“Duasını huşuyla sürdürürken sırtında hissettiği darbeyle kapaklanacak gibi oldu. Hemen toparladı kendisini, şimşek hızı ile doğruldu. Bu sefer de yüzünü hedeflemiş dipçiği mihaniki bir hareketle savuşturdu. Sakinleşmesi gerektiğini fısıldayan mantığına aldırmadan Kızıl Ordu erinin karnına tekmesini oturttu. Asker haykırıp yıkıldı.
Elinde olmadan Gökhan’ı bıraktığı yöne baktı. Onu değil koşarak gelen başka bir askeri gördü. Aralarında on metre kalmıştı ki Gökhan’ı fark ederek rahatladı. Askeri omzundan kavrayıp göz açıp kapayıncaya kadar yumruğunu suratında patlattı. Tüfeğini kapıp üzerine çevirdiğinde ise sesi tehditkârdı:
“Yiğitliğiniz zavallı, aciz ve ibadet üzerindeki insanlara karşı anlaşılan.”
Diğeri de kendine gelmiş, doğrulmaya çalışıyor ve küfrediyordu. Namlu ucunun üstlerine çevrili olduğunu fark edince ellerini kaldırdı. Biri kekeleyen ve kısık sesiyle:
“Delirdiniz mi siz?” dedi. “Bu yaptığınızın cezası ölümdür. Asılmak mı istiyorsunuz?”
Ağır adımlarla yaklaştı Mahmut, askerlerden yerdekine eğildi; gözlerine dik dik baktıktan sonra:
“Dua ederken birisi size aynısını yapsaydı göstereceğiniz tepki ne olurdu?” diye sordu. “Aynısını yapmaz mıydınız?”
Asker sessizce yere baktı. Ayakta ellerini kaldırmış olanı ise müteredditti ve sessizdi.”