Onaylı Yorumcu

Bayram Korkmaz

Mesaj Gönder

Hakkında

Merhaba, ben Bayram Korkmaz. Konya'da doğdum ve Konya'da ikamet etmekteyim. 30 yaşındayım, evliyim ve bir erkek çocuk babasıyım. İktisat Bilimi üzerine aldığım Lisans eğitimini 2018 yılında, İnovasyon Ekonomisi ve Büyüme üzerine aldığım Yüksek Lisans eğitimini ise 2021 yılında Necmettin Erbakan Üniversitesinde tamamladım. Özel bir şirkette Ürün Müdürü olarak çalışmaktayım. Müşteri İçgörüsü Alma ve Pazar Araştırması gibi işlerle meşgulüm. Kişisel gelişime önem veriyorum ve bu yolda aktif olarak birçok enstitüden, eğitim merkezinden ve kitaplardan faydalanmaya devam ediyorum. Kendime ait alçakgönüllü bir kütüphanem var ve her geçen gün büyütüyorum. Dünya Klasikleri, Türk Klasikleri, Modern Klasikler, Bilimsel ve Akademik Kitaplar, Kişisel Gelişim Kitapları ve Dini Kitaplar okumayı tercih ediyorum.

Yorumları

22Yorum
Gül Yetiştiren Adam
İZ YAYINCILIK
Rasim Özdenören
Ürünü İncele
Milli ve Manevi Mücadele
Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam adlı eseri 1979 yılında, Türkiye’de sosyal ve siyasi hayatın fazlasıyla hareketli ve gergin olduğu bir dönemde yayımlanmıştır. Bu dönemde şehirleşme ve modernleşme toplumsal hayatı hızlı ve derinden etkilemektedir. Roman, modernleşmenin toplum üzerindeki etkilerini iki farklı hikâye üzerinden aktarırken, yazarın geleneksel ve millî değerlerden yaşanan kopuş karşısında duyduğu endişe açıkça hissedilmektedir. Bu romanda iki farklı hikâye var ancak beni asıl etkileyen ve duygulandıran kısım milli mücadele döneminde savaşan ve daha sonra yaşadığı duygusal çöküntü nedeniyle hiç dışarıya çıkmayan ve sadece evinde gül yetiştirmekle meşgul olan adamın hikâyesi oldu. Uğruna savaşılan ve binlerce vatan evladının şehit olmasıyla kazanılan milli mücadelenin sonucunda toplumdaki manevi işgali görünce, toplumu protesto eden ve bilinçli yalnızlığı tercih eden bir adamın topluma ve sosyal hayata dair eleştirisinin çok iyi aktarıldığını düşünüyorum. Karakterin gül yetiştirmesi, dışarıya hiç çıkmaması ve yalnızlığı seçmesi içinde bulunduğu duygu durumunu bize çok iyi yansıtıyor. Maneviyata yönelen, modernleşmeye karşı bir tepki olarak yalnızlığı seçen karakterimiz gül yetiştirerek manevi ve milli değerlerimizin saflığını ve güzelliğini anlatmak istiyor. Üstelik yazar aslında modernleşmeye karşı çıkmamaktadır. Sadece bireyin ahlaki bir duruş sergilemesinin ve geleneksel değerleri muhafaza etmesinin önemini vurgulamak istemektedir. Diğer hikâyemiz ise modernleşen bu hayat içerisinde anlatılmak istenen bu geleneksel değerlerden uzaklaşan bir arkadaş grubu arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Bu hikâye, sözde modern yaşam tarzının bireyler üzerindeki etkilerini oldukça çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. İki hikâye gerçekten birbirini çok iyi tamamlıyor. Her ne kadar kitabı okumaya ilk başladığımda anlamsız gelse de kitap bittikten sonra düşündüğümde bu iki hikâyenin aslında birbirini tamamlayacak şekilde kurgulandığını fark ettim. Bir tarafta modernleşmenin etkisiyle değerlerinden uzaklaşan insanlar, diğer tarafta ise bu değişime karşı kendi değerlerini korumaya çalışan bir karakter yer alıyor. Son olarak akıcı ve anlaşılır bir anlatım tarzının olduğunu belirtmek isterim. Sade fakat derin anlamlar içeren dili sayesinde okuyucuyu düşündüren ve etkisini uzun süre sürdüren bir roman olduğunu söylemek mümkündür.
