1983 yılında İstanbul’da doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Öyküleri Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Hece Öykü, Altıyedi, Kirpi, Edebiyatist, Trendeki Yabancı, Parşömen Edebiyat, Litera Edebiyat, Oggito, İshak Edebiyat, Edebiyat Burada, Yazı-Yorum, Mahal Edebiyat ve Martı dergilerinde yayımlandı. Son olarak H2O Kitap tarafından yayımlanan Öteki Sesler seçkisinde bir öyküsüyle yer almış, ayrıca çeşitli antolojilere de öyküleriyle katkı sağlamıştır.
Eserleri
Kara Gergedan (Öykü), 2021
Modern Soslu Postmodern Makarna (Öykü), 2023
Kitap harika bir distopik öyküyle başlıyor. Başlangıç böyle olunca devamının da bu şekilde olacağını düşünüyorsunuz ama yazar okuru ters köşeye yatırıyor.
Başlangıç öyküsü dünyada sahiplerinden kopup gelen, küskün eşyalar veya organların kaçtığı gezegenden bahsediyor 10 sayfa. Öykünün baş aktörleri mavi bir göz ile sağ kol. Bu enfes kitap, iç içe geçmiş, çoğunlukla "ben anlatıcı" dilinden anlatılan ve iç diyalog tekniğiyle yazılmış öykülerden oluşuyor. Bu kitap bir roman mı yoksa hikaye kitabı mı tam olarak karar veremesem de daha çok romana yakın bir eser. Her hikaye son bölümüyle ilk öyküye bağlanıyor roman boyunca.
Hikayeler kadın-erkek ilişkileri, kırılmış kalpler, yitip giden hayaller ve özellikle de toplumsal-siyasal olaylarla ilgili sağlam göndermelerle bezeli metinlere sahip. Anlatım, özellikle iç diyalog yönteminin kullanılmasıyla da birlikte duru, akıcı ve okuru kesinlikle sıkmıyor. Çok hüzünlü konuları bile okurun canını çok acıtmadan anlatan bir yazım tarzı var yazarın.
Adamın Oğlu, esasen ne anlatmak istediğini ismiyle iyi niteleyen bir roman. Eril tahakküm kavramının karşılığını gayet başarılı bir şekilde anlatmış yazar. Kendi babasıyla olan çözülmez iktidar sorununu olduğu gibi oğluna aktaran, erkekliği yalnızca bilindik simgeler üzerinden yorumlayan bir adamın ve onun etrafında şekillenen ailesinin hikâyesini okuyoruz. Altı yıl önce bir şekilde çekip gitmiş ve sonrasında birdenbire dönen babanın yeniden hayatlarına girmesiyle öyle ya da böyle süren yaşamları bir anda değişen hamile bir kadınla dokuz yaşındaki oğlun hikâyesine tanık oluyoruz. Anneyi ve oğlu yakın zamanda vefat eden yaşlı babasının ormandaki evine götüren adam, onları doğayla zorlu bir sürecin içine koyuyor. Bu roman aklıma babanın geri dönüş hikâyesiyle Andrey Zvyagintsev'in Dönüş filmini de hatırlattı.
Gömülü Rüyalar Ülkesi, son dönemde okuduğum romanlar içerisinde en iyilerden biri. Mahalle anlatımıyla bana Evren Yesari'nin Vaker'ini hatırlattı. Öncelikle yazar iyi bir hikâye anlatıcısı. Bununla birlikte anlattığı mütedeyyin mahalleyi de belli ki çok iyi biliyor. Cemaat, tarikat ve siyaset ilişkilerinin anlatımı ve bunlara dair eleştiriler dozajında. Roman bir üstkurmaca ve özünde minyatürler üzerinden hikâyeler anlatan Muhammed Ali, tüm olayların ortasında yer alan Efraim ve onların hikâyesini bize bir roman olarak aktaracak olan yazar karakterimiz Hasan. Efraim, Hasan'ın anlatacağı hikâyeye güvenmez ve romanı kendine göre yazar. Yedi Uyurlar ve Kıtmir anlatısı da metne dahil olur minyatürlerin hikâyesi de. Tarihle kurulan bağ metinlerle de kuruluyor. Çehov'un Martı ve Tanpınar'ın Huzur romanlarıyla yapılan metinlerarası ilişki romandaki kurmacanın doğasına uygun şekilde gerçekleşiyor. Kitabın hacmi de oluşturulan kurmaca evrenine gayet uygun.
Bu roman, isminin getirdiği çağrışımla Dövüş Kulübü kitabını ve aynı ada sahip filmi aklıma getirdi. Tyler Durden karakteri üzerinden simgelenen sistem karşıtlığı ve zenginlere duyulan öfkenin bir başka çeşidini Eroğlu’nun romanında görüyoruz. Filmde Tyler'ı oynayan Brad Pitt, garson olarak çalıştığı beş yıldızlı otelde, misafirlere götüreceği çorbaya idrarını yapar. Bu eylemin farklı versiyonuna Kusma Kulübü kitabında tanık oluruz. Pek başarı gösterememiş ve işsiz bir oyuncu olan ana karakter Umut Çinici, bir şekilde içine girdiği çetede, varsılların yüzüne kusanlardan biri haline gelir. Eserin başlangıcında kusmanın tanımından, kusma refleksinin anlatımına kadar Prof. Dr. Ahmet Noyan’ın Fizyoloji Ders Kitabı’ndan alıntılanmış satırlar bulunmaktadır. Daha ilk sayfadan itibaren kitabın anlatıcısı da olan Umut’un, bulantı ve kusma hissine dair cümlelerini okuruz. Ondaki bu duygu, romanın ilerleyen bölümlerinde görebileceğimiz gibi bir vicdan muhasebesinin eseridir.
Kitap, 1 hikaye ve 11+1 masaldan ibarettir. Yazar günün saat dilimleri gibi masalları tasarlamış ve en baştan başlayarak tüm bu masalların arasına ilk hikaye olan ve kitaba da ismini veren "Göçmüş Kediler Bahçesi"nin parçalarını serpiştirmiş. Hikayelerin büyük bir bölümü ölüm temalı ve doğayla buluşmuş, doğanın tüm unsurlarını içinde barındırıyor. Yazarın, hikayeleri masal olarak adlandırmasıyla da gerçeklikle hayalin, büyülü bir anlatımla kurmacanın iç içe geçtiği, hemen hemen her hikayede okura, tıpkı çıkışı olmayan bir labirentin içinde gezdiriyormuşçasına bir his yaşatan, ilginç mi ilginç öykülerle bezenmiş bir kitap Göçmüş Kediler Bahçesi.
Hayalle gerçeğin birbirine karıştığı, öykülerin bazılarında birbiriyle paralel devam eden iç içe geçmiş metinlerin yer aldığı, doğanın tüm fantastik ögeleriyle öykülere nüfuz ettiği, ölümün ve kayboluşun her masalın içinde bir şekilde bulunduğu, genellikle güvenilmez anlatıcıların olduğu tam bir postmodern anlatıma sahip bir kitap.