Yorumları

5Yorum
Veda Yemeği
AYRINTI YAYINLARI
Michel Tournier
Ürünü İncele
Veda Yemeği
Erkek, Yves Oudalle. Balıkçı, babası ve abisi gibi. Kömür madeninde çalışabilirdi, abisinden daha iyisini yapabilmek için balıkçılığı seçti ve okulu bırakıp denizlere açıldı. On beşinden küçüktü, miço olması kanunlarca yasaklanmıştı ama hiçbir şeyi dinlemedi ve cehenneme adım attı. Devrecilik gereği her türlü pis işi yaptı, dayak yedi, itilip kakıldı. Hayatı, ikinci kaptanın armatörün çocuklarını gemiye getirmesiyle değişecekti. Dayak yediği sırada iki kardeşten kız olanı Yves'i gördü, Yves de onu. Kızın adını aklına kazıdı: Nadége. Sözü kadın alır, anlatı bu şekilde ilerler. Erkeğin sözü bıraktığı yerde kadın anlatmaya başlar. Babasının bir lanetidir adı, çok güzel bir kız olmazsa adının altında ezilecektir. Ezilir, okulda itilip kakılır ve annesinin şirin ve zeki olduğunu söylemesiyle hayalleri yıkılır. Şirin ve zeki mi? Güzel değilse bunların ne anlamı olabilir ki? Anlamı bulabilmek için edebiyat ve felsefe öğrenir, tabii etrafındaki erkekleri kaçırarak kişiliğini elmas sertliğinde tamamlar. Akıllı ve zehirli. Kıra çekilir, mütevazı bir yaşamı sürdürmeye çalışır ama içindeki sıkıntı büyür, Yves'in kasabasına gelir ve adamla karşılaşır. Birbirlerini severler, ilk defa karşılaşmamış olmaları da buna etken sanırım. Gemideki hadiseyi Yves hatırlatır, öylesi ilginç bir isme sahip kızı unutmamıştır ve onunla vakit geçirmek ister. Konuşurlar. Balıkçı kendi kendini yetiştirmiş, doğanın en iyi öğrencilerinden biri olmuştur. Doğa bilgisi insan aklından çıkan bilgiyi biçimlendirmiştir, Nadége bu tür bilgiye sahiptir, ikisinin de kökenleri aynıdır ama iletişimsel bir sıkıntıya yol açar bu. Conrad, Hugo ve diğerlerine karşılık balıklar, deniz ve dağlar konuşur. Sadece bu da değil, yine insan eliyle yaratılmış duvarlar belirir. Sınıf farklılıkları, balıkçılarla eşlerini ayıran yıllık yolculuklar, estetik değerlerin farklı alımlanması gibi etkenler aralarındaki mesafeyi açar. Kadının gözünde mitolojik bir zenginliğe sahip olan adam, kadına morina balığı kadar güzel olduğunu söylediği an büyü kaçar. Kendi anlamlarıyla yükledikleri kelimeler onları yakınlaştıracağı yerde aralarındaki mesafeyi artırır. Kadın bu işe bir son vermek ister, adamın ayağını denizden keser ve Yves kırk üç yaşındayken, gemisi de jilet olmak üzere kızağa çekilmişken toprağa temelli olarak ayak basar. Facia. Birbirlerine gösterdikleri tahammül yavaş yavaş tükenmeye başlar, ayrı oldukları zamanlarda duydukları özlem kaybolmaya başladıkça sevgiyi de yok eder. Adamın çıktığı geziler, kadının konuşmalarının yankımanın dışında bir şey taşımaması, pek çok sebepten yıpranırlar. Şilili bir heykeltıraşın sahilde yaptığı kadın ve erkek figürleri, sonlarını imgesel bir şekilde yansıtır. Diğer tüm heykellerin gerçeklikten uzak oluşlarının sebebi ölmemeleridir, oysa bu heykeller suyla bütünleştikçe ölürler. Aralarına sessizlik dolar ve yavaş yavaş silinirler. Yaşamın dokunaklı kırılganlığını yüceltmek, heykeltıraşın amacı buydu, belki de