İnsanın, bireylerin potansiyeline ulaşabilmelerinin hem kişisel hem de toplumsal bir varoluş meselesi olduğuna, akışa bırakılamayacağına inanıyorum. İşte bu, bugün adımlarını geleceğe sağlam atabilen toplumlar ile aramızdaki farkın açıklaması değil mi? Bir balıkçı kasabasının içinde sıkışıp kalmış, genç Cumhuriyet'in eğitim atılımının ağızlarına çaldığı balın tadını unutamamış ama yaşadıkları yerde devamını getirememiş insanları anlatmış Kebuter. Öyle ki 60 yıl sonra bile o günlerin umutları en değerli hazineleri olmuş. Memleketin yerinde eğitim, sanat ve akıl ile tüm katmanlarını geliştirme hayalinin solduğu zamanlardan günümüze derinleşen vizyonsuzluk bizi daha da karanlık dehlizlere itiyor. Bunu artık kasabalarda değil büyük büyük şehirlerde daha da fütursuzlaşan bir cehalet ile yaşıyoruz. Sabahattin Ali'nin Yozgat'ta yaşadığı hayal kırıklıkları 1927'de belki anlaşılabilirken, bugün ikbalini borçlu olduğu kadınına zulmü reva gören, hâlâ her şeye rağmen yetiştirdiği pırıl pırıl gençlerini kaybeden bir toplum nereye gidebilir? Fesat ve dedikodunun yerini ne zaman ve nasıl feraset, sanat, spor ve bilim alır? Kebuterler düşününce gülümseten, dünyanın en güzel göğünü süsleyen kanatlı efsanelere nasıl dönüşür? Deniz kenarına vuran binlerce deniz yıldızı teker teker kurtarılabilir mi? Bence denemeye değer… Ömer YENİHAN |