Güneş Yalıyar

Mesaj Gönder

Yorumları

10Yorum
Oto-Satir
KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY)
Barış Tanyeri
Ürünü İncele
1- (1/5) ‘Bir nar gibi’ dediğim yerde kalan sözcüklerimi şimdi Oto-Satir’den bir alıntıyla sürdürmek istersem “Gibi değil, bizzat kum olun kardeşlerim, zira yaratımdan biz insanların haddine bir bu kalmıştır yoğrulacak.” Yağmurlar-Şemsiyeler’in sonrasında Oto-Satir’i okuduğumda, bir tragedyayı tersinden okumuşum gibi bir hisse kapıldığımı söyleyebilirim. Bu hissin kitapta olay-zaman-mekan birliğine, bir Mainad taşkınlığına yahut Dionysos coşkunluğuna erenlerdeki ikiliğe vesaire benzerlik bulmakla alakası yoksa da kaynağı, teğetlerden teyellere geçmek isteyişimdedir belki, teğet noktam olmuş bir şemsiyeden iki kitabı birbirine teyellemeye koyulmak istemişimdir. Ama bu hissin uzağında bambaşka bir açıdan bakmayı denediğimde ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 30 Ağustos 2024
2- (2/5) ... Oto-Satir’i, türümüzün sekiz küçük kemikten oluşmuş el bileğinin hemen altında bir uzuv olarak gelişmekte olan ve ‘akıllı telefon’ adı verilen bu yeni uzvumuzun parmak uçlarımızla pek ahenkli hareketi sayesinde sosyal medya hesaplarımızdan kendimize her gün kimlik edinmeye çalıştığımız Bilgi-ötesi yüzyılımızın ağıtı olarak da okuyabilirim. Kitabın henüz başlarında İsmet’in “Selam olsun size, siyah ve allar içindeki hanımefendi” diye başlayan tiradıyla ilkin dünyaya bir değil iki değil üç değil denecek sayıda çocuk doğurmuş bir şairin “Kaçıp sevgilerin korkunç tuzaklarından/ Kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan/ Kentlerdeki yadırgı pabuçlu yalnızlığa/ Dağlardaki kırmızı ışığa varıldı” dizelerine, oradan da Bakkhalar’ın dağlardaki Euhoi nidalı kadınlarına doğru yol alıp gerisin geri kitaba, başladığım yere dönerek her zaman aynı çiçek buketinin geldiği bir huzurevine vardım ki bu kitapla uzun yolculuklara çıktığımı söyleyebilirim. ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
3- (3/5) ... Oto-Satir’deki -arka kapağına kadar taşmış olan- bozma’lara (‘bozma’ yerine başka sözcükler seçmek mümkünse de bu benim seçtiğim) değinmek istediğimde sözü romanın içindeki karakterlere bırakmak isterim. İsmet’in “ama dezenformasyon dolu bu çağda çok bilmenin sınırı iyice muğlak bir hale gelmiş, son sözü söyleme ağırlığına sahip insanların iyice perdelerin arkasına çekilmesine sebep olmuştu” deyişine, bilgiyi dönüşümden geçirmek isteyen kadına cevap veren Mesut’un “bir gün elbette insanlığın kara bahçelerinde sizin kara tohumlarınız çiçek verecek, ama hiç düşünmediniz mi iki-üç yüzyıl sonra gelecek sonsuz çöl içindeki bir başka deniz fenerinin ışığını sizin çiçekleriniz üzerine de tutacağını? Ne yapmaya çalıştığınızı bilecek ve sizden bunun için nefret etmeyecek...” deyişine. Her ne kadar kitaptan bu alıntıları eklemiş olsak da internet çağının alıntılamalardaki misenformasyonundan nasibini alanlardan, mesela ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