Gitanjali - İlahiler
TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
Rabindranath Tagore
Ürünü İncele
Okurken en çok sıkıldığım kitaplar sıralamasında 1. sırada.
Diriliş Neslinin Amentüsü
DİRİLİŞ YAYINLARI
Sezai Karakoç
Ürünü İncele
Diriliş Medeniyetinin Manifestosu
Bu kitap, Sezai Karakoç’un 1975 ve 1976 yıllarında Diriliş dergisinde yayımlanan yazılarından oluşmaktadır. 'Amentü' kelimesi Arapçada 'İnandım' ve 'İman ettim' anlamına gelmektedir. Nasıl ki, Amentü Duası imanın esaslarını anlatıyorsa ve bir Müslümanın kalpten inandım diyerek tasdik etmesi gereken şartları ifade ediyorsa, bu kitapta da yazarın kendi ifadesiyle diriliş sitesinin imarı için diriliş neslinin hangi noktada yer alması ve nasıl bir yol izlemesi gerektiği ifade ediliyor diyebiliriz. Fikir-zihniyet, özgürlük, hakikat, ekonomi, erdem, barış, medeniyet-uygarlık, tarih-sosyoloji, saygı ve sevgi gibi birçok konuda Müslümanın tutumu ve takınması gereken tavır işleniyor. Çünkü yazarın ideası olan -ki bu ideanın sadece yazara değil, büyük bir inanç sistemine ait olduğunu düşünüyorum- diriliş sitesinde, diriliş medeniyetinde toplumu ve bireyi etkileyecek birçok mekanizmanın nasıl işleyeceğine ya da işlemesi gerektiğine dair cevaplar veriyor. Okurken birçok noktada yalnız olmadığımı bir kez daha anladım ve yazarak ya da konuşarak bu kadar güzel ifade edemeyeceğim birçok fikrin ne kadar güzel yazıya döküldüğünü gördüm. Sezai Karakoç’un daha önce okumuş olduğum kitaplarında da Diriliş Nesli ve Diriliş Medeniyeti sıkça değinilen fikirlerdi. Bu kitaba dair naçizane ufak bir eleştiride bulunmam gerekirse, 68 sayfadan oluşan bu kitap aslında 50 sayfada bitebilirdi. Yazar sanıyorum ki, konuyu pekiştirmek ve zihinlerde daha iyi somutlaştırmak adına birbirine benzeyen ya da birbirini özetleyen çok fazla cümle kurmuş. Belki de daha önce okuduğum iki kitabının zihnimde çok yer etmesinden ve sürekli okurken önceki kitaplarından yazıları hatırlamamdan dolayı böyle hissettim. Okuduğum bazı incelemelerde, kitapta kullanılan dilin ağır olduğu şeklinde eleştiriler gördüm; ancak bu eleştirilere katılmıyorum. Sadece biraz yavaş okumayı gerektiren bir dili var diyebilirim. Yazarın düşünceleri o kadar yoğun ki, zihinlerde somutlaştırmak adına ortaya koyduğu yazılar yavaş yavaş işlendiği için bir düşünce havuzunda buluyorsunuz kendinizi. Kitabın dilinin ağır olduğu yönündeki eleştirileri buna yoruyorum.
