Kitabın konusunun namus kavramı etrafında şekillenmiş olması, size ilk başta namus kelimesinin tanımını bilme ve öğrenme ihtiyacını hissettiriyor. Hakikaten nedir bu namus? Binlerce yıldır dillendirilen bu kavram nedir? Kime göre ve neye göre? Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki: namus kelimesi Türkçeye Arapçadan, Arapçaya da Antik Yunandan geçmiştir. "Kurucu ilke" veya "genel ilke" manalarına gelmektedir. Yani toplumu oluşturan bireylerin muhalefet edemeyeceği ilkeler. Peki Türkçedeki anlamı nedir?... En basit haliyle "kadının cinsel davranışları üzerinde sözde erkeğe tanrı tarafından verilmiş denetim hakkı ve cinsel organı üzerinde sözde ilahi buyrukla onaylanmış erkek tahakkümü" anlamında kullanılmaktadır. Namus gerçeğinin toplumlar üzerinde öyle bir etkisi var ki... Binlerce km uzaklıktaki bir yazarın, yaşadığımız toplumun da bir gerçeği olan bu kavram üzerine roman yazması, okuyucuyu doğrudan etkileyen birinci unsur oluyor. Şöyle ki: anlatılan konuya aslında çok da uzak kalmıyor okuyucu... Evet evet diyor okuyucu... Bu hikayeyi sanki internette bir yerde okumuştum, sanki gazetenin 3.sayfasında böyle bir haberi daha önce görmüştüm diyebiliyor.
Toplum, namus kavramını kendince sınırının aşılmaması gereken bir olgu olarak kabul etti ve bu sınırı aşana ölüm de olsa ceza verdi ve bu hususu göz göre göre yaptı. Görmedim, duymadım, bilmiyorum... Peki, namus kavramı neden sadece kadınla ilişkilendirilir ki... Kadının toplumda "zayıf olarak görülmesi" kötü olarak nitelendirilen namus kavramına aykırılığın sadece kadın tarafından işlenebileceği manasına mı gelmektedir? Ya da şunu mu diyeceğiz: Namus uğruna bir kadın veya bir adam öldürülebilir mi? Ölüm mü daha ağır yoksa namus mu? Romanın en dikkat çeken yönü şurası: ölümün namus lekesinden daha hafif olarak algılanması ve de toplumun bu gerçek karşısında duyarsızlaşması.
Romanın ikinci bir yönü var ki... Burası tartışılmaya muhtaç ve romanın işlediği bu konunun diğer bazı kavramlara teşmil etmesi muhtemel...Ya da şöyle diyelim: Bu romanın içeriğini oluşturan, toplumun kutsadığı namus kavramı başka bir romanda, başka bir toplum tarafından ve de başka bir kavramla kutsallaştırılıp kırmızı çizgi ilan edilebilir mi? Romanda geçen namus kavramı örneğin başka bir toplumda milliyetçilik, ırk üstünlüğü, inanç farklılığı, zenginlik, dil üstünlüğü gibi kavramlarla açıklanıp bu kavramlar kutsallaştırılabilir mi? Mesela bir toplum ırk üstünlüğünü savunup başkalarını reddedebilir mi? Kendine özgü milliyetçilik tavırlarıyla bütün diğer milliyetleri reddedebilir mi? Zenginliğin o "heybetli duruşunu" kutsayıp, diğer bütün bireyleri dışlayıp her şeyi onlara reva görebilir mi? İnanç farklılığından dolayı insanlar katledilebilir mi? Ya da insan iradesi dışında olan dillerin birisi kutsanıp bunu konuşmayan toplumların bireyleri şeytanlaştırılabilir mi? Kısacası; bir toplum, kendinden olmadığını düşündüğü bir şeye yaşam hakkı vermeyecek mi ya da bu değerlere zıt kişiye ölümü meşru mu görecektir? Peki, bu toplumların kendince kutsallaştırıp kabul ettiği genel bir ilke aslında genel bir ahlak yasasını temsil etmiyorsa, içi kötülük yüklü bir kavram haline gelmişse ya da bir toplumu uyuşturan bir hale gelmişse ne yapacağız. Gene de kutsamaya devam mı edeceğiz?