4- (4/5) ... Nesimi’lerin “Yezidi’ye sordular ki/ Yârin ilen hoş musun?” dizeleriyle gelecekte yeni karışıklıklara karışacağını da şimdiden ekleyebiliriz. Şimdi -gecenin lalettayin vaktinde- altı yaşındaki Mesut’un mutlu çocukluğundan yeni dünyalar yaratma serüvenini izlemiş olmanın tadıyla, kendimi bir an için İsmet’in yerine koyup bir cep saatine bakma ve ‘her sağlıksız birey gibi’ bir sigara yakma isteği duyuyorum. Ama İsmet’in (karşı çıkmak istediğim) “sana isimlerin önemli olmadığını söylerdim ama yalan söylemiş olurum” deyişi var ki -tüm isimlerin, ölü ya da diri tüm dillerin, insanın yaşamı adlandırmadan anlamlandıramama telaşını dindirebilmek adına uydurduğu bir şablonlama yöntemi olduğunu düşündüğümde- size isimlerin önemli olmadığını söylersem yalan söylemiş olmam bence. Belki de hepimiz -Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü’sündeki bir bölüm adı gibi- Sözcük Mahpusları’yızdır. Aslında ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
(5/5) ... Aslında bir kitaba ayrılmış ‘yorumlar’ bölümünü anlamlı kılacak cümleler kurmadığımın farkındayım, benimkisi kitaba dair bir tür teyelleme isteği neticede. Ama yine de romanın dilinin ne denli diri olduğunu bir parça yansıtabilmişimdir belki. Son cümle Yağmurlar-Şemsiyeler’den olsun: “Her şey anlamlı olsaydı her şey ne kadar anlamsız olurdu hiç düşündün mü sevgili dostum?”
Oto-Satir
KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY)
Barış Tanyeri
Ürünü İncele
1- (1/5) ‘Bir nar gibi’ dediğim yerde kalan sözcüklerimi şimdi Oto-Satir’den bir alıntıyla sürdürmek istersem “Gibi değil, bizzat kum olun kardeşlerim, zira yaratımdan biz insanların haddine bir bu kalmıştır yoğrulacak.” Yağmurlar-Şemsiyeler’in sonrasında Oto-Satir’i okuduğumda, bir tragedyayı tersinden okumuşum gibi bir hisse kapıldığımı söyleyebilirim. Bu hissin kitapta olay-zaman-mekan birliğine, bir Mainad taşkınlığına yahut Dionysos coşkunluğuna erenlerdeki ikiliğe vesaire benzerlik bulmakla alakası yoksa da kaynağı, teğetlerden teyellere geçmek isteyişimdedir belki, teğet noktam olmuş bir şemsiyeden iki kitabı birbirine teyellemeye koyulmak istemişimdir. Ama bu hissin uzağında bambaşka bir açıdan bakmayı denediğimde ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 30 Ağustos 2024
2- (2/5) ... Oto-Satir’i, türümüzün sekiz küçük kemikten oluşmuş el bileğinin hemen altında bir uzuv olarak gelişmekte olan ve ‘akıllı telefon’ adı verilen bu yeni uzvumuzun parmak uçlarımızla pek ahenkli hareketi sayesinde sosyal medya hesaplarımızdan kendimize her gün kimlik edinmeye çalıştığımız Bilgi-ötesi yüzyılımızın ağıtı olarak da okuyabilirim. Kitabın henüz başlarında İsmet’in “Selam olsun size, siyah ve allar içindeki hanımefendi” diye başlayan tiradıyla ilkin dünyaya bir değil iki değil üç değil