Aeneis, Klasik Roma edebiyatının görkemli başyapıtlarından biridir; insan doğasının en iyi ve en kötü yanlarını çarpıcı biçimde sahneleyen güçlü bir anlatı olarak karşımızda durur. Vergilius (MÖ 70–19), bu destanı yaratma sürecinde yaşayan bir efsaneye, çağının en çok konuşulan ve hayranlık duyulan simalarından birine dönüşmüştür.
Bu şöhretin arkasındaki gerçek Vergilius, belirsiz ve gölgede kalmış bir figürdür. Onun mütevazı, taşralı bir ailede doğduğunu, kamusal gözlerden uzak, münzevi ve yalnız bir hayat sürdüğünü biliyoruz. Sağlığının zayıf olmasına ve ruhsal kırılganlıklarına rağmen şiirlerinde zarif ve yepyeni etkiler yaratmak için durmaksızın çalışmıştı. En ünlü eseri Aeneis, bizzat İmparator Augustus’un arzusu ve himayesiyle kaleme alınmıştı; şair ölüm döşeğindeyken bu tamamlanmamış eserinin yakılmasını vasiyet etse de Augustus destanı yayımlatarak onu ölümsüzleştirdi.
Aeneis çevirisiyle büyük övgü toplayan Sarah Ruden, Vergilius’un yaşamını yeniden inşa etmek için Roma gündelik hayatından ve tarihsel kaynaklardan gelen kanıtları, şairin kendi dizeleriyle harmanlayarak son derece titiz ve incelikli tahliller sunuyor. Yazar, şairin külliyatına olan derin hâkimiyetinden hareketle; büyük kişisel bedeller ödemek pahasına, şaşırtıcı derecede özgün ve unutulmaz bir miras bırakmaya adanmış bir sanatçıyı âdeta yeniden ete kemiğe büründürüyor.