Romanın üçüncü ve de farklı bir teknikle yazılma konusu var ki... İlk başta böylesine bir teknikle karşılaştığınız için şaşırıyorsunuz, sonra bir bakmışsınız size garip gelen bu husus aslında sizi bizatihi olaya dahil ediyor; romanın mekanları olan meyhanede bulunuyor, sokakta Santiago Nasar'ı bekliyor ya da kasabaya gelecek olan piskoposu limanda karşılıyorsunuz. Kullanılan bu röportaj tekniği sayesinde, konusu cinayet olan bu romana ve olaya okuyucuların adeta bir dedektif gibi odaklanması isteniyor; ama olayın aydınlatılması için uğraşan bir dedektif değil cinayetin bütün detaylarına şahit olan bir dedektif.
Olayın ilginç bir yönü de şu ki: Santiago Nasar öldürülürken hiç kimsenin bir şey yapmaması ya da sizin okuyucu olarak bizatihi olayın içindeyken elinizden bir şey gelmemesi. Muhtemelen romanın okuyucuları düşünce olarak iki zıt gruba ayrılmışlardır. Santiago Nasar'ın öldürülmemesi gerektiğini söyleyip ölüme engel olunacak mı diye kendini romana kaptıranlar, ikinci grup ise "Santiago Nasar namussuzluk yapmıştır ölümü de haketti" diyenler. Kitabın namus kavramı üzerinde okuyucuları derin bir düşünmeye sevk etme gibi bir görevi de bulunmakta. Bu husus sayfalarca açıklanmaya muhtaç bir konu. Ciddi manada irdelenmesi gerek okuyucu tarafından.
Gabriel Garcia Marquez, bu romanında anlam karmaşasına çok mahal vermeden, doğrudan okuyucunun anlayabileceği türden söylemek istediğini söylemiştir. Çok karakter yoktur, süslü kelimeler fazla yoktur, çok çok farklı zaman ve mekanlar yoktur. Zaman ve mekan kavramı birkaç günlük zaman dilimine, mekanlar da küçük bir kasabaya sıkıştırılmıştır. Roman başlandığı gibi bitirilen türlerden bir romandır. Kitabı okurken kafanızda farklı farklı şüpheler oluşmaz. Ortada bir namus meselesi var ve bu namus meselesinin cinayetle sonuçlanması var. Okuyucuya bırakılan tek konu: Toplum duyarsızlığıdır.
Herkese iyi okumalar.
Onaylı YorumBu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.Bilgi İçin
İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü...
Kırmızı Pazartesi, Nobel Ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez'in 1981 yılında yayınlanan bir romanıdır. Yazarın çocukluğunun geçtiği kasabada yaşanan gerçek bir olaya dayanan roman, ilk satırından itibaren Santiago Nasar'ın başına gelecekleri okuyucuya söyler. Ancak ilk satırda sonunu bilmemize rağmen kitap sürükleyiciliğinden hiçbir şey kaybetmemiş.
Kitap Santiago Nasar'ın öleceği bilgisi ile başlar. Ancak okuyucu en çok meraklandıran ve okumaya teşvik eden yanı; Santiago Nasar'ın niye öleceği, kimin öldüreceği, neden öldüreceği gibi sorulara cevap bulma isteğidir. Yazar konuyu, olayı araştıran birinin ağzından okuyucuya anlatır.
Kırmızı Pazartesi, kısa bir romandır ve sakin bir hafta sonunda rahatlıkla bitirilebilecek bir uzunluktadır. Yazarın sade ve akıcı üslubu kitabı okumayı kolaylaştırmaktadır. Daha ilk satırlarda sonunu bilmemize rağmen bu sona giden süreci merak ettirmesi ve hikaye ilerledikçe bundan bahsetmesi kitabın sürükleyiciliğini artırmaktadır.
Kitabın içeriği ve üslubu haricinde beni en çok etkileyen yanı bunun gerçek bir olaya dayanması olmuştur. Küçük bir kasabada yaşayan insanların, yaşanacak bir cinayete vermiş oldukları tepkiler beni hayrete düşürmüştür. Bu roman bana daha önce okuduğum "Kitty Genovese Cinayeti"ni hatırlattı. Kitty Genovese gece vakti evine dönerken saldırıya uğruyor ve çevredekilerden yardım istiyor. Ancak saatler geçmesine rağmen kimse yardım etmeye gelmiyor, saldırgan Kitty Genovese'yi öldürüyor. Polis ve ambulans sonrasında olay yerine geliyor ve yapılan incelemelerde tam 38 kişinin olayı gördüğü veya yardım çığlıklarını duyduğu, olaya tanık olduğu ortaya çıkıyor. "Seyirci Etkisi" olarak adlandırılan bu durumda insanlar, zaten birileri haber verir, zihniyetiyle sorumluluk almaktan kaçınıyor ve yaşananlara seyirci kalabiliyor. Benzer bir durumu bu romanda da görüyoruz.