denecek sayıda çocuk doğurmuş bir şairin “Kaçıp sevgilerin korkunç tuzaklarından/ Kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan/ Kentlerdeki yadırgı pabuçlu yalnızlığa/ Dağlardaki kırmızı ışığa varıldı” dizelerine, oradan da Bakkhalar’ın dağlardaki Euhoi nidalı kadınlarına doğru yol alıp gerisin geri kitaba, başladığım yere dönerek her zaman aynı çiçek buketinin geldiği bir huzurevine vardım ki bu kitapla uzun yolculuklara çıktığımı söyleyebilirim. ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
3- (3/5) ... Oto-Satir’deki -arka kapağına kadar taşmış olan- bozma’lara (‘bozma’ yerine başka sözcükler seçmek mümkünse de bu benim seçtiğim) değinmek istediğimde sözü romanın içindeki karakterlere bırakmak isterim. İsmet’in “ama dezenformasyon dolu bu çağda çok bilmenin sınırı iyice muğlak bir hale gelmiş, son sözü söyleme ağırlığına sahip insanların iyice perdelerin arkasına çekilmesine sebep olmuştu” deyişine, bilgiyi dönüşümden geçirmek isteyen kadına cevap veren Mesut’un “bir gün elbette insanlığın kara bahçelerinde sizin kara tohumlarınız çiçek verecek, ama hiç düşünmediniz mi iki-üç yüzyıl sonra gelecek sonsuz çöl içindeki bir başka deniz fenerinin ışığını sizin çiçekleriniz üzerine de tutacağını? Ne yapmaya çalıştığınızı bilecek ve sizden bunun için nefret etmeyecek...” deyişine. Her ne kadar kitaptan bu alıntıları eklemiş olsak da internet çağının alıntılamalardaki misenformasyonundan nasibini alanlardan, mesela ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
4- (4/5) ... Nesimi’lerin “Yezidi’ye sordular ki/ Yârin ilen hoş musun?” dizeleriyle gelecekte yeni karışıklıklara karışacağını da şimdiden ekleyebiliriz. Şimdi -gecenin lalettayin vaktinde- altı yaşındaki Mesut’un mutlu çocukluğundan yeni dünyalar yaratma serüvenini izlemiş olmanın tadıyla, kendimi bir an için İsmet’in yerine koyup bir cep saatine bakma ve ‘her sağlıksız birey gibi’ bir sigara yakma isteği duyuyorum. Ama İsmet’in (karşı çıkmak istediğim) “sana isimlerin önemli olmadığını söylerdim ama yalan söylemiş olurum” deyişi var ki -tüm isimlerin, ölü ya da diri tüm dillerin, insanın yaşamı adlandırmadan anlamlandıramama telaşını dindirebilmek adına uydurduğu bir şablonlama yöntemi olduğunu düşündüğümde- size isimlerin önemli olmadığını söylersem yalan söylemiş olmam bence. Belki de hepimiz -Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü’sündeki bir bölüm adı gibi- Sözcük Mahpusları’yızdır. Aslında ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
(5/5) ... Aslında bir kitaba ayrılmış ‘yorumlar’ bölümünü anlamlı kılacak cümleler kurmadığımın farkındayım, benimkisi kitaba dair bir tür teyelleme isteği neticede. Ama yine de romanın dilinin ne denli diri olduğunu bir parça yansıtabilmişimdir belki. Son cümle Yağmurlar-Şemsiyeler’den olsun: “Her şey anlamlı olsaydı her şey ne kadar anlamsız olurdu hiç düşündün mü sevgili dostum?”
