Babam. Benim en iyi hikâye anlatıcım. Denizde olmadığı zamanlarda kendini kaybedenlerin hikâyesiydi anlattıkları, göğe bağlanmak için ufka doğru teknesiyle süzülürken kendini bulanların. Bir çocuğun hikâye anlatıcı bir babası olması onu sevmesi için yeterdi. Birlikte açıldığımız zamanlarda yeşil parlak pullarıyla taklalar atan koskocaman balıklar bizim için su yüzüne çıkardı. ‘Bak sarı papatyam bak, karşıya bak, görüyor musun?’ ‘Görüyorum baba görüyorum, yemyeşil, hem de bir fener gibi parlak.’ Uçsuz bucaksız mavide gözümde canlanan yaratıkları çığlıklar atarak izlerdim...
Bu kitap, kayıpların ardından yeniden nefes almaya çalışanların; gitmekle kalmak, beklemekle vazgeçmek arasında sıkışanların öykülerini anlatıyor. Her karakter, hayatın farklı bir eşiğinde kendi sessiz sınavını verirken zaman, bazen acıyı derinleştiren, bazen de onu usulca dönüştüren görünmez bir yol arkadaşına dönüşüyor.
Gülay Gökçen, incelikli gözlemleri, güçlü atmosferi ve duru anlatımıyla okuru; yasın, umudun, belleğin ve yeniden başlayabilme cesaretinin izini sürmeye davet ediyor.
Zamanı Serbest Bırakırız, hayatın her zaman istediğimiz gibi akmadığını bilen; buna rağmen yaşamaktan, beklemekten ve yeniden yürümekten vazgeçmeyen insanların öyküleri.