sessizliği yontmak. Heykelleri değil, heykelleri yıkanı biçimlemek. İlişkiler gündeliğe yenilmemeye bakıyor biraz; hikâye anlatımı ve gün içinde yaşanan olağandan biraz uzak şeylerin paylaşımı sevginin eskiyebilirliğini ortadan kaldırabilir ama benzer dilleri konuşmak şartıyla. "Bir erkekle ilişkim, ondan ayrı geçen bir gecenin ardından kendisine kavuştuğumda ona yaptıklarımı anlatmak ve onun bensiz geçen dakikalarında neler yaptığını dinlemek istemediğim akşam bitmiştir." (s. 23) Nakavt. Diyalog, erkeklerin neden birçok kadınla birlikte olmak istedikleri ve aynı şekilde kadınların neden kendini yenileyen bir anlatıcı bulamadıklarında gittikleri üzerinden yürür. Kadın, erkeğin hikâyelerini numaralama fikrinden bahseder, böylece ezbere bilinen hikâyeler tekrar tekrar anlatılmayacaktır. Yves'in kendini yenileyemediği, sahip olduğu dünya görüşünün hep yeni denizlerden beslenmesine rağmen doğanın durgunluğundan -bu da bir güzellik ama tek başına yeterli değil- kurtulamadığı göz önüne alınırsa Nadége'nin gitmek istemesi anlaşılabilir. Yves de kendince haklıdır, yaşanan tekrarların ustalık sonucu ortaya çıktıklarını düşünür. Sonuçta uyumsuz olduklarına karar verirler ve ayrılmaya niyetlenirler. Tüm dostlarını son bir yemek için toplarlar. Masallar anlatıldıkça ölümün ertelenmesi bir kez daha yaşanır, dostların hikâyeleri ve hikâyelerin salona taşıdığı onca insan/karakter ayrılığı bir kez daha düşünmelerine yol açar. "'Gerçekte bizde eksik olan, birlikte oturacağımız, sözcüklerden yapılmış bir evdi.'" (s. 30) Sözcükler onları bağlar, bir arada tutar. Geri kalanı bir dünya hikâye; mitik, fantastik ve son derece doğal. Kadınla adamı otuzuncu sayfada bırakırız, geriye kalanı öykülerde buluruz. Ermişler bayramı mantarları: Pavese bu öyküyü okusaydı çok severdi. Rio de Janeiro'da polo maçı olan hali vakti yerinde bir adam, atlarını karısıyla birlikte önden gönderir ve grev sebebiyle uçağının uzunca bir süre rötar yapacağını öğrenir. Kendine birkaç günlük boş zaman kalınca köyüne, çocukluğunun önemli bir kısmının geçtiği yere gider. Hava tam güz mantarı havasıdır, eskiden olduğu gibi güz mantarı toplamak için dolanmaya başlar, anılar birer birer aklına düşerken otuz beş yıldır görmediği en iyi arkadaşı Ernst'in evine gider. Ernst hemen hiç değişmemiştir ama polocu çok değişmiştir, bunun ayrımına köydeki insanların yaşamları hakkında bilgi edinirken varır. Zaman akmıştır ve onu bir yabana çevirmiştir, doğduğu evi satın almaya kalktığında belediye başkanı onu bir yabancı gibi karşılar ve evin asla satılmayacağını söyleyerek adamı yollar. Özgürlük onca yıldan sonra tekrar gelmişse de bildik biçiminde değildir artık, doğa yağmalanmaya açık bir haldedir, ur gibi yayılan yapılaşmanın didik didik ettiği toprak aynı çocukluğu fısıldamaz. Yaşamın kendisi köyün ve çocukluğun sihirli dünyasından birkaç mantara indirgenmiştir. Karısıyla bir araya geldiklerinde elinde mantarlar vardır, şimdinin yetişkininde bir çocuk. Havai Fişekler ya da anma töreni: Müthiş bir intikam. Anlatıcı edebiyat fakültesi