Oto-Satir
KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY)
Barış Tanyeri
Ürünü İncele
1- (1/5) ‘Bir nar gibi’ dediğim yerde kalan sözcüklerimi şimdi Oto-Satir’den bir alıntıyla sürdürmek istersem “Gibi değil, bizzat kum olun kardeşlerim, zira yaratımdan biz insanların haddine bir bu kalmıştır yoğrulacak.” Yağmurlar-Şemsiyeler’in sonrasında Oto-Satir’i okuduğumda, bir tragedyayı tersinden okumuşum gibi bir hisse kapıldığımı söyleyebilirim. Bu hissin kitapta olay-zaman-mekan birliğine, bir Mainad taşkınlığına yahut Dionysos coşkunluğuna erenlerdeki ikiliğe vesaire benzerlik bulmakla alakası yoksa da kaynağı, teğetlerden teyellere geçmek isteyişimdedir belki, teğet noktam olmuş bir şemsiyeden iki kitabı birbirine teyellemeye koyulmak istemişimdir. Ama bu hissin uzağında bambaşka bir açıdan bakmayı denediğimde ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 30 Ağustos 2024
2- (2/5) ... Oto-Satir’i, türümüzün sekiz küçük kemikten oluşmuş el bileğinin hemen altında bir uzuv olarak gelişmekte olan ve ‘akıllı telefon’ adı verilen bu yeni uzvumuzun parmak uçlarımızla pek ahenkli hareketi sayesinde sosyal medya hesaplarımızdan kendimize her gün kimlik edinmeye çalıştığımız Bilgi-ötesi yüzyılımızın ağıtı olarak da okuyabilirim. Kitabın henüz başlarında İsmet’in “Selam olsun size, siyah ve allar içindeki hanımefendi” diye başlayan tiradıyla ilkin dünyaya bir değil iki değil üç değil denecek sayıda çocuk doğurmuş bir şairin “Kaçıp sevgilerin korkunç tuzaklarından/ Kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan/ Kentlerdeki yadırgı pabuçlu yalnızlığa/ Dağlardaki kırmızı ışığa varıldı” dizelerine, oradan da Bakkhalar’ın dağlardaki Euhoi nidalı kadınlarına doğru yol alıp gerisin geri kitaba, başladığım yere dönerek her zaman aynı çiçek buketinin geldiği bir huzurevine vardım ki bu kitapla uzun yolculuklara çıktığımı söyleyebilirim. ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
3- (3/5) ... Oto-Satir’deki -arka kapağına kadar taşmış olan- bozma’lara (‘bozma’ yerine başka sözcükler seçmek mümkünse de bu benim seçtiğim) değinmek istediğimde sözü romanın içindeki karakterlere bırakmak isterim. İsmet’in “ama dezenformasyon dolu bu çağda çok bilmenin sınırı iyice muğlak bir hale gelmiş, son sözü söyleme ağırlığına sahip insanların iyice perdelerin arkasına çekilmesine sebep olmuştu” deyişine, bilgiyi dönüşümden geçirmek isteyen kadına cevap veren Mesut’un “bir gün elbette insanlığın kara bahçelerinde sizin kara tohumlarınız çiçek verecek, ama hiç düşünmediniz mi iki-üç yüzyıl sonra gelecek sonsuz çöl içindeki bir başka deniz fenerinin ışığını sizin çiçekleriniz üzerine de tutacağını? Ne yapmaya çalıştığınızı bilecek ve sizden bunun için nefret etmeyecek...” deyişine. Her ne kadar kitaptan bu alıntıları eklemiş olsak da internet çağının alıntılamalardaki misenformasyonundan nasibini alanlardan, mesela ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
4- (4/5) ... Nesimi’lerin “Yezidi’ye sordular ki/ Yârin ilen hoş musun?” dizeleriyle gelecekte yeni karışıklıklara karışacağını da şimdiden ekleyebiliriz. Şimdi -gecenin lalettayin vaktinde- altı yaşındaki Mesut’un mutlu çocukluğundan yeni dünyalar yaratma serüvenini izlemiş olmanın tadıyla, kendimi bir an için İsmet’in yerine koyup bir cep saatine bakma ve ‘her sağlıksız birey gibi’ bir sigara yakma isteği duyuyorum. Ama İsmet’in (karşı çıkmak istediğim) “sana isimlerin önemli olmadığını söylerdim ama yalan söylemiş olurum” deyişi var ki -tüm isimlerin, ölü ya da diri tüm dillerin, insanın yaşamı adlandırmadan anlamlandıramama telaşını dindirebilmek adına uydurduğu bir şablonlama yöntemi olduğunu düşündüğümde- size isimlerin önemli olmadığını söylersem yalan söylemiş olmam bence. Belki de hepimiz -Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü’sündeki bir bölüm adı gibi- Sözcük Mahpusları’yızdır. Aslında ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
(5/5) ... Aslında bir kitaba ayrılmış ‘yorumlar’ bölümünü anlamlı kılacak cümleler kurmadığımın farkındayım, benimkisi kitaba dair bir tür teyelleme isteği neticede. Ama yine de romanın dilinin ne denli diri olduğunu bir parça yansıtabilmişimdir belki. Son cümle Yağmurlar-Şemsiyeler’den olsun: “Her şey anlamlı olsaydı her şey ne kadar anlamsız olurdu hiç düşündün mü sevgili dostum?”
