1980 yılında Elazığ’da doğdu. İlk orta öğrenimimi aynı ilde tamamladı. Laboratuar, Biyoloji ve Tarih eğitimi aldı. Biyoloji bölümünü derece ile bitirdi. Tarih bölümünü bölüm ve fakülte birinci olarak tamamladı. 2019 yılında "Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (MÖ 139- MS 984)" isimli tezi ile Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'de Yüksek Lisans öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.2015 yılında arkadaşlarıyla beraber Elazığ'da Telmih Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat dergisinin kuruluşunda görev aldı. www.kitapsuuru.com sitesinin genel yayın yönetmenliği, Telmih dergisinin editörlüğü görevini yürütmektedir. Yayımlanmış Seyahat Diyen Kitaplar isimli bir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.
Kaybolan zamanın izini sürmek bazen insan için yorucudur. Zira geçmişe dönen yüz pişmanlıklarıyla karşılaşır. Bu nedenle geçmişe takılmayı zaman kaybı olarak nitelendirmek de mümkündür. Ama bir gerçek de vardır ki geçmiş zamanlar bize az rastlanan hikayeleri vadeder. Bir psikiyatrisin çocukluğa inme çabası bile gizemli hikayeleri ortaya çıkarır. İpek, bu romanıyla karakterini geçmişe oltasını atan bir balıkçı misali resmeder. Olta her yukarı çekilişte çıkan her bir parçanın oluşturduğu anlamlı bütünler hem karakterin ruhunu hem de öyküyü tamamlar. Güçlü edebi anlatım öyküye okuru o kadar iyi adapte eder ki merak son satıra kadar etkisini sürdürür. Kimlik çözüldükçe anlatıya dair mesele hallolmuş gibi zannedilse de aslında olay örgüsüyle tasarlanan son daha ilgi çekicidir. Üstelik kurgunun ilgi çekmesi için yazar tarafından ek bir çabaya girişilmez karakterin geçmişe dönüşü bile öyküyü ilgi çekici kılar. Her şeyden öte kullanılan güzel Türkçe bile okuru cezbetmek yeterli gözükür.
Moğollar hakkında azımsanmayacak bir eser yazıldığı bilinir. Ama bu eserlerin büyük kısmı Batı’da vücuda getirilir. Zira efsanevi imparatorluğun yenilmez ordunun ve hükümdarın sosyal etkisi yadsınamaz. Akademik camia tarafından üretilen eserler bir tarafa bırakılırsa ilgi nispetince popüler tarih kitapları da okura daha fazla bilgi kazandırmayı hedefler. İlk aşamada Peers ilmi kaygılardan uzak olduğunu belirtse de eserin dili akademik bir yetkinliğe sahiptir. Anlatılan olaylar verilen bilgiler askeri tarih merkezinden çevreye doğru yayılsa da Moğollara dair yeni bilgilerin öğrenilmeyeceğini söylemek esere haksızlık olur. Bu açıdan eser popüler tarih ve akademik tarih arasındaki bir yere yerleşir. Başlangıç okuması olarak Moğol tarihine giriş vadeden yapısıyla okurunu pişman edeceğini söyleyemeyiz. Ayrıca eserin spesifik yönelimleri (Moğol askeri tarihi) ile birçok ihtisas eserinde olmayan bilgileri içerdiği dikkatten kaçmaz. Sonuçta Peers’in sentezi okuru tatmin edecek kadar makuldür.
Kişisel gelişim kitaplarının en büyük iddiası iyi yönde davranış değişikliğine sebep olmak diye bilinir. Bu amaçla yazarın samimi bir sesle okuruna yönelmesi uygun görülür. Ama sadece samimiyetin olduğu bir düzen bazen tatmin edici değildir. Dilek Cesur okurunu davranış değişikliğine götürürken birden fazla metodu layıkıyla uygular. Bir kere ikna kabiliyetini sağlamak için bilim efektif bir biçimde kullanılır. Gerçeklerden filizlenen hikayeler sayesinde sebep sonuç ilişkisi iyi kurulur. Yazarın sesi bol tekrarla ve güçlü ifadelerle deyim yerindeyse okurun aklına kazınır. İyinin insana kazandırdığı erdem nihai hedef olarak verilir. Sabırla verilen çaba sayesinde kişiliğin gelişmeye mani olan zincirlerinin nasıl kırılacağı deneyimleyenlerin diliyle izah edilir. Böylelikle okura kademe kademe motivasyon kazandırılmak istenir. Bu düzende yazılanların uygulayarak başarılı olmak okura borç gözükse de yazar güçlü telkinleriyle okuruna olan borcunu ödemiş gibidir. Hay hay diyelim…
Delilikle deha arasında ince bir hattın olduğu söylenegelir.Bununla beraber delinin veliye evrildiği bir süreç de söz konusudur.Delilere atfedilen akilane çıkışlar menkıbevi bir yaklaşımla deliyi veliye yaklaştırır.Fakat akli seviye bir tarafa hayaller her insan için bir normallik ölçütüdür.Tahayyül edilenlerin o kişiye has havasına ses vermek zordur.Zihnin kıvrımlarında gezmekle mümkün görüntüleri yakalamak için karakterin iyi çizilmesi zaruridir.Her ne kadar kendi halinde roman karakterleri için böyle bir görünüm beklenilse de iş karmaşık zihni çözümlemelere gelince çetrefilli bir hal alır. İslamoğulları bu eseriyle kaotik bir zihin yapısını en olağan bir şekilde sunarak edebi bir şöleni okurun ayağına getirir.Karakteri çözümleme işinin okurdan alınıp yine karaktere teslim edildiği bu düzende iç ses merhale merhale roman kurgusuna dönüşüyor.Geçmişe dönük göndermelerin kişiye dair olmaktan çıktığı anlar ise bir devrin tarihine dair izlekleri okura getiriyor.Okunası bir eser.