öğrencisi, çalıştığı gazete için haber yapmak amacıyla havai fişek fabrikasının sosyoekonomik olarak biçimlendirdiği bir kente gider. Fabrikayı ziyareti sırasında müdür kaza olasılığının az olduğundan bahseder, intihar etmek istemeyen hiç kimse fabrikayı havaya uçurmayacaktır. İki işçi dikkat çekicidir, biri sessiz sakin bir adam, diğeri de sabıkalı ve haliyle suç işlemeye meyilli, ebleh bir genç. Genç, adamı babasının yerine koyarak sever, aralarında öylesine sıkı bir ilişki vardır. Genç ve adam, diğer çalışanlarla birlikte havaya uçacaktır. Karmaşanın orta yerinde kalan gazeteci için haber havadan düşmüştür, araştırmaya başlar ve adamın, gencin ve gencin annesinin dahil olduğu bir geçmişi açığa çıkarır. Oldboy'dakine benzer bir intikam hikâyesi. Théobald ya da mükemmel cinayet de nefis bir katakulli öyküsü. Blandine ya da babanın ziyareti: Kız on iki yaşlarında ama yalnız yaşayan, bekarlığın baskısı altında ezilen fotoğrafçının düşünememesine yol açacak ölçüde güzel. Lolita sendromu diyeceğim, öyle bir tutukluk. Kız ve arkadaşı adamın evine gelirler, adam kızın fotoğraflarını çeker. Çektiği en iyi fotoğraflar olduğunu düşünür. Tutkusu giderek artar, günler büyük bir sancıyla geçerken bir gün kız, babasının görüşmek istediğini söyler. Garip bir durum, fotoğrafçı işkillenir ve yarı savunma durumunda adamı kabul eder. Adam işçidir, ekonomik gücü çok azdır ve taşınmak zorunda olduklarını söyler. Konuşurlarken fotoğrafçının evini gözden geçirir, üç katlı bir evde bir katı kendilerine makul bir fiyattan kiralayıp kiralayamayacağını fotoğrafçıya sorar. Kabul edilecek bir teklif değil, yalnız yaşamaya ihtiyaç duyan adam ret cevabı verir. Babanın yüzü düşer ve son kozunu oynar: "'Evet, çok yazık. Eğer bir yer bulamazsak, pekâlâ buradan ayrılmamız gerekecek değil mi? Ve Blandine, o da gidecek tabii!'" (s. 88) Vurucu son iyi, babanın böyle kaç kişiyi tuzağa düşürdüğünü merak ediyor insan. Hayalet otomobil: Ayna ve gerçeklik üzerinedir. Vampir-arabadan bahsediyor anlatıcı. Her şey yerinde olsa da arabanın yolun karşısında olması yanlış bir yansıdır. Özneye göre yanlış. Gözleri aynaya indirgiyorum; bakılanlar yansıma, zihin gerçeği üreten. Arabanın yerindeliği her zaman soru işareti olarak kalacak. Sonsuz bir zamanda araba yolun karşısında belirebilir, fizik bunu söyler. Sonsuz bir zamanda insan istediği her şeye inanabilir, her şeyi görebilir. Bunu psikoloji söyler. Her bilim dalının bir lafı vardır, hepsi hayatı biçimler hatta felsefe bir tık daha iyi biçimler bana kalırsa ama yaşamın dolaysızlığı, doğrudanlığı biçimlemeden bağımsız olarak nasıl yaşanır? Belki farkına vararak ama o da bir dolaydır. Eeh, araba karşıda işte. Bir de mitik öykü alayım, bitireyim. Müneccim Kral Faust nam öykü, İsa'nın gelişini müjdeleyen üç kraldan birinin müjdeleyici olma sürecini kurgulayan müthiş bir öykü. Evet, bu kadar.Kadın-erkek ilişkilerinden bir sandık dolusu öyküye. Çok memnun oldum şahsen, Tournier'yle tanışmak zevk.
ahmetul
ahmetul 21 Haziran 2021 Müthiş bir yorum. Değerli bir çaba. Emeğinize sağlık.