Oto-Satir
KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY)
Barış Tanyeri
Ürünü İncele
1- (1/5) ‘Bir nar gibi’ dediğim yerde kalan sözcüklerimi şimdi Oto-Satir’den bir alıntıyla sürdürmek istersem “Gibi değil, bizzat kum olun kardeşlerim, zira yaratımdan biz insanların haddine bir bu kalmıştır yoğrulacak.” Yağmurlar-Şemsiyeler’in sonrasında Oto-Satir’i okuduğumda, bir tragedyayı tersinden okumuşum gibi bir hisse kapıldığımı söyleyebilirim. Bu hissin kitapta olay-zaman-mekan birliğine, bir Mainad taşkınlığına yahut Dionysos coşkunluğuna erenlerdeki ikiliğe vesaire benzerlik bulmakla alakası yoksa da kaynağı, teğetlerden teyellere geçmek isteyişimdedir belki, teğet noktam olmuş bir şemsiyeden iki kitabı birbirine teyellemeye koyulmak istemişimdir. Ama bu hissin uzağında bambaşka bir açıdan bakmayı denediğimde ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 30 Ağustos 2024
2- (2/5) ... Oto-Satir’i, türümüzün sekiz küçük kemikten oluşmuş el bileğinin hemen altında bir uzuv olarak gelişmekte olan ve ‘akıllı telefon’ adı verilen bu yeni uzvumuzun parmak uçlarımızla pek ahenkli hareketi sayesinde sosyal medya hesaplarımızdan kendimize her gün kimlik edinmeye çalıştığımız Bilgi-ötesi yüzyılımızın ağıtı olarak da okuyabilirim. Kitabın henüz başlarında İsmet’in “Selam olsun size, siyah ve allar içindeki hanımefendi” diye başlayan tiradıyla ilkin dünyaya bir değil iki değil üç değil denecek sayıda çocuk doğurmuş bir şairin “Kaçıp sevgilerin korkunç tuzaklarından/ Kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan/ Kentlerdeki yadırgı pabuçlu yalnızlığa/ Dağlardaki kırmızı ışığa varıldı” dizelerine, oradan da Bakkhalar’ın dağlardaki Euhoi nidalı kadınlarına doğru yol alıp gerisin geri kitaba, başladığım yere dönerek her zaman aynı çiçek buketinin geldiği bir huzurevine vardım ki bu kitapla uzun yolculuklara çıktığımı söyleyebilirim. ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
3- (3/5) ... Oto-Satir’deki -arka kapağına kadar taşmış olan- bozma’lara (‘bozma’ yerine başka sözcükler seçmek mümkünse de bu benim seçtiğim) değinmek istediğimde sözü romanın içindeki karakterlere bırakmak isterim. İsmet’in “ama dezenformasyon dolu bu çağda çok bilmenin sınırı iyice muğlak bir hale gelmiş, son sözü söyleme ağırlığına sahip insanların iyice perdelerin arkasına çekilmesine sebep olmuştu” deyişine, bilgiyi dönüşümden geçirmek isteyen kadına cevap veren Mesut’un “bir gün elbette insanlığın kara bahçelerinde sizin kara tohumlarınız çiçek verecek, ama hiç düşünmediniz mi iki-üç yüzyıl sonra gelecek sonsuz çöl içindeki bir başka deniz fenerinin ışığını sizin çiçekleriniz üzerine de tutacağını? Ne yapmaya çalıştığınızı bilecek ve sizden bunun için nefret etmeyecek...” deyişine. Her ne kadar kitaptan bu alıntıları eklemiş olsak da internet çağının alıntılamalardaki misenformasyonundan nasibini alanlardan, mesela ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
