Gazeteci ve araştırmacı yazar. Gazetecilik mesleğine Adana’da başlayan, basın sektöründe muhabir, editör ve yayın koordinatörü olarak çalışan Mehmet Poyraz 27 Mart 1974 tarihinde Osmaniye’de dünyaya gelmiştir. Sebilürreşad ile Derin Tarih dergilerinin yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde de yazıları yayımlanan Poyraz, araştırmalarını daha çok Rusya ve buradaki Türkler üzerinde yoğunlaştırmasıyla bilinmektedir. Basın Kartı sahibi de olan Mehmet Poyraz aynı zamanda gercektarih.com.tr’nin de genel yayın yönetmenidir.
Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek, tarih okurunu yalnızca geçmişe götüren bir derleme değil, aynı zamanda modern çağın tarih algısını sorgulayan, popüler kültürle şekillenen yanlış bilgileri düzeltmeyi amaçlayan bir eser olarak dikkat çekiyor. Yazarın ön sözde belirttiği gibi kitap, geniş kitlelere Osmanlı tarihinin tahlilini yapmak ve diziler, filmler aracılığıyla edinilen yüzeysel bilgileri sorgulatmak için kaleme alınmış. Böylelikle eser, bir tarih kitabından çok daha fazlasını vaat ediyor: düşünmeye sevk eden, eleştirel bakış kazandıran bir kılavuz niteliğinde.
Kitap, İstanbul’un tarihinden başlayarak Ayasofya, Mimar Sinan, Enderun gibi Osmanlı medeniyetinin temel taşlarına uzanan geniş bir yelpazeyi ele alıyor. İstanbul’un sadece bir şehir değil, aynı zamanda kültürel bir hafıza olduğunu vurgulayan bölümler, okuyucuya geçmişle bugünü bağlayan köprüler kuruyor. Özellikle Ayasofya’nın mimari ve tarihsel önemi üzerine yapılan değerlendirmeler, yapının yalnızca bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda medeniyetler arası bir sembol olduğunu anımsatıyor.
İlber Ortaylı, Osmanlı’nın idari yapısını, devşirme sistemini ve aile kurumunu detaylı şekilde ele alırken ideolojik yaklaşımlardan uzak durması dikkat çekmektedir. Bu tarafsız üslup, okuyucuya kendi değerlendirmesini yapma imkânı tanıyor. Devşirme sistemi gibi tartışmalı konuların tarihsel bağlam içinde açıklanması, Osmanlı yönetim anlayışını anlamak isteyenler için değerli bir perspektif sunuyor. Aynı şekilde aile kurumuna dair yapılan tespitler, Osmanlı toplumunun sosyal yapısına ışık tutmakta.
Eserin en güçlü yanlarından biri, tarihsel olayları sadece kronolojik bilgilerle değil, zihniyet dünyasını anlamaya yönelik analizlerle sunmasıdır. Seyahatnameler, kadı sicilleri ve mimari eserler üzerinden yapılan değerlendirmeler, geçmişin yalnızca olaylardan ibaret olmadığını; insanların yaşam biçimlerini, düşünce dünyalarını anlamanın da tarih yazımının bir parçası olduğunu gösteriyor.
Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek, Osmanlı tarihine giriş yapmak isteyenler için ideal bir kaynak. Akademik derinliği korurken anlaşılır bir üslup benimsemesi, kitabı hem uzmanlar hem de tarih meraklıları için değerli kılıyor.
Sonuç olarak tavsiyemdir.
Söz konusu bu eser masalla gerçeğin ince çizgisinde yürüyen, sembollerle örülü zarif bir anlatıdır. Yüzeyde bir çocuğun dileği vardır. Derinde ise büyümenin sessiz sancısı. Mehmet’in ağaç evi, yalnızlığın ve hayal gücünün göğe uzanan metaforu olarak karşımıza çıkar. Kaybolan oyuncaklar çocukluğun geride kalan masumiyetini, sandıktan çıkan kitap ise zihinsel uyanışı simgeler. Yazar, didaktik olmadan öğretmeyi seçer, sezdirir, bekletir ve düşündürür.
Balkız’dan Hikâyeler, tarihin tozlu sayfalarından sızan kadın seslerini edebî bir incelikle bugüne taşıyor. İşte bu hikâyeler, yalnızca geçmişin kırılgan hayatlarını değil, insan ruhunun zamana direnmeyen yaralarını da anlatıyor. Pera’nın loş sokakları, taşranın suskunluğu ve aşkın sarsıcı gölgesi arasında kadınlar kendi kaderleriyle hesaplaşıyor. Gamze A. Arslan, duyguyu didaktikliğe düşmeden işleyen üslubuyla bir dönem romanı yazmaktan öteye geçerken insanın değişmeyen arayışlarını hatırlatıyor. Söz konusu kitabın, tarihe bakarken aslında bugünü anlamaya çağıran bir edebî ayna olduğunu söylemek mümkündür.
Yazarın düşünmeyi felsefe ve tarih üzerinden mükemmel yorumlaması dikkat çekiyor. Düşünceye yönelik tarihte isimleri geçen ayrım yapmadan yer vermesi ve muazzam şekilde harmanlaması diğer yandan konuya yabancı okurun dahi anlayabileceği şekilde ifadeler kullanması, yazarı, bu yönüyle de başarılı kıldığını söyleyebiliriz.
“Düşünmek ve Hikmet” merkezli çalışmada antik Yunanlardan örnekler sunularak o döneme dair bulgulara yer verilmesi, eseri mühim kılan noktalardan biri haline getirdiğini söyleyebiliriz.
Son iki yüz yıldır sorulamayan sorulara dikkat çeken yazar, antik Yunanların bugünkü manayla seküler olmadığını, şehir devletleri vatandaşlarının, o şehrin yöneticilerinin, diğer bakımdan din adamlarının koydukları yasalara uyduğuna vurgu yaparken, vatandaşların bir şekilde yaşadıkları devletin dinine tabi olmak zorunda kaldıklarını vurguluyor.
Büyük düşünürleri tilki ile kirpilere benzeten yazar, Müslüman düşünürlerin tarih ile ibret kelimelerini birlikte kullandıklarının altını çizerken düşünceyle ilgili fakat manası unutulan “ibret” ile “itibar” kelimelerini okurlara hatırlatıyor.
Benzerlerinden farklı teknik izlendiği fark edilen eser, oldukça başarılı ve en başta da dediğimiz gibi konuya yabancı okurun kolaylıkla anlayabileceği bir üsluptadır.
Genel olarak da okurunu Doğu ve Batı ekseninde tefekküre davet ettiğini de söylemek mümkün.