Şehir ve Yıldızlar
İTHAKİ YAYINLARI
Arthur C. Clarke
Ürünü İncele
Şehir ve Yıldızlar
Öyküden romanlaştırılmış bir eser, Clarke ön sözde mevzunun gelişmesini ve konuyu tekrar işlerken bilimsel olarak isimlendiremediği kavramların gelişen teknolojiyle birlikte bilimin çözülmüş dosyalarına yerleştiğini anlatıyor. "Kara güneş" olarak adlandırdığı kozmik olayın Hawking tarafından teoride çözüldüğünü, günümüzde "karadelik" olarak bilindiğini söylüyor mesela, sonrasında Merkez Bilgisayar tarafından yaratılan, hipnotik projektör ürünü sagaların "simülasyon" olarak literatüre geçtiğini görüyoruz. Kendisi iyi bir bilim adamı, buluşlarının yanında hayal ettiklerinin de önemi büyük. Rama ve diğer uzay serüveninde Voyager'ların buluşlarını kullandığını biliyoruz. Bildiği kadarını kullanıyor, yeni bir buluş ortaya çıktığında aynı şekilde sonraki kitaplarında yenileri kullanıyor, bu böyle gidiyor. Günceli takip etmesi açısından fark yaratan bir adam Clarke. Clarke'tan tarih anlayışının çarpıtılması üzerine kurulu toplumların evveli ve ahiriyle alakalı güzel bir roman. Pinhan'dan yeni çıktı; Ernest Renan'un milliyetçilik anlayışıyla alakalı bir kitabı var ve orada bir milletin tarihini çarpıtmadan, yorumlamadan millet bilincine sahip olamayacağı belirtiliyor. Eh, 1 milyar yıl sonra bu çarpıtmayı insanlarla birlikte makineler yapıyor ve bir topluluğun dağılmasını toplumu dizginleyerek engelliyor. Ortada Matrix benzeri bir dünya var ve tamamen gerçek, Equilibrium'daki mevzuya daha çok benziyor. Alvin adlı gencimiz hapını almayı falan unutmuyor tabii, tezcanlı bir genç ve seri üretim insanlardan biri değil. Kahramanımız tek başına büyük bir yolculuğa çıkacak ve evrenin gizemlerini çözmek için elinden geleni ardına koymayacak. Diaspar, 1 milyar yıldır aynı döngünün içinde. İnsanlar 1000 yıl kadar yaşıyor, sonra sıralarını bekleyip tekrar dünyaya geliyor. Üst üste yığılan zihinlerin yanında Merkez Bilgisayar'ın hafızasında olanlar da tarihsel birikimin geleceğe aktarılmasında etkililer, yine de milyar yıl öncesi efsanelerden ibaret. İnsanların neden Diaspar'a sıkışıp kaldıklarının açıklaması, galaktik bir imparatorluk kuran insanların bilinen evrenin sonunda İşgalciler'le karşılaşıp Dünya'ya geri dönmelerine dayanan söylencelerden ibaret. Diaspar kurulduğu sırada şehirler ve okyanuslar ortadan kalkmış, yüzeyi çöller kaplamış halde ve insanların doğal yaşam alanları tahrip edildiği için yaşayacakları yapay bir alana ihtiyaçları var. Yarlan Zey adlı bilgin şehri ve bilgisayarı yaratıyor, sağ kalanlar şehre toplanıyor ve bütün girişlerle çıkışlar kapatılıyor. Bir fanusun içinde 1 milyar yıl boyunca yaşayan onca insanın dış dünya hakkında hiçbir fikri yok. Dışarıda çölden başka bir şey olmadığına inanılıyor, daha da önemlisi; İşgalciler'in geride kalanların yaşamalarına tek bir şartla izin veriyor: Hiçbir zaman uzay yolculuğuna çıkılmayacak. Efsaneler iyi örülmüş, insanlara uzunca bir süre korkuyla hükmedilebilmiş böylece. İnsanlar laboratuvar ortamında evrim geçiriyor ve biçimlendiriliyor. Tırnaklar ve tüyler yok, saçlar dışında