Afgan Türkistanı'nda Rus-İngiliz Rekabeti / Afgan Sınır Komisyonu'ndan Mektuplar
Milletlerin dünya sahnesindeki rekabetleri hiç bitmez. Coğrafi keşiflerle başlayan sömürgecilik yarışı sonrası dünyayı paylaşamayan emperyalistler gözlerine kestirdikleri coğrafyalara tüm güçleriyle yüklenirler. Altın yumurtlayan kaz gözüyle baktıkları ülkeleri üzerinde tüy kalmamış kazlara çeviren sözde hümanist Batılılara onlardan olduğunu iddia eden Rusya’da katılır. Rusya’nın ilk ve kolay hedefi Türkistan’ın önünde üzerinde güneş batmayan bir sömürge imparatorluğu kurarak Hindistan’ı mesken tutan İngiltere vardır. İngiltere ve Rusya’nın Asya’daki temas noktası ise Afgan Türkistanı’dır.
Türkistan üzerinde iki emperyalist devletin karşılaşmasında ilk aşamada çatışma zuhur etmez. Sun-Tzu’nun prensibi gereği savaşmadan kazanmanın peşinde olan Rusya ve İngiltere emperyal planlarına diplomasi yoluyla ulaşmayı hesap ederler. Zira büyük coğrafyaları kısıtlı askerle kontrol etmek zorunda olan İngiltere de bazı bölgelerde taşeron kullanmayı uygun görür. En nihayetinde diplomasi yoluyla kendilerinin olmayan toprak üzerinde sınır çizmek isteyen iki sömürgeci güç antlaşma masasına oturur. Her antlaşmanın temiz bir masası olduğu gibi çileli de bir sahası vardır. İşte sahaya çıkan subaylardan birisi Charles Edward Yate Rus-İngiliz subaylarından oluşan Afgan Sınır Komisyonu’nda görev yapar. 1885’ten itibaren yaklaşık iki yıllık görev süresince ülkesine izlenimlerini mektup şeklinde yollar.
İlk aşamada yazılanların mektup olması akla gayri resmi bir üslubu getirebilir. Ama işin aslı mektuplar ciddi ve resmi özelliğe sahip rapor şeklinde kaleme alınır. Yate’nin sınır tespit komisyonun İngiliz tarafının başındaki isim West Ridegeway’in yardımcısı olması olayın birinci elden anlatımını olanaklı kılar. Yate her şeyden önce bölge konusunda zengin donanımıyla öne çıkar. Kitapta hayatına dair detaylı bir özgeçmiş olmamasına karşın yazdıklarından diplomatik ve askeri yetenekleri anlaşılır. Ama buna karşın Türkçe bilmemesi handikaptır.
Yate yorumlarını dile getirirken yüksek gözlem gücünü sürekli kullanır. Her ne kadar anlattığı olayın ana teması sınır tespiti olsa da çoğu zaman merkezden uzaklaşarak yorumunu farklı konular üzerine de görüş bildirir. Bu açıdan eseri seyahatname özellikleri gösterir. Misal karşılaşılan sosyal konular ve gündelik yaşama ilişkin anlatılar ihmal edilmez. Rusların ve İngilizlerin tabiiyetindeki insan gruplarına ilişkin değerlendirmeler ise çok detaylıdır. Misal Rus Kozakları nerdeyse her şeyleriyle tanıtılır.