Yitik Cennet
DİRİLİŞ YAYINLARI
Sezai Karakoç
Ürünü İncele
Medeniyetin Kurucusu Peygamberler
Sezai Karakoç’un Eylül 1974`ten Ocak 1976`ya kadar Aylık Diriliş Dergisi`nde, 21 Haziran 1976-14 Ekim 1976 arasında Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğünde Zülküf Canyüce takma adıyla yayınlanan bu kitabındaki yazılarında; insanlığın yitirdiği cenneti tekrar bulma çabası anlatılmaktadır. Hz. Âdem ile başlayan yitik cenneti bulma yolculuğu, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) ile nihayete erer. Her peygamber kurtuluşa açılan bir kapı ve insanlık medeniyetinin mihenk taşıdır. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise kurtuluştur ve insanlık medeniyetin nihai tamamlayıcısıdır. Hz. Âdem varoluş hikmetini, Hz. Nuh varoluşun temellenmesini, Hz. İbrahim inancın temellenişini, Hz. Yusuf devlet ilkelerini ve yönetimini, Hz. Musa zulmün karşısında bir duruşu ve hakikatin mutlak yasasını, Hz. Süleyman ideal devleti ve hakimiyeti, Hz. Yahya şehadeti ve inananlarının sesini, Hz. İsa yeniden dirilişi ve dimdik ayakta duruşu, Hz. Muhammed (s.a.v.) ise kurtuluş kapılarının ardını ve cennetin kendisini sembolize eder. Kitabı okumadan önce kitapla ilgili herhangi bir bilgim yoktu ve kitapla ilgili bir inceme de okumamıştım. Bu durumun da etkisi ile ilk başlarda bölümler arası bağlantıyı kuramadım ve biraz sıkıcı gelmişti ancak sonradan büyük zevkle okumaya devam ettiğimi söyleyebilirim. Özellikle medeniyet bağlamında ele alınan konular sosyolojik yönden öylesine temelli ele alınıyor ve inanç-medeniyet ilişkisi de bir o kadar harika anlatılıyor ki bu kitabı okurken Sezai Karakoç tarafından yapılan tespitlere sık sık hayranlık duydum diyebilirim. Sezai Karakoç “İnsanlığın Dirilişi” adlı denemesini “Kabuktan öze gidiş, hakikate dışından ve çevresinden bir bakış” diyerek tarif ederken, “Yitik Cennet” isimli bu denemesini ise “İçten dışa, özden kabuğa gidiş” olarak tarif ediyor. Bu sebeple bu kitaptan önce yazarın “İnsanlığın Dirilişi” adlı kitabını okumak daha doğru olabilirdi.
İslamın Dirilişi
DİRİLİŞ YAYINLARI
Sezai Karakoç
Ürünü İncele
İslamın Dirilişi Dünya İçin Neden Önemli?
Sezai Karakoç’un 1966’ dan 1967’ ye kadar Diriliş dergisinde yayımlanan başyazılarından oluşan bu kitap; İslami bir dirilişe dünyanın neden ihtiyacı vardır? İslam Coğrafyasının içinde bulunduğu mevcut durumun sebepleri nedir ve İslami Dirilişte mevcut dünya siyasi durumunun rolü nedir? İslam coğrafyasının diğer coğrafyalarla ilişkisi nedir? İslami diriliş nasıl gerçekleşecek? İslamın insanlığa çağrısı nedir? gibi sorulara bir cevap niteliğindedir. Rönesans'tan sonraki beş yüz yıllık dönemi “Avrupa Dönemi” olarak belirten yazar, bu dönemde ölüm dalgınlığı içerisinde bir Asya ile gerçek anlamda var olmayan bir Afrika’nın, Avrupa'ya bakışını anlatarak ve sayfa 9’ da “Avrupa’nın en büyük dramı şudur: Kendini hiçbir zaman sevdirememesi.” diyerek bu güzel kitabın girişini yapıyor. Ancak bu alıntıdan hareketle bu kitabın Batıya bir eleştiri olarak yazıldığını düşünmenizi istemem; çünkü bu kitap Batı ile