Gabriel Garcia Marquez'in bu kitabını keyifle ve heyecanla okuyacağınızı düşünüyorum. Hepinize keyifli okumalar.
Editorün SeçimiBu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.Bilgi İçin
Güzel ve okunması gereken bir cinayet kitabı. Başlarda isimler ve olay örgüsü karışık olduğu için okumakta zorlanıyor gibi oluyorsunuz. Ben şahsen kitaba her başladığımda biraz okuyup bırakıyordum hem anlamadığım hem de sıkıldığım için. En sonunda okurken bir yandan da karakterlerin isimlerini, kim olduklarını, cinayetle bağlantılarını bir kağıda yazmaya karar verdim sonra kitabı büyük bir dikkatle okumaya başladım ve okurken kitap su gibi aktı aynı zamanda beni çok etkiledi. Normalde cinayet kitaplarına çok ilgim yoktu ama bu kitabın okumaya değer cinayet kitaplarından biri olduğunu düşünüyorum.
Kız kardeşlerinin kabahati yüzünden abilerinin "erkekliklerini ispatlamak" için cinayet işlemek zorunda kalmaları anlatılıyor.
Roman, bir polisiyeden ya da cinayet çözümlemeden ziyade namus ve töre gibi kavramların insanların hayatlarına etkisini işliyor. Cinayeti işleyecek kişilerin bile belki birileri bizi durdurur çabası, toplumun töre ve namus kavramlarına bakışından mı yoksa vurdumduymazlıktan mı bilinmez işe yaramıyor ve herkesin bilmesine, görmesine hatta engellebilecek olmasına rağmen işleniyor cinayet.
Roman kısa ve akıcı olmasına rağmen çok fazla isim içeriyor, hikâyeye katkısı olmayan gereksiz birçok detaya da yer verildiğini düşünüyorum. Okurken bu detayı aklımda tutmalı mıyım, bu isimleri ezberlemeli miyim gibi sorular geliyor akla.
Editorün SeçimiBu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.Bilgi İçin
Sonunu bile bile bir kitabı okur musunuz? Evet.
Kitabın sonunu öğrenmektense olayın sebebini öğrenmenin daha önemli olduğunu kanıtlayan bir kitap bitirdim az önce.
Bir yanda namus cinayeti uğruna bir cana kıyılmasının meşru kılan bir halk. Bir yanda her şeyden habersiz bir can.
Hangisi daha haklı?
Kitabın sonunda okuduğum şu diyalog beni çok etkiledi nedeni de bu diyaloğu gerçekleştiren kişinin bağırsaklarını elinde taşıyarak yürümesiydi. "Santiago yavrum!" diye bağırmıştı " Neyin var?"
"Beni öldürdüler, Wene Hala,"
İz bırakan bir kitap. İyi okumalar:)
Kitap o kadar garip, rahatsız edici ama bir yandan da mizahi bir tarzda yazılmış ki elimden bırakamadım tam olarak bir toplum eleştirisi. Bir cinayetin işleneceğini bilen bir halkın kendilerince haklı sebeplerle nasıl cinayete ön ayak oldukları anlatılıyor. Ortadoğu'da ve haliyle bizim ülkemizde yaşanan namus cinayetlerinin Latin ülkelerde de çok sık yaşandığını biliyoruz. Marquez o kadar güzel bir dille anlatmış ki olayı, kitabı bitirdiğimde vücudumu bir ürperti kapladı. Belki bu yazılanlar gerçek olamayacak kadar aptalca ve komik hareketlere dayanıyor ama yazarın tarzı bu zaten ve güzel olan da gerçekleri böylesine masalsı şekilde önümüze koyabilmesi. Artık kanıksadığımız acı gerçeklerin bize buz gibi çarpması için bazen de böyle bizi şaşırtan ve zihnimizdeki olağan akışın dışına çıkaran şeyler okumamız gerekebiliyor.
