Arka koltukta iki çocuk, biri tren sesi çıkarırken diğeri usanmadan, "Nereye gidiyoruz baba?" diye soruyor. Bir, beş, on, yüz kez. Usanma yetisi yok, hayatta hiçbir şeyden usanmayacak, bildiğimiz kadarıyla. Babanın birinci, üçüncü, beşinci cevabından sonra bir daha cevap vermemesi kabullenişi gösteriyor, bir de bu metnin yazılacağını. Yazılmak zorunda olduğunu, öbür türlü yenecek bir kafa var ve yenmemeli. Ne olur, savunma mekanizması gelişir. Mizah. Kozmik bir şakaya karşı içten bir kahkaha, biraz hıçkırıklı.
Fournier'nin zihinsel ve fiziksel özürlü iki çocuğunun ve hep beraber -çocuklar, hayal kırıklığı, eş, mutluluk- yaşamanın hikâyesidir. Çocuklar benzersiz, kimseyi taklit edecekleri yok, aynılığın sıkıcılığına sahip değiller. Başka şeylere de sahip değiller, babalarıyla maça gidip bağıramayacaklar, birlikte Mozart dinleyemeyecekler, film izleyemeyecekler. Fournier yapamayacakları işlerin iki sayfalık özetini çıkarır. Bir kalemde iki sayfa, oysa çocuklardan biri babasının kuş benzetmesine uyarak uçar gider, diğeri otuz yaşını görür. Yıllar içinde yapılamayanların listesi kabarmıştır, belki de bir noktadan sonra anlamsızlık galip gelmiştir de kuşların tren sesi çıkarması kanıksanmıştır. Bu oluyor galiba. Çocuklar da neyin ters gittiğini anlamamışlarsa da sezmişlerdir sanırım. "Çocuklarım yaşlarını asla bilmediler. Thomas eski oyuncak bir ayıyı dişlemeye devam ediyor, ihtiyarladığını bilmiyor, ona kimse bunu söylemedi." (s. 102) Aynı şekilde Fournier de yaşlandığını bilmiyor, travmasının yaşında kalıyor. "Ben artık kim olduğumu pek bilmiyorum, hayatta nerede olduğumu bilmiyorum, yaşımı bilmiyorum. Hep otuz yaşında olduğumu zannediyorum ve her şeyle alay ediyorum. Kocaman bir oyunun içine demirlemişim gibi geliyor, ciddi değilim, hiçbir şeyi ciddiye almıyorum. Aptalca şeyler yapmaya ve yazmaya devam ediyorum. Yolum çıkmaz sokakta bitiyor, hayatım çıkmaz sokakta son buluyor." (s. 102) Her şeyle alay etmesine çocuklarının durumu dahil, insanlar tarafından garipsenmesi katlanılır bir sonuç. Kafasında bin fikirle dolaşan yaratıcı bir adamın eve geldiği zaman sabit, durgun bakışlara sahip, ağızlarından mantıklı bir şey çıkması zor çocuklarıyla karşılaşması akıl kaçırıcıdır. Kaçmaması için bu metin var.
Fragmanlar. Peygamber sabrına sahip olmadığını söyleyen Fournier, çocuklarından özür dileyerek başlıyor. Onları yeterince sevmediği, onlara katlanmak için elinden geleni yapmadığı itirafı acı verici olsa da gerekli. Bir ilk adım aynı zamanda; çocuklarıyla dalga geçtiğinde geldiği noktayı görüp aslında kendi zavallılığıyla dalga geçtiğini anlamasına kadar uzunca bir yolu var, üstelik çocuklar büyük umutlarla doğuyorlar, Mathieu ve ardından Thomas, iki yıl arayla, ikinci doğarken herkes umut dolu ama sonuç malum. Tanrı bir şikayet mercii değil, Meryem Ana bir ast olarak yardımcı olamaz, hiçbir şey hiçbir şeyi düzeltmeyecek.
Çocuklarla alakalı çok ayrıntı var, çember genişledikçe aile, arkadaşlar, bakıcılar ve tanrı da işin içine girecek. Fournier'nin çocuklarını gündeliğin içinde sayısız noktadan görüşü perspektifi genişletecek. Misal normal-anormal ayrımı. Çocuğun normal olmadığı mat camın ardından bakar gibi anlaşılıyormuş. Gözleri de bozuk, onlar da aynı şekilde görüyorlar her şeyi. Buzlu, mat bir dünya. Harfler sabit karıncalar gibi, anlamsız. Aynı hareketleri yapıp aynı sesleri çıkarmak, yıllar boyunca. Bunların içinden fırlayan imgeler; Mathieu'nün fırlattığı topun çok uzağa gitmesi, kimsenin alamayacağı kadar, alınması konusunda yardımcı olamayacağı kadar uzağa.
