Savaşın gölgesinden umut dolu bir geleceğe uzanan sessiz bir mücadele...
2010 yılında Tunus’taki protestolarla başlayan Arap Baharı çok kısa sürede Kuzey Afrika’ya ve Orta Doğu’ya yayılmış, Suriye’de ise yönetimin halkın demokrasi taleplerine şiddetli bir şekilde karşılık vermesi üzerine iç savaş başlamıştır. Rejimin katliamları karşısında çaresiz kalan 13 milyondan fazla Suriyeli, ülkelerini terk ederek mülteci durumuna düşmüştür.
Anadolu toprakları tarih boyunca birçok göç hareketine şahitlik etmiştir. Suriye'deki iç savaşın ardından Türkiye'ye sığınan milyonlarca insan arasında en büyük toplumsal dönüşüm ve zorluklarla yüzleşen kesim kadınlar olmuştur. Aynı dine mensup olsalar bile ırk, dil ve kültür açısından Türk halkından farklı özellikler gösteren Suriyelilerin, yerli halk ile aynı sokağı, aynı binayı paylaşarak komşu olması oldukça şaşırtıcı olmuş ve her iki halk açısından uyum zorlukları yaşanmıştır.
Bu kitap, sessiz ama derinden devam eden bir mücadeleyi anlamak, görünür kılmak ve çözüm yolları sunmak hedefiyle yapılmış bir çalışmanın ürünüdür. Başakşehir’de yaşayan Suriyeli kadınların entegrasyon sürecini; kimlik, aidiyet, eğitim, istihdam ve kültürel uyum gibi başlıklarda sosyolojik bir gözle analiz edebilmeyi hedefler. İstanbul’un dinamik ilçelerinden olan Başakşehir’in orta sınıf muhafazakâr yapısı, çokkültürlü sosyal dokusu, Suriyeli kadınların deneyimlerine ayna tutmak açısından özel bir örneklem sunmaktadır.
Kadınların sesiyle şekillenen bu çalışma, göç olgusunun yalnızca rakamlarla değil, gerçek yaşamlarla okunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Saha araştırmaları ve birinci elden anlatılar ile okuyucuya hem bilimsel hem de insani bir perspektif kazandırmak amaçlanmıştır.
Türk halkının mülteci algısı, göç politikaları, tarihi arka plan ve mevcut uygulamalar ışığında değerlendirilen bu saha çalışması; göç çalışmalarına, yerel entegrasyon politikalarına ve aynı zamanda mülteci kadınların öznel deneyimlerini görünür kılarak bu alandaki bilgi birikimine katkı sunmayı amaçlamaktadır.