Hunter S. Thompson'ın öncülüğünü yaptığı "gonzo habercilik" kavramını bir bakıma anlatan yarı kurgusal romanı. Peki nedir bu? Kısaca denir ki "gazetecinin de olaya dâhil olduğu, kendini olayın içinde bulunarak aktardığı haber türü".
Bunu sapıkça ve abes bir hikâye olarak değil, hayatın toz pembe olmayan yönlerinin de var olduğunu, Amerikan Rüyası'nın bir de öbür yüzü olduğunu anlayarak okuyun derim. Daha romanın başında aslında neyle karşılaşacağımızı yazar ön sözde kendisi söylüyor: Uyuşturucuları, alkolü, şiddeti ve çılgınlığı kimseye tavsiye etmek istemem ama benim hep işime yaramışlardır.
Uzun yıllardır düzenli okuma alışkanlığı olan biri olarak polisiye roman pek sevdiğim bir tür sayılmaz. Yazar dünyanın en meşhur polisiye roman yazarı elbette. Yine de bu kadar iyi bir kurgu, bu kadar okuyucuyu merak içinde bırakan, aşırı aşırı keyif verici bir okumaydı. Yazıldığı dönemde çok ses getirmiş. İnceden bir suç ve ceza üzerine düşündürüyor okuyucuyu. Ama asıl odağımızda bu on kişinin başına neler geleceğinin uyandırdığı o gizemli, huzursuz, tetikte merak var. Okuma alışkanlığı edinme hedefinde iyi bir başlangıç ve motivasyon olabilir.
Caner Övet26 Ocak 2026Christie'nin bu kitabı polisiyeye en ilgi duymayan insanı bile kendine çekebilir...
Uzun yıllar önce kapağında Tim Curry'nin canlandırdığı Pennywise karakteri olan kısaltılmış basımı okumuştum (2004 ya da 2005 sanırım). Sinemaya uyarlaması da son derece başarılı olan (1999 yapımı ve 2017'de yeniden çekim) bu kitap, türünün belki de en iyi örneği. Korku-gerilim seven okurların kütüphanesinde olmazsa olmaz denilecek bir eser... Bu romanı ve karakteri kendine özgün yapan bir önemli şey de "Pennywise". Kimdir Pennywise ve nereden gelmiştir? Bu hiç cevaplanamayan bir sorudur. Kitaba yönelik tek eleştirim ise 1216 sayfalık bir eserin karton kapaklı basılması. Sayfa sayısı o kadar çok ki böyle bir kitap ciltli basılmalıydı derim.
Lozan Barış Konferansı - Tutanaklar, Belgeler (4 Cilt) (Ciltli-Kutulu)
Çok önemli bir çalışma. Bazıları Lozan'ı başarısız bazıları ise başarılı buluyor. Fakat Lozan, dönemin bütün şartları zorlanarak elde edilmiş bir barış ve bizim açımızdan Cihan Harbinin nihayeti demek. Sanki Lozan ile her şey kapanmış gibi bir algı da var bazılarında. Öyle olsa Montrö gibi bir süreç yaşanmaz ve diğer bazı davalar güdülmeye devam edilmezdi. Lozan bir antlaşma fakat Misak-ı Milli bir geçerli hedeftir. Dolayısıyla sapla saman karıştırılmadan böyle kaynak eserler üzerinden tarih okumaları yapılarak konuya yaklaşılmalıdır. Bu bakımdan bu gibi kaynak eserler tarih tahrifçileri karşısında oldukça önemli bir hizmet.
Modern Türkiye Cumhuriyeti devriminin bir belgesidir Lozan. Uluslararası tarih açısından bakılınca başlı başına bir zafer, bir kazanımdır. Lozan için bugün başarısızlık diyenlerin o dönemde yaşıyor olsalardı ne yapacaklarını merak ediyorum ama inanıyorum ki işleri daha da kötüye götürmekten ileri gidemezlerdi.
Neden İslam'ın Orta Çağı Yoktu? & Antik Çağ'ın Mirası ve Doğu
“Neden İslam’ın Orta Çağı Yoktu?” haklı sorusu; İslam coğrafyasına ve İslam inancına gönül verenlere geçici bir özgüven ve tarihi gurur yaşatsa da devam eden süreçte, yeni bir çağa ayak uydurulamadığı, Orta Çağ’ı kapatıp, yeni bir çağı açan Fatih Sultan Mehmet döneminin devamında da her yönden kayıplara sürüklendiği ortadadır. Demek ki, bir devri “açmak” veya “kapatmakla” istenilen sonuç alınamıyormuş.