Gerçek olamayacak kadar kurgusal bir şey yaşadığını düşünür Fournier, ikinci çocuk Thomas'nın da engelli olduğu anlaşılınca içinde düştüğü durumun filmlerde bile kullanılamayacağını, gerçekliğin dokusunu bozacağını söyler. Daha da ötesi, çocukların rol yaptıklarını düşünür. Gece vakti herkes uykuya çekildiğinde ikisi bir araya gelip çok acayip, entelektüel işler başarmakta ve Shakespeare'in dizelerini tartışmaktadır mesela. Sabah oldu mu engelli rolüne bürünürler. Gerçek olamayacak kadar kurgusal, Vonnegut'ın Paldır Küldür'de yaptığı tam olarak buydu zaten. Engelli rolü yapan kardeşler de dahil.
Cinnet anları normale dönmeye başlar, suçluluk duygusu giderek azalır. Çocuklardan birinin veya ikisinin kazara ölmesi üzücüdür, kasıtlı olarak öldürülmelerinin üzücülüğü de aynı seviyeye iner bir süre sonra. Ne yaşadıkları, ne hissettikleri, Fournier ve eşinin hissettikleri katı, sabit bir dünya yaratır ve Fournier gaza basar, gözlerini kapar. Kaza yapmaz. Çocuklarını kalabalıkta bırakmayı düşünür ama her anımızı kaydeden makineleri düşününce bundan da vazgeçer. Yine bir savunma mekanizması aslında, yapacağından değil. En azından yaptığından değil. Mathieu, giderek çarpıklaşan omurgasının düzeltilmesi için ameliyat olur ve üç gün sonra bu dünyaya bir kuş gibi veda eder. Çocuklardan biri uçmuştur, engelli olup olmamasının bir önemi yoktur, acısı büyüktür.
"Büyüdüklerinde, her birine büyük birer ustura hediye etmek gibi bir fikir geldi aklıma. Onları banyoya kapatıp usturalarıyla baş başa bırakacaktık. Artık hiç ses gelmediğinde, bir paspasla banyoyu temizlemeye gidecektik.
Eşimi güldürmek için bunu ona anlattım." (s. 41)
Deliliğin boyutu. Üçüncü çocuğu da deniyorlar bu arada, o çok sağlıklı ve tatlı bir kız olarak büyüyor ve başına bir iş geliyor ama Fournier bunu anlatmıyor. Sanıyorum bu iki çocuğun yanına bir üçüncüsünün trajik yaşamının eklenmesi kayışı iyice zorluyor. Acaba ne oldu, hangi kitabında yazmıştır Fournier? Dul'da üç çocuğunun annesinden boşandığını, aşık olduğu kadınla evlendiğini ve çocuklarını görüyoruz ama az.
Babalar Günü mektubu, bir tanecik... Özlemlerin metni bu, bir de her şeye rağmen sevmenin, başa çıkabilmenin.
Bugüne dek okuduklarım arasında en zorlandığım Jean-Louis Fournier kitabı oldu "Nereye Gidiyoruz Baba?" - teknik olarak değil, içerik itibarıyla. Daha önce babasını ve annesini anlattığı kitaplarını okumuştum, bu defa ise oğullarını anlatıyor yazar. Fournier'nin iki engelli oğlu olduğunu bilmiyordum, bu kitapla öğrendim.
Yaşamak zorunda kaldıkları şey çok acıklı ve Fournier'nin kara mizahı meseleyi daha hafif değil, aksine daha da trajik kılıyor bence. Her kelimesine sinmiş bir acı, hüzün ve öfke var. Öfkesinin muhatabı elbette belirsiz. İki engelli çocuğa babalık edecek gücü bulamadığı zamanlarda kendine, zaman zaman çok da inanmadığı Tanrı'ya, bazen elinde olmadan bizzat çocukların öfke duyuyor. Çaresi olmayan, süresi belirsiz bir derdin içinde kendini bulan pek çok insan gibi yani.
Çocuklarına duyduğu sevgi canını acıtıyor, bir baş etme yolu olarak sevmemeyi dener gibi yaptığı zamanlarda da bambaşka bir acı hissettiği.
Kitap bu duygular etrafında; yazarın, çocukları engelli olmasa yaşayabilecekleri şeyleri hayal etmesi, o hayallerden ötürü biraz daha üzülmesi, öfkelenmesi ekseninde akıp gidiyor. Bu kadar kişisel bir metne eleştiri getirmek çok doğru olmasa da, sadece şunu söyleyeceğim, diğer kitaplarındaki kadar kuvvetli değildi bence buradaki iç görüleri ve tespitleri. Ki bu da çok anlaşılır zira hayatta yazması en zor konulardan birini yazmış. Bu kitabı herhangi bir edebî eser gibi değerlendirmenin çok adil olmayacağını düşünüyorum, o nedenle sadece bu kadar olsun.
