Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi
Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi

Kitapyurdu Fiyatı: 149,76TL

Ürüne Git
35Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi
Yer yer patafiziğe varan nesne oyuncusu bu kitap, çokça dendiği gibi Beckettvari bir uzlaşmamacılığı deniyor. Nesneler etki altında kalmadan da var olabilir, dönüşebilir ve her şeyin ortasındaki kalecinin nesneleri, dünyayı dille kurması şart değildir. Gol yememek için harekete geçebilir ama epigrafta dendiği gibi, topun yuvarlanıp çizgiyi geçişine bakacaktır. Atlayacağı köşeyi düşünen kaleci, vuruşu yapacak olan futbolcunun topu diğer köşeye atacağını düşünür ve ilk kararından cayar. Ya penaltıcı da aynı şeyi düşünüp kararını değiştirdiyse? Kalecinin penaltı anındaki endişesi, bu sürgit huzursuzluk, kitabın anlattığı şey. Gözden kaçırılansa penaltıcının, bu durumda yaşamın diyebiliriz, içkin huzursuzluğu. Bu ikisi arasındaki bağlantıyı dil kurar ama görüldüğü üzere dil kaygan bir zemindedir, zaman zaman ikisine karşı dürüst olsa da kitapta kimseye dürüstlükle yaklaşmaz. Böylece topun tıngır mıngır kaleye yuvarlanışını, adamımız Bloch'un algı-dünya bağlantısını kuramayışını, kendi dünyasını oluşturan transandantal -kelimeyi kes- dile hapsoluşunu izleriz. Nesnelere bir ad, bir fiyat, bir gösterge lazım olur ama Bloch için bunların bir işlevi yoktur. Birbiriyle bağlantısız şeylerle dolu yaşamı, dış dünyayı da ele geçirir ve adamımız anlamdan yoksunlukla hareket eder, bu durum insanlarla iletişimsizlik kurmasına yol açar. Hemen Pirandello'dan çarpıyorum: "Siz o sözcükleri bana söylerken kendi anlamlarınızla dolduruyorsunuz; ben de kavrayamıyorum onları, kaçınılmaz olarak, kendi anlamımla dolduruyorum. Birbirimizi anladığımızı sandık, oysa gerçekte birbirimizi anlamadık." Yanlış anlamlar, bağlantısız olaylar... Neler oluyor? "Hiçbir şey tek bir şey değildir ve eşzamanlıdır / Bir motosiklet ses çıkarır ve annem bir yerdedir. / Saat sabahın altısı ve saat sabahın üçü. / Siz eşzamanlı ne yapıyorsunuz?" Alıntı The Complete Poem'dan. Jung'tan eşzamanlılıkla ilgili biraz daha bilgi: "Eşzamanlılık ilkesi nedensel olarak ilişkisiz olguların karşılıklı bağlantısı ya da birliği olduğunu var sayar. Böylece de varlığın bölünmez bir yönü olduğunu kabul eder. Bu yön unus mundus (bir dünya) olarak betimlenebilir. Bu ilke derinliği ölçülemeyen bir uçuruma köprü kurar. Söz konusu uçurum tini doğadan, gövdeden ayırmaktadır." Beckett'ın Belacqua'sı kendini sandalyeye bağlayıp sallanır, o sırada Bloch ne yapar? Yürürken denk geldiği bir kavgaya karışıp dayak yer, bir kadın öldürür, ölü çocuğun yerini söylemez, bir sürü şey. Bunları yapıp yapmadığı zamanların seyrini pas geçer, seçim yapmak istememesine rağmen her hareketi, alternatiflerini de içeren bir başka seçimdir. Sosyal yaşamından bir örnek: Arkadaşıyla diyaloğunda söylediğinin yol açtığı tepkiyi ironi olarak ele alır, ona göre cevap verir ve sonrasında duyduğu her şeyi bağlamından koparıp kendi bağlamına ekler. Benmerkezci bir dünya; olabildiğince çarpık. Gözleri açıkken nesneler batar, gözlerini kapadığında nesnelerin isimleri batar, içinde durmadan kemiren bir fare sürüsü vardır adeta. Bilişsel çarpıklığı algılarıyla da oynamıştır; kaynar suyu döktüğü çay yaprakları yerine karıncalar görmüşlüğü vardır. Bir diğer mevzu da eşzamanlılığın aşırı yorumlanmasıdır. "Bir tarla üstünde daireler çizen bir doğan gördü. Sonra doğan olduğu yerde kanat çırpıp dalışa geçince, kuşun kanat çırpışıyla dalışını değil, tarlada kuşun inmesini söz konusu yeri gözlediğini fark etti; doğan dalışını yarıda