Avunamayanlar
Avunamayanlar

Kitapyurdu Fiyatı: 486,20TL

Ürüne Git
39Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Avunamayanlar
Yarım kalanların kırkyamalığını biliyorum, öyle bitmek isterler ki ilgisiz parçaları çekerler. Ucubelikle tamamlanmışlık arasında bir yer, bir kent. Ishiguro mekânı kurdu. Parçalar başka zamanlara ait olabilir, yine de eklemlenir, çizgisel akışın iki ucu birbirine geçebilir. Cenin pozisyonunda uyumanın rahatlatıcılığı. Karışan zaman. Uzamı böyle kurdu Ishiguro, iki dakikalık bir diyaloğun saatlere yayılması, bir kapıdan geçince kentin öbür ucuna çıkılması, kapıların aslında orada bulunmayan, bulunmaması gereken mekânlara açılması karmaşık zihin yapısına o kadar uygun ki bu konuda farkındalığı olan insan hiçbir şekilde garipsemiyor bu geçişleri. Yorumlara baktığım zaman bu kurguyu mantıksız, anlamsız ve saçma bulup metni olumsuz bir şekilde eleştiren çok sayıda insanın tek bir düzlemde ilerlemek istediklerini fark ettim. Günden Kalanlar veya Beni Asla Bırakma onlar için yeterli, ötesi için pek de olumlu düşünmüyorlar. Oysa anlatılar insana bunu da yapar; kendi algılarının dışında bir dünya olduğunu ve bu dünyanın aslında çok da dışarıda olmadığını sezdirir. Fiziksel olarak tek bir frekansın, titreşimin sonucu olabiliriz ama fiziği tanımladıktan ve nispeten çözümledikten sonra metafiziğe göre kendimizi yeniden konumlandırmamız gerekir, tabii böyle bir kaygımız varsa. Yoksa bu metin pek de hoş değildir. Varsa, işte o zaman Ishiguro'nun yaptığı şey karşısında ceketimizin düğmelerini iliklememiz gerekir, zira avunamamanın açtığı yara bundan daha başarılı bir şekilde anlatılamazdı. Anlatılabilirdi, bu yarım kalmışlık en az Ishiguro kadar incelikli bir yazar tarafından ele alınsaydı. Yarım kalanların kırkyamalığını biliyorum, onu bir daha hiç göremeyecekseniz -Gülten Akın'dan çarpayım- acının eşiği aşılmıştır. Onsuz bir öğleden sonrasının nasıl geçireceğinizi bilmiyorsanız, onunla tanışmadan önce ne yaptığınızı hatırlamıyorsanız olduğunuz yere çökün ve ağırlığı hissedin. Bir alternatif; durmadan hareket edin, her şey hızla geride kalsın, insanları ve nesneleri ıskalayın. Ishiguro, Ryder'ı kurduğunda bu bitmez yolculuğunu arayışta temellendirmiştir mesela. Ryder sıkı bir piyanisttir, geldiği kentte konser verecektir ve kentin insanlarını onurlandıracaktır ama otelin sahibinden orkestra şefine kadar hemen herkesin kendisinden bir talebi vardır. Otel taşıyıcıları hakkında birkaç söz söylemek, otel sahibinin eşinin elindeki, kendisiyle ilgili haber kupürlerinin yer aldığı albümleri imzalamak, birileriyle birileri hakkında konuşmak, bir sürü iş. Bu işler birikir ve Ryder bir türlü prova yapamaz, annesiyle babasının geleceğini öğrenince gerekli ayarlamalarla uğraşmak ister ama hemen hiç zamanı kalmaz. Kendi problemleri için yaratabileceği bir zaman yoktur, bir de kentin çarpık kuruluşundaki fiziksel engeller sürekli karşısına çıkar. Otele dönmek istediği zaman kubbeyi takip eder ama girişe açılan yol duvarla kaplıdır, başka bir yerden dönmek zorundadır ama yolu bilmez. Her çıkmazda karşısına