bütün fazlalıklar atılmış. Duyguların ketlenmesi dışında aile yaşantısı da düzenlenmiş; tekrar doğanlara anne-baba atanıyor. Kişisel eğitmenler Diaspar'daki yaşamı son derece normalleştirerek yetişkin halde doğanlara dünyayı öğretiyor, yenilerin dışarı çıkmaması sağlanıyor. Alvin bu çömezlerden değil, sagalardaki yapaylığı çözdüğü gibi dışarısı hakkında bilmek istediği çok şey var. Hocası Jeserac'ın anlattıkları kadarıyla biliyor ki önceden bir başka hayatı yaşamamış nadir insanlardan biri. İlişkileri doğal olanın aksine çok kısa sürüyor falan, bir sürü uyumsuz yanı var. Diaspar'ın çatı bölgesine yakın alanlarında gezinirken karşılaştığı aynalar bu uyumsuzluğunu gösteren güzel bir metafor. Diyalekti çözüyor Alvin; hareketle hareketsizliğin ilişkisini anlıyor ve yapması gerekeni kafada kurmaya başlıyor. Burada Neo kompleksi ortaya çıkıyor biraz. Jeserac gerçeği anlatan ve seçimler konusunda Alvin'i serbest bırakan akıl hocası, Oracle'ı andırıyor. Bu kusursuz dünyayı biraz kusurla yaşanılır hale getiren Khedron -Soytarı- Morpheus'ı andırıyor ama sistemden kurtulmak gibi bir isteği yok, sadece kendi gençliğini hatırlıyor ve dışarıyı keşfetmek isteyen Alvin'e Merkez Bilgisayar'ın kurcalanabilirliği sayesinde bir çıkış yolu açıyor. Alvin için ilk yolculuk. Alvin sonunda geri dönmek istediği bir yolculuğa çıkıyor ve raylı bir araçla Lys'e ulaşıyor. Lys'in insanları, fanusta yaşayan kuzenlerinden farklı bir şekilde evrimleşmiş, telepatik yetenekleri tavan yapmış bir durumda ve teknolojiden tamamen uzaklar. İşgalciler, insanlara farklı türden korkular vermiş ve başarılı da olmuş; dış dünya tamamen tekinsiz, keşfedilmeye değer bir şey yok ve verilenlerle mutlu olup çok düşünmemek en iyisi. Lysliler, Alvin'in gelmesini bekliyorlar aslında, çağlar boyunca birkaç gezgin şehirden kaçıp Lys'e gelmeyi başarmış. Geri dönmedikleri için Diasparlılar, Lys hakkında pek bir şey bilmiyor. Alvin hakkında bir karar alınması lazım elbette, muhtemelen aklındakileri sildikten sonra çocuğu geri yollayacaklar. Alvin, Lys'te tanışıp arkadaş olduğu Hilvar'la birlikte dikkatlerini çeken bir ışık olayını araştırmak üzere Shalmirane'e gidiyorlar. Büyük, kara bir krater var ve bu kraterin düşen Ay'ı yok etme işinde, daha da önemlisi İşgalcilere karşı verilen savaşta kullanılan silahın ürünü olduğu yönünde anlatılan hikâyeler var. Yalan tabii, kraterin dibindeki sudan bir robot ve ilginç bir varlık ortaya çıkıyor. Efendi için Yüce Eskiler'i bekliyorlar. Efendi, şehir kurulmadan önce Dünya'ya gelmiş bir yalvaç, Yedi Güneş'ten geldiği sırada etrafına birçok mürit toplamış ve Yüce Eskiler'in gelip insanlığı kurtaracağını söyleye söyleye ölmüş. Robotuna da babalar gelene kadar bilgi vermeyi yasaklamış ama Alvin katakulliyle gizemi çözüp asıl yolculuğa çıkıyor. Lysliler hafızasını silip çocuğu Diaspar'a yollamak üzereyken robot Alvin'i kaçırıp Diaspar'a getiriyor. Diasparlılar da Lys'i biliyor artık, tabii çoğu bilginin başına geldiği gibi bu da önceden bilinip ortadan kaldırılmadıysa. Merkez Bilgisayar, robotun inadını kırıp her şeyi