değil İslam coğrafyası ile ilgili. Sadece çok isabetli bulduğum için bu alıntıya yer vermek istedim. Avrupa barbar ve büyücü olarak görülürken ve kendini dünyaya tarih boyunca bir türlü kabul ettirememişken, bir de bu insani adaptasyonu sağlayabilecek tek güç olan İslam Medeniyetine set çekmesinin kendisini nasıl yalnız bıraktığını anlatan Sezai Karakoç, Doğu ve Batı’nın dirilişinin ancak İslam Medeniyetinin dirilişi ile mümkün olabileceğini anlatıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası İslam Ülkelerindeki bağımsızlık hareketlerini siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık ve fikir-kültür bağımsızlığı olmak üzere üç aşamaya ayıran yazar, fikir ve kültürde Batılı aydın ile köklerinden kopmayan halkın nasıl karşı karşıya geldiğine değinmektedir. Peki, bu düşünce dirilişi nasıl olacak? Bu sorunun cevabını okurken, yazıldığı dönemi de göz önüne alınca, bu kitabın değerini çok ama çok iyi anlayacaksınız. Sezai Karakoç bu sorunun cevabını vermeden önce eğitim sistemine sizlerin de hak vereceğine emin olduğum muhteşem eleştirilerini yöneltiyor. Sadece eğitim sistemi değil, bu düşünce dirilişinin önünde bir bent gibi duran dönemin sözde aydınları da bundan payını alıyor. “Düşüncede Dirilişin” anlatıldığı ve beni en çok etkileyen bu kısımdan sonra “İnanışta Diriliş, Edebiyat ve Sanatta Diriliş ve Aksiyonda Diriliş kısımları ile Sezai Karakoç, İslam dünyasının ihtiyacı olan diriliş basamaklarının nasıl gerçekleştirilebileceğini ve İslam dünyasının neden bu diriliş adımlarını gerçekleştirmekte zorlandığını eleştirel bir üslup ile bizlere aktarıyor. Tam bu noktada şunu belirtmezsem haksızlık etmiş olacağımı düşünüyorum; bu kitap, mevcut durumun değerlendirildiği ve devamında çözümün nasıl gerçekleşeceği konusunda tahminlerin sıralandığı ve mevcut durumun sebeplerinin eleştirileriyle dolu bir yazı silsilesi olmaktan çok, özünde Milli ve İslami bir uyanış tutkusu yaşayan herkesin kılavuzu olabilecek nitelikte bir kitap. Kitabın ikinci ve son bölümü olan “İslamın Çağrısı” isimli bölümde ise İnsana, Müslümana, Yahudiye, Hristiyana, Doğululara ve Afrikalılara, Din ve Tanrıtanımazlara yazarın kendi perspektifinden İslamın çağrısını ve uyarılarını okuyoruz. Özellikle Yahudi'ye Çağrı kısmında işgal altında bulunan Filistin ve soykırıma uğrayan Filistin halkını düşününce yazarın daha o günlerden yazdıklarını okuyunca çok canınız sıkılacak ve üzüleceksiniz. Günümüzde güzel vatanımız Türkiye’nin milli bir uyanış ve şahlanışını bekleyip yeniden ecdadımızın mirasının dünyanın dört bir yanına taşınacağı günlerin hasretini çekiyorsanız bu kitabı çok seveceksiniz. Sadece vatanımız değil İslam coğrafyasının kendine has kültürü, sanatı, edebiyatı ve düşünce sisteminin iki kutuplu (Batı ve Sovyet) dünyaya sığmayıp, kendine yakışır şekilde, Doğuyu, Afrika'yı ve aslında göz ardı edilmiş tüm insanlığı üçüncü bir kutup olarak İslam coğrafyası olarak dünya sahnesinde hakkıyla temsil edeceği günün özlemi içerisindeyseniz; bu kitabı okuduktan sonra umudunuzu kaybetmemeniz gerektiğini anlayacaksınız.