tanıdığı biri çıkar ve onu bambaşka yerlere sürükler. Ryder boş bir sayfadır, hayatına dair pek az şey hatırlar ki Ishiguro bu unutma anlarına kısacık değinir ve sahneyi değiştirir, her olayın ardından bir olay gelir, sürükleniş sürer. Ryder yavaş yavaş kendini kurmaya/kurulmaya başlar. Zaman etrafındaki dünyaya göre biçimlenir; normalde iki veya üç günlüğüne kentte kalacakken yaşanan olayların çarpıttığı zaman, süreyi korkunç ölçüde kısaltıp uzatır. Ryder uyuyup uyandığı zaman çok kısa bir sürenin geçmiş olduğunu fark eder, sonlara doğru resitalini verecekken gecenin sürdüğünü düşünür, gökyüzüne bakar ve sabahın ilk ışıklarını gördüğünü sanır, bundan da emin olamaz. Ishiguro'nun çok klas bir tekniği vardır, karmaşık bir zaman örgüsünü onca insanın yaşamında herhangi bir defo yaratmadan oluşturur. Şudur; biçimlenen bir adamın kendi yeteneğinden başka bir şeyi hatırlamaması, dünyanın koca bir kurmacadan ibaret olduğunu imler. Yarım kalanların kırkyamalığı, bunu herkes bilir. Ben bir şey anlatırım, anlattığım kişide onun karşılığı varsa uyum sağlanır ama bundan hiçbir zaman emin olamam, ne kadar yakınlık duyulursa duyulsun. Ishiguro'nun bu öz tanınmama meselesini bir karakteri birçok karaktere dağıtması şeklinde düşünüyorum. Ryder, annesiyle babasının konser salonuna geleceğini hemen herkese söyler ve otelin yöneticisinden gerekenin yapılmasını ister ama sonradan öğreniriz ki bu sadece bir temennidir, anneyle baba konsere gelmeyecektir. Ryder onların gelmesini neden ister? Kabul edilmek için? Bir şey yapabildiğini ispatlamak için? Burada Stephan'a geliyorum, Stephan çok yetenekli bir çocuk, otelin yöneticisi Hoffmanların evladı. Bu yetenekli eleman müthiş bir dinleti sunar ama annesiyle babasına göre "kentin katlanmak zorunda kaldığı" bir sanatçıdır, kısaca iyi çalamaz. Stephan'ın hayal kırıklığını, kabul edilme isteğini Ryder'ın bir parçası olarak düşünmeli miyim? Özellikle kendisinden talep edilen onca şeyi ya zamansızlıktan, ya isteksizlikten yerine getirmeyen Ryder'ın bir tek Stephan'ın isteğini yerine getirmesine, çocuğun çaldığı eseri yarım yamalak da olsa dinlemiş olmasına dayansam? Kentlilerin müthiş bir yetenek sahibi ve müthiş bir ayyaş olarak görüp aşağılamaya başladığı Brodsky'nin Bayan Collins'le olan uzatmalı ilişkisini, Bayan Collins'in Brodsky'yi yıllar önce terk ettikten sonra bir daha geri dönmemesini Ryder'la -sonradan eşi veya çocuğunun annesi olduğu anlaşılan- Sophie'yle olan ilişkisiyle paralel götürsem? Brodsky, Ryder'ın yaşlanmış versiyonu olabilir, ikisi de yaşlı ama bu şekilde de alternatif yaşamlar yaratılabilir. Ryder bir sanatçı olduğunu ve durmadan seyahat etmek zorunda kalacağını söylerken oğlu Boris'i ve Boris'in annesi Sophie'yi daima hayal kırıklığına uğratır, çocuğun mutsuzluğunu görmez, hatta onu bir kafe köşesinde saatlerce beklettiği olur. Sophie de aynı şekilde mutsuzdur, öyleyse terk edilmesi doğal, Brodsky'ye dönüşmesi de. Buna benzer pek çok örnek var ve karakterleri birbirinden ayıramamaya sebep oluyor; her birinde bir diğerine dair acılar, umutlar, envai çeşit duygu var. İnsan