öğreniyor, Alvin de. Kraterde Efendi'nin geldiği gemi var, Hilvar'la birlikte gemiye atlayıp her şeyin başladığı yere, Yedi Güneş'e gidiyorlar. Işık hızı problemini bu tür romanlarda dikkatle okumuşumdur, hız arttıkça enerjiye dönüştüğümüz için insanın moleküler yapısı nasıl korunacak falan. Clarke, karakterlerini uzayın bükülmesi vasıtasıyla bir nevi portal yoluyla seyahat ettiriyor. Gezegenleri keşfediyorlar, insanoğlunun çağlar önce galaktik imparatorluğu genişlettikleri zamanlardan kalma ölü dünyalarda bulunacak çok şey var. Biri atmosferini yitirdiği için ölü, diğeri doğanın dopinglenmesiyle birlikte canlanmış. Koca bir gezegen, dev bir organik yaşamın yuvası olmuş. Bir diğerinde insanlığa dair kalıntılar var ama terk edileli çok olmuş. Umutsuzluk içinde oradan oraya sürükleniyorlar ve Vanamonde ortaya çıkana kadar gizemin çözümüne dair hiçbir bilgiye ulaşamıyoruz. Vanamonde, insanoğlunun varabileceği son teknolojik noktayı temsil ediyor. Bir enerji, mutlak akıl, Tanrı'nın pek çok özelliğini barındıran bir varlık. Vanamonde bizim çocukları bulduğu an Lys ve Diaspar'la iletişim kuruyor ve bütün her şey açığa kavuşuyor. Frankenstein Sendromu. İnsan uzayın derinliklerine yolculuk eder, diğer canlı türleriyle iletişim kurar ve kendine bir Tanrı yaratmaya koyulur. Bir şeyler ters gider, Vanamonde'un hırçın abisi yaratılır ve saf kötülükle her şeyi yıkmaya başlar. İnsanların elinde hala güç vardır, Vanamonde'u yaratırlar ve karanlık varlık bir karadeliğin içine hapsedilir. Vanamonde, karadelik ölünce zincirlerinden kurtulacak kara varlık için evrenin derinliklerinde beklemektedir. Son bir savaş, iyiyle kötünün arasında. İnsanlar yarattıklarından ve yıkımdan kurtulmak için gezegenleri terk eder ve Dünya'ya sığınır, her şeyin başladığı yere. İşgalciler efsanesi yaratılır, Diaspar dışındaki yerleşimlerde teknolojik hiçbir şey üretilmez, telepati gibi öz yetenekler geliştirilir. Kabaca mevzu bu. Her şey açığa çıkınca şehirler tecridi kaldırır ve o güne kadar düşünülmeyen felsefi problemler ortaya çıkar. Uzaydan aynı şekilde çekinen ve bir milyar yıl boyunca kendi evrim çizgilerinde ilerleyen topluluklar arasında büyük farklar var, Clarke bu farkları belirtse de lüzum görmediği için pek eşelememiş. İnsan ömrü problem mesela; Diasparlılar bin yıl falan yaşıyor ama Lys'te yaşam süresi çok daha kısa, normal insanlar gibi. Genleriyle oynanmamış, organik beslenen adamlar bunlar, kaya gibiler. Eh, iki medeniyet birleştiği zaman sonuçları ne olur, bunun üzerine ayrı bir roman yazılabilir ki Ursula ablamız ucundan kıyısından bu işe bulaşan eserler yazdı. Her şey önceki nesiller tarafından ayarlanmış. Alvin gibi dışarıyı merak eden kaşif ruhlu gençlerden o amana kadar altı, yedi tane gelmiş ama sonuna kadar gidememişler. Neo'nun başarısız versiyonları gibi düşünebiliriz. En başından beri bir temizlik işi aslında, tehlikenin geçip geçmediğini anlamak için programlı olarak bir kaşif yaratılıyor. Medeniyetler çatışması, kuşak çatışması, teknoloji-ahlak ikilemi derken güzel bir BK çıkmış ortaya. Bulursanız kaçırmayın diyeyim.