Editorün SeçimiBu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.Bilgi İçin
Roman, gerçek bir olaya dayanmaktadır ve Marquez'in doğduğu kasabada geçen bir cinayetin hikayesini anlatır. Hikaye, Santiago Nasar adlı genç bir adamın öldürülmesiyle başlar. Romanın başlangıcında, Santiago Nasar'ın ölümü zaten ilan edilmiş ve herkes tarafından bilinmektedir. Ancak, merak uyandıran ve romanın merkezinde yer alan soru, Santiago Nasar'ın neden öldürüldüğüdür.
Kitap, olayın geriye dönüşlerle anlatıldığı bir yapıya sahiptir. Marquez, roman boyunca farklı karakterlerin anıları, gözlemleri ve yorumları aracılığıyla olayın ayrıntılarını ortaya çıkarır. Olayın nedenleri, katillerin kimlikleri ve toplumun nasıl bir rol oynadığı gibi konular üzerine odaklanır.
Editorün SeçimiBu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.Bilgi İçin
Yazarın edebiyatı kullanma biçimi, yaptığı hicivli anlatımlar birçok toplumsal meseleye dokunuyor. Dünyanın belki de her yerinde olan şeyler. Üç maymun oynadığımız büyük dramlar. Asıl mesele haline gelmesi gereken onca şey varken yine tek derdimiz namus. Konusu, işlenecek ve işleneceği apaçık ortada olan bir cinayet bu kitabın evet ama arkada birçok olay dönüyor. Birçok yara, sessiz çığlıklar, birilerinin derin acısı, başkalarının kendi engelleri. Bir şeye neden sustuğumuz, nasıl sustuğumuz çok şey anlatıyor. Görenlerin, bilenlerin çoğu katilleri haklı görüyor, bazıları inandırıcı değildi deyip bahanelere sığınıyor, kimisi ise çok geç anlıyor. Muhtemelen çok şey çağrıştırır hepimize bunlar. Herkesin bildiği bir cinayet nasıl engellenmez/engellenemez? Ben çok keyif aldım okurken. Hem edebiyata doydum, hem de yanlış ve tek düze inançları başka bir açıdan eleştiren, insani değerleri yok sayıp kör kaldığımız meseleleri ele alan bir kitap okumuş oldum.
Romanın ana hikayesi, hepimizin çok iyi bildiği bir olayın anlatımıdır. Evlendiği gece bakire olmadığı için baba evine gönderilen Angela, onun verdiği ismi öldürmeye karar veren ikiz abileri Pedro'yla Pablo ve son olarak bütün bunlardan haberi olmayan ana karakterimiz Santiago Nasar. Kasap olan ikiz kardeşlerin işleyeceği cinayeti o kasabada yaşayan herkes bilmesine rağmen hiçbiri engellemek için kılını bile kıpırdatmaz.
Kitabın ilk cümlesiyle bize Nasar'ın öldürüleceğini anlatan yazar, bizleri daha çok yaşanılacak cinayetin toplum tarafından engellenmeyişine dikkat çeker. Daha önce bilindiği halde herkesin üç maymunu oynadığı bir durumla karşı karşıyayız romanda.
Öleceğini bildiğimiz Nasar'ın cinayetine giden yolda bizleri de tanık eder Marquez. Romanda olayın gerçek tanıklarının da anlatımı metni daha da güçlendirmiştir. En baştan yaşanılacak olayı bildiğimiz halde yazar bizi beklenen sona çok başarılı bir şekilde götürür.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gelenekçi, duyarsız ve seyirci konumunda olan bir toplumda trajik olayların eksik olmayacağının güzel örneği.
Kitap postmodern tarzda yazılmış dağınık yapısı var zaten cümle yapısı, çeşitleri anlamı daha da karmaşık yapıyor , kimi yerlerde anlam belirsizliği var anlamayı zorlaştırıyor. Onun dışında sorun yok.
Toplumun gözleri önünde işlenen bir cinayetin adım adım yaklaşmasını anlatan bu çarpıcı eser, kader, suç ve sessizlik üzerine derin bir sorgulama sunuyor. Olayın en başından sonucu bilmemize rağmen, gerilimin giderek artması okuyucuyu sayfalar boyunca merak içinde tutuyor. Bireylerin sorumluluk almaktan kaçınması ve toplumsal duyarsızlık güçlü bir şekilde eleştirilirken, anlatımın sade ve akıcı dili hikâyenin etkisini daha da artırıyor. Kısa ama sarsıcı yapısıyla, okunduktan sonra uzun süre etkisinden çıkılamayan bir anlatı.