birdir, özetin özeti bu. Herkes bilir mi? Bence çok derinlerde bir yerde bilir. Pek de farklı şeyler yaşamıyoruz ama içimizde bambaşka bir şeye dönüşüyor yaşananlar. Toparlamaya çalışıp toparlayamayacağım; neden kimse avunamıyor? "'Soğuk, yalnız bir kent olmaya niye razı olmuyoruz ki?'" (s. 113) Herkesin elinde çabalamak için yeterince değerli bir sebep var ama bu sebep kişiselliğin içinde kayboluyor, anlamı karşıdakine ulaşamıyor. İki düşünce; çabaladığımız şeyleri ne kadar istiyoruz ve onlar için ne ölçüde ödün vermeliyiz? İnsan gideceği veya elindekini bırakacağı zamanı nasıl bilebilir? Bu kent donuk, sanki kimse hiçbir şey bilmiyor, hiç kimsenin -söylenen onca tumturaklı sözün aksine- yaşamakla ilgili bir fikri yok ve gündeliğin içinde kaybolmuş herkes, bu dünya da bir nevi distopya, yaşam algısını simgelediğini düşündüğüm zaman ne olursa olsun distopyadan kaçılamayacağı fikriyle çarpışıyorum. Ishiguro'nun Nobel'i kazandıktan sonra komitenin eserleriyle ilgili yaptığı değerlendirmeyi düşününce her şey yerine oturuyor: Anlamlı olduğu düşünülen ilişkilerin altında koca bir boşluğun uğultusu. Bu uğultu sözcüklere dökülebilir; Ishiguro'nun dalgasını geçtiğine emin olduğum İngiliz kibarlığı, bu kibarlığın diyaloğa yansıması o kadar görev icabı ve anlamsız ki söylenecek olan asıl önemli şeyler bile bu goy goyun arasında kaynayıp gidiyor. Abartayım, kibarlığı uzatan karakterlerin kafasını sopayla yarmak istiyorsunuz. Bu işte, herkes herkesin sözcüklerini alıyor ve kendine yontuyor ama elde kalan bir şey yok, aslında hiçbir zaman iletişilememişti. Korkunç bir dünya, okuduğum en korkunç dünya tasviri. Sürreal ve bu yüzden olabildiğince gerçek, aslında camdan baktığımızda görülenlerden başka bir şey yok bu metinde. Gerçeğin bu boyutunu yansıtan çok az eser olduğuna inanıyorum, burada akıl almaz bir basitlik var: kodlar her zaman uyum içinde var olacak diye bir kaide yok. Dünyayı biçimleyen bilmediğimiz etkenleri devre dışı bıraktığımızda düz çizgiye ulaşabiliriz, onun dışında küçücük de olsa bir pırıltıya/travmaya/her neyseye sahipsek ayaklarımız yerden kesilir. Yerden kesilmenin deli ayrıntılı anlatısı. Zor bir metin olduğu için kolay okura hitap etmiyor. Ellerinizden öper.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
12.05.2026
Avunamayanlar
Epeydir bu kadar kafamı karıştıran bir kitap olmamıştı, sevmek ve tiksinmek arasında gittim geldim 540 sayfa boyunca. Okuduğum diğer Ishigurolardan epeyce farklı olduğunu söyleyerek başlayayım. Kitap biraz Inception filmi gibi, zaman ve mekânla oynayıp duruyor yazar sürekli. Neredeyiz, hangi zamandayız belirsiz, sürekli değişiyor. Keza mekânlar da öyle, bir mekân birdenbire bir başkasının içinden çıkıveriyor filan. Bir de bitmek bilmeyen bir anksiyete hali var. Kahramanımız Ryder hiçbir işe yetişemiyor, okurken yüreğim sıkıştı yapamadığı ve yetiştiremediği işler yüzünden. İlaveten karakterlerin asap bozucu nezaketi var, o da çok yorucu. Sonuçta ne demeli bilemedim, epeyce deneysel bir kitap, iyi mi kötü mü hala bilmiyorum. Ama orijinal bir iş olduğu muhakkak.
Mavi ..