4- (4/5) ... Nesimi’lerin “Yezidi’ye sordular ki/ Yârin ilen hoş musun?” dizeleriyle gelecekte yeni karışıklıklara karışacağını da şimdiden ekleyebiliriz. Şimdi -gecenin lalettayin vaktinde- altı yaşındaki Mesut’un mutlu çocukluğundan yeni dünyalar yaratma serüvenini izlemiş olmanın tadıyla, kendimi bir an için İsmet’in yerine koyup bir cep saatine bakma ve ‘her sağlıksız birey gibi’ bir sigara yakma isteği duyuyorum. Ama İsmet’in (karşı çıkmak istediğim) “sana isimlerin önemli olmadığını söylerdim ama yalan söylemiş olurum” deyişi var ki -tüm isimlerin, ölü ya da diri tüm dillerin, insanın yaşamı adlandırmadan anlamlandıramama telaşını dindirebilmek adına uydurduğu bir şablonlama yöntemi olduğunu düşündüğümde- size isimlerin önemli olmadığını söylersem yalan söylemiş olmam bence. Belki de hepimiz -Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü’sündeki bir bölüm adı gibi- Sözcük Mahpusları’yızdır. Aslında ...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 02 Eylül 2024
(5/5) ... Aslında bir kitaba ayrılmış ‘yorumlar’ bölümünü anlamlı kılacak cümleler kurmadığımın farkındayım, benimkisi kitaba dair bir tür teyelleme isteği neticede. Ama yine de romanın dilinin ne denli diri olduğunu bir parça yansıtabilmişimdir belki. Son cümle Yağmurlar-Şemsiyeler’den olsun: “Her şey anlamlı olsaydı her şey ne kadar anlamsız olurdu hiç düşündün mü sevgili dostum?”
Yağmurlar & Şemsiyeler
KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY)
Barış Tanyeri
Ürünü İncele
1- Belki de -kitaptan alıntılarsam- "yüzümde yalnızca yağmurlu semayı izleyen bir gölün sahip olabileceği bir sükunetle" kalamayışımdandır sözcükleri kullanmak isteyişim. Bu isteğimi ilkin kitabın ilk mektubundaki 'seçim şansı, isteme, tercihte bulunma' üçgeninin içine koydum. O üçgenden çıkabilen kadarıyla koyuluyorum sözcüklere tutunmaya. Şimdi 'güvercin adımlı' düşüncelerle bir müjdeci çıkagelse çağımızın (görsel) gürültüsünden işitilebilir mi? Bu soru cümlesinin yahut akabinde kuracağım cümlelerin kitabı yorumlama niyeti taşımadığını belirtmek isterim, zira bu sadece cümle kurabiliyor olmanın pervasızlığıdır ki eşyanın tabiatında bir parça pervasızlık var. Eşya demişken konumuz eşyalar değilse de şu an nesneler dünyasından bir eşya seçerek kısaca değinmeyi istersem o nesne, her daim ziyadesiyle temkinli olan başımızın üstüne tutabileceğimiz bir şemsiye olur. (Metnin orta yerine düzen bozucu notlar ekleyelim: Her kitabın dünyasını bir çember, okurun
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 28 Mart 2024
2- (2/4) ... dünyasını da başka bir çember olarak tasavvur edersek, böylelikle kitabın adının da bir parçasını oluşturan 'şemsiye' nesnesiyle belki de iki çemberin birbirlerine teğet noktasını bulabiliriz ki tüm alımlamalarımızın besleneceği kaynağın bu nokta olacağını söylemek mümkün. Lakin bir kaynağın bize sadece 'yaşantı yoluyla açık' olan kadarı verebileceği evvelce söylenmiştir.) Elbette her birimiz başımızın üstünde bir şemsiyenin durmasına ihtiyaç duyabiliriz. Bu duruma sadece rüzgâra karşı şemsiye açmama önerisini ekleyebiliriz. 11 mektuptan oluşan Eylül 2023 baskılı bu kitabı bir bahçede nar ağacı altındaki bir masada okuyup kapattığımda, 'bir nar gibi' dedim kendime. Bu benzetmeyi (kış imgemizde payı varsa da) Persephone'nin yediği nar tanelerinin uzağında kurmak istiyorum: Yaz, doğanın şımaran coşkusunu alıp götürmüşken güz masalarının sükunetine kendini açan bir narın tanelerinden saçılıveren çarpıcılıkta ki akabinde içinizde mayhoş bir nar tadı dolaşabilir. Saçılan...
