Kadim Türkler insanlık tarihinde çok geniş ve önemli bir yer tutmuştur ama günümüze kadar bu milletin tarihi tam olarak yazılmamıştır. Yazılan bölük pörçük ve muhtasar şeyler ise tarihî, etnografik, etimolojik ve diğer problemlerin çözümüne nispeten yardımcı olmuşlardır. Böylesine geniş bir konunun güçlülüğü ortadayken, elinizdeki çalışmanın bunların üstesinden geldiği gibi bir iddiası olamaz. Lev Nikolayeviç Gumilëv, çözüm bekleyen meselelere sadece bir nebzecik yaklaştığı ümidindedir. Eski Türkler, tarihî analiz ve sentez metodunun birlikte kullanılması yönünde bir deneme olarak düşünülmüştür. Kadim Türklerin ve halkların tarihî gelişimiyle alakalı tahlil, doğrudan onlarla veya selefleriyle bağlantılıdır. Tarihî kaynakların tenkitleri, onomastik ve etnogenetik problemler de ele alınmıştır. Sentezler ise Türküt, Görktürk ve Uygurların tarihini, belirgin bir bütünlük arz etmesi cihetiyle tek bir süreç olarak ele almış ve keza umum dünya tarihine de bir nebze ışık tutmuştur.
"Çin’de bütün yabancılara karşı ilgi arttı. Çince-Türkçe bir lügat dahi hazırlanmıştı. Ne yazık bu lügat günümüze ulaşmamıştır. Türk müziği dahil çeşitli milletlerin müziklerinden P’ei-Chou döneminden itibaren imparatorluk orkestrasınca faydalanılmış, bunlar T’ang İmparatorluğu’nun selefleri tarafından kaydedilmiş, bizim dönemimizle ilgili olanlar tam olarak kayıt altına alınmıştır. Karşılıklı göçler devamlı surette olmuştur. Mesela VII. yüzyılın yirmilerin Ch’ang-an’da 10 bin Türk ailesi yaşıyordu. Onların giyinme şekilleri ve âdetleri Çin devlet erkânının hoşuna gitmiş ve tıpkı II. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nda Germen, VIII. yüzyılda Bizans’ta Hazar âdetlerinin yerleştiği gibi, Çin’de de herkeste bir Türk modası başlamıştı. Zamanla sıradan insanlar da bu akımın tesirinde kaldılar ve Türk modası sarayın ve erkân-ı devletin dışına taştı. Davet ve şölenlerde yabancı müzik eşliğinde sınır ötesi milletlerin yemekleri servis yapıldı. Yeşil ve kahve renkli, yakalı, soldan açılan, belden kuşaklı Türk giysileri T’ang döneminde büyük kitlelerin günlük giysisi hâline geldi. Fakat daha önemlisi, özellikle kış günleri sıcak bir kulübe ve hatta VII. yüzyılın Çin evi hâline gelen Türk çadırları Çinlilerin çok hoşuna gitmişti."