kesmiş, yine yükselmişti." (s. 28) Mezbaha 5'te bilişsel zaman yolculuğu sonucu, kahramanımız kişisel tarihinin her bir anına bağlantı kurup kronolojik tarihi tarumar ediyordu, bunu yaparken basit bir gözlemciden farkı yoktu. Kaleciyse peşin hükümlerinin etkisinde kalmazsa ihtimallerle birlikte logaritmik artış gösteren sonuçlardan sadece birine ulaşır ve ona göre hareket eder. Süreci izlemez, sonuca odaklanır. Onunki sembollere indirgenmiş bir yaşamdır, son tahlile hep arka kapıdan ulaşır ve anlatının bir bölümünde görme duyusu sembolleştirilmiş bir şekilde metne aktarılır. Gözlerini açar, isimler silinir ve nesneleri biçim olarak görür/görürüz. Bisiklet yerine bisiklet sembolü kullanılır. Her şey birbirini etkiler, Bloch'un anlam problemi ampirik düzensizliğe yol açar ve basit çözümle son cümlede karşılaşır: "Sarı bir eşofman giymiş olan kaleci hiç kıpırdamadan durdu, öteki de topu avuçlarına gönderdi." (s. 96) Hiçbir şeyin tercihi ancak belli kuralların, belli sınırların var olduğu oyunlarda mümkündür, yaşam için bu sadece bir yanılsamadır. Oyunlarda bile yanılsamadır gerçi, topu tutmak da bir tercihtir ve her kaleci tutmayı tercih eder, şike gibi daha kazançlı -kazanca birçok farklı anlam yüklenebilir- bir mevzu olmadığı sürece. Bir yanlış anlama sonucu işten atıldığını düşünen adamın meşrebi, annesinin ölümünden pek etkilenmeyen, bir sabah kendisini böcek olarak bulan veya böceklerle dolu bir küvete uzanan diğerlerinden ayrı değildir.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
12.05.2026
Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi
Bu sefer olmadı valla Peter Handke, hiç olmadı. Daha önce Handke'den "Çocuğun Öyküsü"nü okumuş ve çok etkilenmiştim, biraz daha haşır neşir olalım dedim ve bu muhteşem isimli kitaba geçtim ancak kitaba dair muhteşem olan tek şeyin ismi olduğu kanaatiyle bitirdim. Ve baya da sinirliyim. "Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi"nin arka kapağında şöyle diyor: "'Yalnızlık', 'boşluk', 'ilişkisizlik', 'dilin ilişki gücü' gibi temalarla örülü, iyi edebiyatın 'zor' metinlerine ilgi duyan okurların büyük zevk alacakları bir başyapıt..." Valla edebiyatın zor metinlerine ilgi duyan biriyim, fena da bir okur olmadığımı düşünüyorum ama bu değil ya, bu da değil artık. Bağlamsız bir iç sıkıntısı monoloğu gibi bir metin, olağanüstü klostrofobik fakat bir yandan o Kafkaesk klostrofobinin zekası ve lezzetini de barındırmıyor. Müthiş durağan, akmayan bir kitap. "Boş"luğun romanıymış, ya yapmayın, lütfen yapmayın. Bazen bazı şeylere biz anlam yüklüyoruz bence, yazarın / sanatçının kendisinin aklından geçmeyen türde derinlikler icat edip "olağanüstü!" filan diyoruz. (Çağdaş sanatla da derdim tam bu mesela.) Kitabı sevenlerin "sen ne anlarsın, çapın yetmemiş" filan demesini göze alarak çığlık çığlığa "kral çıplak" diye bağırmak istiyorum. Ecnebilerin "pretentious" dediği şey tam da bu bence. Baş karakterimiz Bloch sinemaya gidiyor, yola çıkıyor, pazara gidiyor, otobüse biniyor, otelde kalıyor vs vs. Bütün bu sıradanlık, aynı ölçüde sıradan bir anlatıyla tarafımıza sunuluyor. Ve buradan büyük manalar çıkarmamız mı isteniyor? Postmodernizmin sanata ettiği en büyük kötülüklerden biri de bu oldu işte: estetiğin sanatla ilişkisini koparmak. "Dilin boşlukla ilişkisini anlatıyor"muş; pekala, bunu estetik biçimde mi yapıyor, bir lezzet, bir yaratıcılık var mı bu metinde? Yok. O zaman bunu sanat eseri yapan şey nedir? "Öz"ünü yitiren sanat hala sanat mıdır? Sevenler sevmeye devam edebilir. Ben bu kadarına asla yokum ve kabul etmiyorum ya. Gerçek edebiyat bu değil. Düpedüz yavanlık bu.