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 28 Mart 2024
3- ... tanelerin dansı canlı, ironik, telaşlı, trajik, tutkulu, çelenk yolucu, alegorik... Kitabı yorumlama niyeti taşımadığımı en başta belirtmiş olduğumdan metinlerarasılık gibi çetrefil kavramlara dair cümle kurmayacağım tahmin edilmiştir. Sözcüklerle ve kitaplarla kurduğumuz bağı düşününce, bir başka kitapta sükunetime çarpan bir ânı anımsadım -Domínguez'in Kağıt Ev'inde Carlos Brauer'in kendi yaratımı olan evine ilk balyoz darbesini indirme anını- ki metinlerle kurduğumuz bağlar işte böyle zihnimizde salkım saçak dünyalar yaratabilir. Psikolojinin yükselen parıltısını taşıyan ve olası her davranışa bir tanı koyma ihtiyacı duyan çağımızda, şimdi bu herkes ya da hiç kimse için yazılmış mektupları birileri kapısının önünde bulsa, ...(karakter sayısı sınırından 4 parça olacak)
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 29 Mart 2024
4- ...bulsa, kusursuzluğa varma/mükemmellik takıntısının neticesi hezeyanlardan empatiye ermenin serüveni olarak okuyabilir, akabinde rüyaların psikanalitik yorumlarına girişme potansiyeli taşıyabilir ya da bir başkası aynı mektuplar için, 'bir hisar olmakla yetinmeyen seslenmiş' demekle yetinebilir, hülasa bir noktadan sayısız sözcük demeti doğabilir. Ve ben kendi noktamda sözcükleri kullanma isteğimin sonuna geldim. 12. mektubun "beni affet" demeyen, affedilmeyi bekleme kabahatinden kurtulmuş bir dille ve kendi şarkısının melodileriyle geleceğini umuyorum.
Güneş Yalıyar
Güneş Yalıyar 28 Ağustos 2024
1- (1/5) ‘Bir nar gibi’ dediğim yerde kalan sözcüklerimi şimdi Oto-Satir’den bir alıntıyla sürdürmek istersem “Gibi değil, bizzat kum olun kardeşlerim, zira yaratımdan biz insanların haddine bir bu kalmıştır yoğrulacak.” Yağmurlar-Şemsiyeler’in sonrasında Oto-Satir’i okuduğumda, bir tragedyayı tersinden okumuşum gibi bir hisse kapıldığımı söyleyebilirim. Bu hissin kitapta olay-zaman-mekan birliğine, bir Mainad taşkınlığına yahut Dionysos coşkunluğuna erenlerdeki ikiliğe vesaire benzerlik bulmakla alakası yoksa da kaynağı, teğetlerden teyellere geçmek isteyişimdedir belki, teğet noktam olmuş bir şemsiyeden iki kitabı birbirine teyellemeye koyulmak istemişimdir. Ama bu hissin uzağında bambaşka bir açıdan bakmayı denediğimde ...
1 2