Yazarın asker olması anlatısının şekillenmesine en etkili amildir denilebilir. Zira coğrafi bilgisi her satırda kendisini gösterir. Topoğrafik bilgisi ile komisyonda ne denli etkili olduğu anlaşılır. Zaten Yate, arkadaşlarıyla sınırı belirleyen taşları yerleştirirken sık sık coğrafi bilgilendirme yapar. Bakış açısını İngilizlerin avantajlarına ve dezavantajlarına odaklayan Yate güçlü anlatımıyla öngörülerini okuruyla paylaşır. Bölgedeki aşiret, boy ve halkların İngilizlere karşı tutumunun ne olduğu sık sık belirtilir. Yine bölgede Afganların eliyle Ruslara karşı bir cephe kurma fikriyle hareket eden İngilizlerin Afganlarla olan ilişkisine geniş yer ayrılır. İngilizlerle Afganların arasının iyi olduğu fikrini vermek isteyen bunu açıkça belirten Yate, bazen karşılaştıkları olumsuzlukları da ifade etmekten geri durmaz. Yani dikkatle bakılırsa Afganların İngilizlerden rahatsızlığı zımnen de olsa Yate’nin yazdıklarının alt metninde kendisini gösterir.
Yate her ne kadar İngiliz tarafını anlatsa da Rus tarafının başarılı faaliyetlerinin altını özellikle çizer. Bu yaklaşım denenmiş uygulamaların yansıtılması açısından İngiliz tarafına örnek gösterme çabası şeklinde ele alınabilir. Zira sömürü prensiplerinin uygulayıcıdan bağımsız bir halde esasta uyuştuğu bilinir. Bununla birlikte askeri bilgiler istihbarat dökümü şeklinde anlatılır. Bu bilgilerden yola çıkarak Rusların zaaflarını bile tespit etmek mümkündür. Rusların zaafları İngilizlerin işini kolaylaştırması muhtemel etmenler üzerinden sunulduğundan Yate’nin pragmatik hedefleri yer yer açığa çıkar.
Yate, Afganistan’ın yerli unsurlarına askerce bir bakış atarak sosyal yapının röntgenini çeker. Bu açıkçası coğrafyadaki demografik dağılımın en ince detaylarına kadar inildiğinin göstergesidir. Anlatanın istihbaratçı kapasitesi hesap edildiğinde, mektupların normal seyahatname statüsünden çıkması normal karşılanabilir. Bir asker için zinde bir idman sayılan avın sürekli yapılması, bölge yerlilerinin savaş esnasındaki yaklaşımlarını çözümleme çabası olarak yorumlanabilir. Her etnik grubun İngilizlere karşı sosyal tepkisi ölçülürken askeri kapasite de dikkatten kaçırılmaz.
Anlatımın bölge tarihine güçlü değiniler içermesi Yate’nin Afganistan’ın geçmişine dair zengin bir okuma tecrübesini kanıtlar. Bazen kendisinden önce gezen seyyahları referans göstermesi onun donanımını vasatın üstüne çıkarır. Yazar sadece siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel yapı gibi bir raporun ana bölümlerini ele almakla kalmaz. Bazen mitolojik bir anlatım, menkıbe, efsane ya da dini inanışı bile satırlarına taşıyarak anlatısını çok boyutlu hale sokar. Bu yoğun anlatının içinde günlük yaşantı, karşılaşılan ilginç olaylar, sohbetler, iklimden ve yolculuktan kaynaklanan sorunlar da yer yer satırlar arasında kendisini gösterir. Anlatının bir mektup ya da yaşantı içeren bir günlük hüviyetine büründüğü bu kısımlar askeri bir raporun serencamından okurun uzaklaşmasına sebep olur.
Bölge coğrafyasının eski-yeni yerleşim yerlerine ve etnik dağılımına dair birinci elden bilgiler içermesi eserin kaynak kıymetini arttırmaktadır. Özellikle Türkmen kabilelerin yerleşimi Türkistan’ın tarihine dair önemli bilgileri muhatabına kazandırmaktadır. Yine eserin ehil bir el tarafında tercüme edilmesi, okura ve araştırmacıya ilişkin kolaylıkların bu sayede okuma tecrübesine eklenmesini sağlayıp, Yate’nin yazdıklarını sıradan mektup olmaktan çıkarıp önemli bir kaynak yapar. Misal Afgan Türkistanı’nda bir boy ya da yer üzerine çalışma yürütenlerin Yate’nin notlarına bakmadan araştırmasını sonuçlandırması beklenmez.
Sonuçta bir İngiliz subayının ülkesinden binlerce kilometre uzakta kar-kış ve soğuk-sıcak demeden yüksek görev bilinciyle hareket ederek yazdığı mektuplarından oluşan eser Türk okurunun ilgisine sunulmuştur. Aslında dikkat çekilmesi gereken konu buradan zuhur etmektedir. Soydaşlarımızın olduğu coğrafyayı emperyalistlerin eline düşmeden önce araştırmak Türk bilimine düşer. Ama bu konuda geride kalmamız bir İngiliz’in bakış açısına göre ata toprağımızı tanıma talihsizliğine duçar olmamıza neden olur. Buna rağmen eserin tercüme edilmesi en önemli teselli konumuna yükselir. Zira bu tarz eserlerin literatürde artması her türlü takdire şayandır. Bu eserler arttıkça ata toprağımız okurumuz ve Türk insanı için daha çok manidar hale gelecektir.