İnsan ömrü bazen çok kısa, bazen de çok uzundur. Bir ömrün uzunluğuna karar vermek için, içerisine sığanlara bakmak gerekir. Öyle ki zaman değil, yaşananlar bir ömrü daha uzun hâle getirir. Bir insan, her 365 günde yeni bir yaş kazanmaz. Bazen bir senenin içinde defalarca büyür insan. İşte ömrünü, yaşananlarla devam ettiren insan; yaşadıklarını, hissettiklerini, isteklerini anlatma gereği duyar. İletişim, insan doğasının en temel ihtiyaçlarından biridir. Ancak gelgelelim, bazı insanlar anlatamaz bunları. Kimi utanır anlatmaktan, kimi nasıl anlatacağını bilmez, kimi ise yaşadıklarını anlatacak kelime bulamaz. İşte şiir tam da burada yardımına koşar insanın. Şairler, bunca yıldır şiir ile anlatır insanlara kendilerini. Anlatacağı her şeyi, kelimeler arasındaki sandığa kapatır. Okuyucu anahtarı bulur, açar ve okur şairin içini.
Şiir, canlılığını asla yitirmeyen ve her türlü koşula rağmen kopukluğa uğramayan bir iletişim türüdür. Öyle ki; bizden bir asır evvel yaşamış bir şair ile yazdığı şiirleri okurken dertleşiriz. Yahut elimize kalem alıp şiir yazmaya başlasak çoktan veda etmiş sevgiliye sesleniriz, ölmüş bir yakınımızla uzun uzun sohbet ederiz, bir daha hiç göremeyeceğimiz dostumuzla hasret gideririz. Bu yüzden şiir, iletişimin en güçlü hâlidir. Naçizane fikrim ise şiir konuşmaktan bile ötededir.
Sevgili okur,
Ben de bu kitapta, sizinle uzun uzun sohbet ettim. Sizinle, bir de şita perisiyle.