan biri oldu. Kader bazen elinden her şeyi alır, geriye kim olduğunu bırakır.
Zaman Sığınağı
METİS YAYINLARI
Georgi Gospodinov
Ürünü İncele
Zaman Sığınağı’na başladığımda içimi ısıtan Alzheimer hastaları için kurulmuş o şefkatli geçmiş klinikleri fikri, sayfalar ilerledikçe beni çok şaşırtarak tam bir kaosun ortasına bıraktı. Aslında insanlardaki yalnızlığın verdiği acıyı dindirmek adına çok vicdani, çok insani bir çözümdü. Ama yazar öyle bir şey yapıyor ki, o masum kaçış alanını alıp tüm insanlığın şimdiki zamandan kaçtığı devasa bir deliliğe, bir zaman distopyasına çeviriyor. Fark ediyorsunuz ki, acıdan ve bugünden kaçmak için hafızayı toptan geçmişe gömmek, aslında yaşayan ölüler yaratmaktan, ruhsal bir ötenaziden farksızmış. Şimdiki zaman ne kadar zor ve katlanılmaz olursa olsun, ondan vazgeçtiğimiz, hafızayı geçmişe kilitlediğimiz an vicdanımızı da gerçekliğimizi de kaybediyoruz. Güzel hayaller ile başlayıp, bir kaosun içinde yuvarlanıp, yok daha neler diyerek final yapmak isterseniz doğru yerdesiniz. Unutuşun o tatlı hafifliği acıyı dindirir belki, ama geriye ne insan onuru bırakır ne de yaşanmış bir hayat.