mati47
Hezarfen
08.02.2026
yazarım karmaşık kalemi sizi derinden etkiliyor kelimeler öyle zorlu bir yarışa girmiş ki ne soyledigini anlamak için tekrar tekrar durup düşünmeniz gerekir Becket havası vardı kitapta kısa olmasına rağmen üzerinde çok durdum bir hafta gibi uzun bir sürede anca bitirebildim buna değdi
Ömer Yılmaz
Bilge
11.10.2025
çok sıkıcı bir ders düşünün. bu ders size hiç düşünmediğiniz şeyleri düşündürüyor, zihnen hiç bulunmadığınız yerlere götürüyor ve değerli şeyler katıyor. ama bu ders sıkıcı. işte o ders bu kitap
Ali Güven
17.01.2025
Zor bir metin.genede insan okurken kendini içinde bulabiliyor.
Çamay Özalp
Kitapkurdu
28.10.2024
okunması gereken bir kitap mı? Evet. Severek okunan bir kitap mı? Hayır.
CEM GÖÇMEN
22.08.2024
beklediğimi verdiğini söyleyemem
Saadet Sena Öztürk
Kaşif
Zor bir okuma deneyimiydi benim için. Kırmızı Pazartesi'nin ilk 40 sayfası gibiydi bütün kitap. Kırmızı Pazartesi'yi okuyanlar bilir. İlk 40 sayfada sabrınızı koyurup biraz da olsa sıkılmanıza rağmen kitabı bırakmadıysanız sonunu çok rhat görebilirsiniz. Ben ne yazık ki başlarda sıkılıp elimden bıraktım ve geri almam zor oldu. Ancak yeniden başladıktan sonra devam ettim ve beni çok güzel bir kitap karşıladı.
Hakan Bozdağ
27.12.2022
ağır ama bizdeki aylak adama benzeyen bir hikaye
Açık ve net birisi
Bilge
Nobel ödüllü, tartışmalı yazar Peter Handke'nin novellası. Boşlukta olan bir adamın yaşayış süreci. Adamın herhangi bir amacı yok. Okurken sürekli sıkıntı halinde olacaksınız. Aylak Adam'la Yabancı'nın ortası bir eser. Yabancı'dan daha az felsefi. Zamanınız varsa okuyun derim.
cosmicomic
Kitapkurdu
26.06.2022
ilk okumamda etkileyici bulduğum için tekrar okumayı düşünüyorum. "Solak Kadın" ile favorilerim arasında.
filizz.
11.06.2021
Eski bir kalecinin günlük yaşantısında gerçek-hayal arasında gelip gitmekte bir anlatıcı içermektedir.
estett
01.06.2021
Nobel ödüllü yazarın okuması yorucu ama eforun karşılığını veren eseri
Oğuz_Ersagun
Üstat
18.05.2021
Hacimi küçük ama çok ağır bir uzun hikaye. Okumayı düşünenler, kitaba başlamadan önce bunu göz önünde bulundursun.
Black509
Kitapkurdu
30.03.2021
Peter Handke bir Beckett'tir. Bu eserinde bunu çok net görebilirsiniz. Özellikle Handke'ye başlayacaklar için diğer yayınevlerinden çıkan kitaplarını da tavsiye ediyorum. Diğer taraftan Kapar tiyatro eseri de muazzamdır.
pllhll
05.02.2021
kitap boşluğun kitabı. uyduruk zaman öldürmelik hikaye bekleyen okumasın. düşünmek isteyen okusun.
foxcatcher
Kitapkurdu
28.01.2021
Farklı bir üslupla yazilmis enteresan bir roman
Mavi ..
Kaşif
13.01.2021
keyifle okudum, ancak hazar herkese hitap etmiyor. biraz kendini ifade etme durumunda. sosyal ve kültürel çatışmaları kendi zihniyle sunuyor.
OguzBEY3655
12.09.2020
pek tarzım değilmiş tuhaf bir kitap
mati47
Hezarfen
24.05.2020
yavaş yavaş sakin kafayla sindirilerek okunması gereken bir kitap
1 2