Bir köy, bir baskın, bir gemi…
Ve bir anda özgürlüğünden koparılan hayatlar.
Akdeniz kıyısında sakin bir çocukluk sürerken korsanların saldırısıyla ailesinden koparılan Sara, Osmanlı topraklarına götürülerek köle pazarında satılan yüzlerce insandan yalnızca biridir. Karanlık mahzenlerde başlayan esaret, farklı efendilerin, farklı şehirlerin ve farklı kaderlerin içinde şekillenir. Kimi zaman bir paşanın konağında, kimi zaman bir kervan yolunda, kimi zaman da ölümle özgürlük arasındaki ince çizgide…
Sara’nın hikâyesi, sadece bir kölenin hayatta kalma mücadelesi değildir. Aynı zamanda Halil’in, Maite’nin, Hamide’nin ve adını tarihin kaydetmediği nice insanın ortak acısının, direncinin ve umut arayışının hikâyesidir.
Henüz çocuk yaşta, kendisi bile hayatta kalmaya çalışırken kucağına bırakılan bir bebeği yaşatmak zorunda kalışı, Sara’nın yolunu bambaşka bir yere sürükler. Kendi hayatı üzerinde söz hakkı yokken, bir başkasının hayatından sorumlu olmak, onu hiç hazır olmadığı bir sınavla yüz yüze bırakır.
Gerçek tarihsel olaylardan beslenen bu roman, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla uzanan Osmanlı coğrafyasında köleliğin karanlık yüzünü, insan onurunun nasıl ayakta kalabildiğini ve bazen bir isyanın, bazen bir merhametin kaderi nasıl değiştirdiğini çarpıcı bir dille anlatıyor.
Köle, unutulmuş hayatlara adanmış, acı, cesaret ve umutla örülmüş sarsıcı bir tarihsel roman.