Kaşif
17.09.2023
okurken sinirlerim bozulmadı değil. kahraman o kadar pasif ki... 339 sayfada biraz isyan edebildi. surrelizim öğeleri fazlaca var anca kahramanın o kadar ofkelendirdi ki beni birbirine bağlı öğelerin keyfini alamadım.
filiz  aydin
Kitapkurdu
14.05.2023
Yazarın kitaplarının çoğunu okudum. Ancak beni en çok etkileyen kitabı Avunamayanlar oldu. Kafka'nın Dava 'sındaki, bir türlü ulaşamadığı üst makamlar, dar koridorları olan resmi daireler, kağıtlara gömülü memurların beni nasıl bunalttiysa, Avunamayanlar da aynı şekilde kalbimi sıkıştırdı. Tam en kritik bir noktaya yaklaşıyoruz ancak yazar orada bizi sayfalarca oyalayip delirtiyor. Sanırım zihnin dışına çıkıp başka bir açıyı görmek zorunda bırakıyor bizi. Gustaw ' ın asansör de bile valizleri taşıması en çarpıcı bölümlerden biri, ki sanırım hepimiz hayatı tam da öyle yaşıyoruz, sırtımızdaki yükleri atmak yerine onlarla övünüyoruz bile. Kitap sıra dışı kurgusuyla okuru her an tetikte tutmayı başarıyor. Roman okuma gevşemesini asla yaşatmıyor. Her an şaşırtıcı bir şey çıkıyor önümüze, fakat romandaki kimse şaşırmıyorum. Sonunda derin bir hüzünle dopdolu ve çaresiz kalıyoruz. İnsanın varoluşunun en derin sancısı bu.
Demet Onur
Bilge
12.12.2022
Beni Asla Bırakma ile tanışıp her kitabını ayrı sevdiğim yazar, ancak bu kitabı bi ayrı etkiledi beni. En beklemediğin yerde farklı bir olay başlıyor, sıkılmaya bile vakit yok :)
cinconum
Kitapkurdu
19.10.2022
Nefis bir yazar
Sonbah
Kaşif
21.07.2022
tuhaf olaylar silsilesi içinde kendimi kaybettiğim roman.
nil.1315
Bilge
16.02.2021
Yazarın diğer kitaplarından sonra merak ederek aldım.
Oğuz_Ersagun
Üstat
11.02.2021
İshiguro'nun diğer kitaplarını okumadan bunu okumayın. Eğer diğer kitaplarını okuduysanız mesajını ve üslubunu daha iyi anlar, sıkılmadan, sonunu merak etmeden okursunuz. Son mu? İshiguro'da son yoktur, kitabın tamamı hem başlangıç hem de sondur.
-ziyra-
11.12.2020
Ishiguro'nun her kitabını çok severim. En sevdiğim kitaplarından biri oldu bu.
muhammed hikmet aydoğan
sonradan aldıgım bu kıtap oldukca hacımlı ama rahat okunuyor
gulis*
24.10.2020
Kazuo İshiguro okuyamadigim son eseriydi..o kadar akıcı ❤️
KY-1454488
26.06.2019
Dili çok akıcı bi kitap. Hikayesi çok ilginç. Ara ara bazı karakterler beni gerse de hızlıca okudum. Üstelik son kısmı çok şaşırttı beni.
Ayşe Ekici
05.04.2019
Dünyaca ünlü piyanist Ryder, önemli bir konser vermek için isimsiz bir Avrupa şehrine gelir. Birkaç gün sonra sahneye çıkacağını bilse de, bundan başka hiçbir şey hatırlayamaz
Cem Eren
Kitapkurdu
08.03.2019
ishiguro ve sanatçılar...
şirazlı
Kitapkurdu
12.02.2019
Nobel alması hasebiyle merak ettik yazarı.
sacidetuncay
Kitapkurdu
02.01.2019
diğer kitapları ile aynı tonda olmasına karşın, kitaptaki o sakin tonda devam ediş beni 300. sayfada artık zorladı.
hikayesever
Kitapkurdu
14.12.2018
Ishiguro değeri az bilinen enfes bir yazar.
hberfin98
09.12.2018
Kazuo Ishıguro'nun çok farklı ve sakin bir üslubu var. Okumak için sabırsızlanıyorum.
Sammurabi
Kitapkurdu
07.12.2018
Abe, Mişima, Dazai, Murakami'ler,.... biz Türklerin Japon edebiyatına olan ilgisini arttırdılar. 5 yaşından beri İngiltere'de yaşayan Ishiguro'yu sanırım Japon edebiyatının bir yazarı olarak adlandıramayız. Beni Asla Bırakma ile birlikte en iyi kitabı diyebilirim. Sammurabi/Ankara
1 2