Üretici Güçler insanlığın “daha kolay, daha rahat” motivasyonu ile gelişiyor; bununla üretim artıyor, ürünlerin çeşitlenmesi ve gelişmesi ile üretim süreci karmaşıklaşıyor; sonunda üretim süreçleri yeni duruma uyarlanmak zorunda kalıyor. Tüm bunların sonucunda toplumda farklı sosyal tabakalar, meslekler ve çıkar grupları oluşuyor; özcesi sosyal farklılaşmanın artması, bunların birbirleriyle etkileşimi ve çatışması ile toplumsal ilerleme ortaya çıkıyor. Tüm unsurları ile bu süreç, yeni durumu konsolide etmek için kaçınılmaz olarak kurallarını ve kurumlarını oluşturuyor. Gelişmenin motoru olarak söz konusu sosyal farklılaşmalar, çeşitlenmeler farklı güçlerin, grupların, sınıfların ortaya çıkması, ez cümle üstyapıda güçlerin paylaşımının dayandığı zemini oluşturuyor. “Eski”nin içinde “Yeni” böyle olgunlaşıp çıkıp geliyor, sivil toplum, kurumlarıyla böyle oluşuyor. Yaşamın ulaştığı bu çeşitlilik, suni bir müdahele olmazsa genelde kendi yolunda akarak gelişiyor…
Üretimde kooperasyonun, otomasyonun geldiği son nokta olması, yenileşmeyi özellikle üretim anlayışının tamamen merkeziyetçi zincirlerinden kurtarılarak desantral bir biçimde, onu dağınık alt sistemlerin toplamı olarak kavrayıp hayata geçiren, maddi üretim sürecini mümkün olduğunca “insansızlaştırarak” rasyonalize eden, işbölümünün artık insanlar arasında ve insan-makine diyalektiğinde değil, makineler ya da makine ürün arasında oluştuğu, yapay zekânın da işin içine girmesiyle bu sürecin daha da optimalleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan soru şu oluyor:
Kapitalizmin başından beri var olan ve kendi içinde daha önceden birkaç kez sözünü ettiğimiz çelişkileri barındıran üretim sürecinin, tipinin sürekli yenileştirilerek ekonomize edilmesi, ekonomikleştirilmesi daha başka hangi ileri seviyelerde mümkün olabilir? Bu noktada tasavvur edilebilecek başka olanaklar yoksa -ki görünen bizce şimdilik bu-, kapitalizm bu konuda sınırlarına ulaşmışsa bundan sonra gelecek olan ne olabilir?
Qu Vadis?