ahmetul
ahmetul 06 Mart 2021 Sayın Yıldırım sizi kutlarım. Kitap eleştirisi nasıl olmalı konusunda ders niteliğinde yazdıklarınız.
Bir Yerde
E YAYINLARI
Jerzy Kosinski
Ürünü İncele
Bir Yerde müthiş bir hiciv kitabı. Aslında günümüz sosyal medyasının, linç kültürünün ve tam tersi yersiz övgülerin ne kadar güçlü şekilde yapıldığının bir anlatısı gibiydi. Çarpıcı olansa, bu kitabın bu sene değil, birkaç sene önce değil, hatta 10 sene önce bile değil, tam 40 sene evvel yazılmış olması. Evet, yanlış okumuyorsunuz abartmanın, övgü ve yerginin bu kadar günümüz diliyle anlatıldığı kitap 1970 yılında yazılmış. Yayın yılını gördüğüm zaman daha çok etkilendiğimi söylemek zorundayım. Kitapta, ömrü boyunca bahçıvanlık yapmış bir adamın, geçirdiği bir kaza sonrasında Amerika'nın kodamanlarından birinin evinde geçirdiği birkaç haftalık süreçte, tüm dünyada büyük bir iş adamı ve ekonomist olarak meşhur olmasını anlatıyor. Aslında ne ekonomist ne de iş adamıdır. Popülistliğe getirilen nefis bir eleştiri.
ahmetul
ahmetul 26 Temmuz 2020 Övgü sözcükleri ile bezenmiş değerlendirmeniz için 3 yıldız az değil mi?
Bizans Çöplüğü
PARŞÖMEN-KAMPANYA
Ali Süha Uyar
Ürünü İncele
Konu iyiydi ama Türkçe ve dilbilgisi hayli problemli. Dizgi hataları da çok fazlaydı. Sonraki kitaplarda bu hususlara dikkat edilmesi gerekir.
Cennette Bir Yılan
MARTI YAYINLARI
Louise Penny
Ürünü İncele
Ben kitabın iyiliğinden çok, çeviri ve dizginin inanılmaz özensizliğine çok takıldım. Bu unsurlar iyi bir kitabı bile okunmaz hale getirebilir. Yayınevinin bu konularda daha titiz olması beklenmeli."Adeta dua okurken çekilen bir tespih gibi aklına danışıyordu.s.20";"tıpkı kızgına dönen bir çocuk gibi s.66"; "tıpkı Ebola virüsüne ihtiyaç duyduğu gibi ihtiyaç duyan McGill Üniversitesi'ne bağışlanmış;üniversite de bu evleri kısa süreliğine yıkılmalarını önleyecek özel maddelerle koruNmuştu.s.77". Bunlar Türkçenin ve edebiyatın katline örneklerden birazı sadece. Yazık!