El Kindî, İbn Rüşd, İbn Haldun, Farabi, İbni Sina, Hârezmî vd. İslam düşünürleri; yaşadığı döneme, felsefe ve fen bilimleri alanında büyük katkılar sağlamış, eserleri diğer Avrupa dillerine de çevrilerek üniversitelerde okutulmuştur. Fakat düşünce ve çalışmaları; bazı din alimleri tarafından, dine aykırı/sakıncalı bulunarak, küfürle itham edilmişlerdir. Gözü kör edilen, canından olanların da olduğu bu devirde; büyük bir kırılma yaşanmış, bilim, düşünce, kültür ve sanat çalışmaları gerilemiştir. Yakılan orijinal kitapların ancak Avrupa’da yabancı dillerdeki nüshalarına ulaşılabilmiştir. Bu da gösteriyor ki; Avrupa Orta Çağı terk etmiş, bizler de gönüllü olarak kabul etmişiz. Aralarındaki din, mezhep, güç ve iktidar kavgaları, orta çağ zihniyetinin ürünüydü. Savaşarak, öldürerek, dışlayarak birbirlerini yenemeyeceklerinin farkına vardıklarında; sorunu Avrupa Birliği organizasyonuyla çözmüşlerdir. Devamında Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Savaş Suçları Mahkemesi ve BM teşkilatıyla; bilim, felsefe, demokrasi ve hukukun üstünlüğü; evrensellik, toplumsallık, resmiyet ve meşruiyet kazanmıştır.
İslam alemi, Orta Doğu ve bir kısım Asya ülkeleri; bu tür girişimleri gerçekleştirecek ortak bir bilince ulaşamadıklarından; adeta Orta Çağ’dan kalan düşünce mirasını bile paylaşmakta ayrışıyorlar. Bundan dolayıdır ki; slogan, kavram ve tarihi gerçekler; günümüze neyi taşıdığıyla anılır, anlam bulur.
Yaşantımıza, kazanımlarımıza, birikimimize, güvenlik ve refahımıza kattığıyla gözlemlenir ve tartılır. “Bizim İnancımızda Orta Çağ yoktu” gerçeğine sığınmak, bizi sorumluluk ve sosyal ödevlerimizden muaf tutmuyor. “Yoktuysa o zaman ne vardı, bugüne ne taşıdı” diye sorulduğunda, göğsümüzü gere gere cevap veremiyorsak, hatalıyız, ihmalkârız, kusurluyuz demektir.
İşte bu 162 sayfalık, 2. Baskısını yapmış olan kitap; Alman asıllı, Prof. Dr. Thomas Bauer tarafından yazılmıştır. Arap dili ve edebiyatı, İslam tarihi alanlarındaki akademik araştırmalarını sürdürmektedir. Kitabında bu konuları, derinlemesine irdelemiştir.
“Neden İslam’ın Orta Çağı Yoktu?” sorusunun cevabı olarak; kitabın 143. sayfasında, 7 neden şöyle açıklanmıştır. Genel olarak "Orta Çağ", özel olarak da "İslami Orta Çağ" terimlerinin kullanılmasından neden kaçınılması gerektiğine dair yedi neden belirtilmiştir: "İslami Orta Çağ" terimi: (1) belirsizdir, (2) hatalı çıkarımlara teşvik eder, (3) olumsuz çağrışımlarından sıyrılamaz ve bu nedenle sıklıkla karalayıcı olarak kullanılır, (4) İslam dünyasını egzotikleştirir, (5) ve aynı zamanda onu sömürerek tahakküm altına alır, (6) Nesnel bir temeli yoktur, çünkü Avrupa ve Ön Asya'da Geç Antik Çağ’daki dönüşüm süreçleri oldukça farklı ve çoğu zaman tutarsızdır, ve (7) çağların gerçek sınırlarını görmeyi engeller.
Bu anlatımların gerek ve gerçeklerini kitapta detaylı okuduktan sonra; yeni bir yol haritası çizmemiz, herkesin kabulleneceği bir melodi notası yazmamız kaçınılmazdır. Bu tür eserler; gözümüzün içine baka baka, bize çok önemli uyarılar yapıyor.
Okuyup, anlayanı, anlatanı, uygulayanı bol olsun diliyorum.
Caner Övet09 Temmuz 2025Oldukça isabetli ve eleştirel bir inceleme olmuş. Kaleminize sağlık. Geçmişle övünmenin sarhoşluğundan ayılıp geleceğe yön vermeye (iyi anlamda) odaklanacağımız günlere erişmek dileğiyle...