Fournier ve onun yalın, insanın kalbine saplanan cümlelerden müteşekkil metinleriyle yolculuğum sürecek.
Eğer bir gün engelli bir çocuğum olursa ne yaparım, diye düşündünüz mü? Bu soruyu genç yetişkinlik döneminde herkes kendine en az bir kere sormuştur. Yazarın engelli çocukları var ve onlara bir türlü anlatamadıklarını, bu kitapta anlatmış. Onlar hiçbir zaman okuyamayacak olsa da sayfa 7'de "Unutulmamanız için, engelli kartı üzerinde sadece bir fotoğraf olarak kalmamanız için." bu kitabı yazdım, diyor yazar.
Yazarın külliyatına giriş yapmak adına başlangıç kitabı olarak seçilebilir. Daha önce Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam kitabını okuyup o kadar da beğenmemiştim ama burada ele aldığı konu itibariyle beni kavradı. Anlatı türünün örneklerinden biri olduğu için sayfalar metine boğulmamış ve dili son derece akıcı. Yazar; duygu, düşünce ve anılarını çok güzel aktarıyor okuyucuya. Okurken ister istemez empati kuruyorsunuz. Bu türü okumayı sevenlere öneririm.
İlk defa okuduğum bir yazarla, yine peş peşe üç kitabını okuyacağım yeni bir seriye başladım. ‘Bakalım bu sefer nelerle karşılaşacağım?’ derken, yazarın ilk kitabıyla tam isabet buldum. Darısı diğer iki kitaba inşallah
Mesela limonu çok seviyorum ama yerken yüzümdeki kaslara hakimiyet kurabilmek açısından zayıfım( herkes gibi). Niye böyle bir bilgiyle kitap yorumuma başlıyorum? Çünkü hikaye tam da böyle limonun yüzümüze etkisinin, karşımızdakine yansıması gibi. İnsanı karışık kuruşuk duygu hallerine büründüren bir eser. Neden böyle? Çünkü tüm insanlar için ortak hassasiyet içeren bir konusu var. Öncelikle konu çocuklar… İkinci olarak asıl konu, bu çocuklar özel çocuklar… Ama bu çocukları babaları öyle bir anlatmış ki; gülsem mi, ağlasam mı, üzülsem mi, yine mi gülsem? Vallah tövbe Estağfirullah diye diye okudum. Anlatım da öyle şahaneydi ki bir çırpıda da bitti.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Engelli çocukları olan baba, hayatını, ailesini çocuklara bakışını, onlara nasıl baktığını, hislerini, düşüncelerini çok güzel anlatmış.
Özellikle engelli bireylerle çalışan profesyonellerin, bu bireylerin ailelerini veya bakımverenlerini anlamaları açısından aydınlatıcı bir kitap olduğunu düşünüyorum
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın içinde bulunduğu ruh halini gayet net aktarmış. Engelli iki çocuğu olması oldukça ağır bir imtihan ve bu durumla bas etmek için yazmayı ve kara mizahı seçmiş. oldukça da başarılı
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok etkileyiciydi. Birçoğumuz normaliz ama onlar... Herkes onları dışlıyor, farklı bir varlık olarak görüyor. Babası da böyle düşünüyor. Kendini suçluyor,tekrar çocuğu oluyor ve yine aynı şey yaşanıyor. Hepimiz aynı değiliz. Hele de onlar... Onlar özeller. Biz onlardan daha şanslıysak onlara yardım etmeli ve hayatımızın kıymetini bilmeliyiz diye düşünüyorum. Şahsen ben ilerde onların konuşmasına yardım edeceğim. En azından çabalayacağım. Ben normalim öyleyse bunun bir nedeni var.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın tüm kitapları çok güzel . Bu kitabında iki tane engelli çocuğuyla ilgili yaşadıklarını esprili bir şekilde anlatsa da ne kadar zorluklar yaşadığını okumak insanı hüzünlendiriyor
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Engelli iki çocuğu olan bir babanın ağzından,onlarla geçirdiği zamanın öyküsünü dinliyoruz.Espriler katarak anlatmaya çalışsa da içiniz burkularak hüzünle okuyorsunuz.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fornuier'in dili diğer kitaplarında olduğu gibi insanı sarıyor ve zaman oldukça hızlı akıyor. Fournier bu kitabında 2 engelli çocuğunu anlatıyor. Engelli evlatları olan anne - baba ve toplum; Toplumun geri kalanın bakış açısı beni hüzünlendirirken yazar mizahi diliyle bi noktada sizi gülümsetmeyi başarıyor
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İki özel çocuk sahibi baba.
Sarsıcı bir hikaye. Bazı kitapları bitirdiğinizde, kapağını kapatıp adını koyamadığınız hislerle boş duvara bakarsınız ya... Bunu hissettim.