1200 Yıllık Sürgün & "Türk" Sözünün Hazin Serüveni
1200 Yıllık Sürgün & "Türk" Sözünün Hazin Serüveni

Kitapyurdu Fiyatı: 275,21TL

Ürüne Git
35Yorum
UMUT GÜNER
Kitapkurdu
29.12.2022
Türk Tarihine Dair Kapsamlı Bir Tenkid
Ahsen Batur bu eserinde, gerçek tarihi kaynaklara dayanarak, Göktürklerden Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar olan tarihi süreç içerisinde "Türk" kelimesinin aldığı anlam, ne sıklıkla kullanıldığı ve değerini akademik bir bakışla ele almaktadır. Türk tarihinde "Türk" kelimesinin oluşumu, gelişimi ve dönüşümünü anlatan bu kitabın asıl tezi, Göktürklerden sonra Türk adının fazla kullanılmadığı, unutturulmaya çalışıldığı ve Türklük bilincinin kaybolmaya başladığı üzerine kuruludur. Türklerin İslamlaşmasıyla birlikte kadim Türk kültürünün siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki izlerinin yavaş yavaş ortadan kaybolduğu ve yerini farklı kültürlerin aldığı hakikati eserde vurgulanan önemli noktalardan birisidir. Özellikle de Türklerin Fars ve Araplarla kurdukları ilişkiler neticesinde, Türk devleti ve toplum yapısı bu milletlerin kültür dairesi içerisinde girmiş ve büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Ahsen Batur’un tezine göre Türk devletinde, bürokrasisinde ve askeriyesinde görev alan yabancı unsurların, Türk adını ve varlığını unutturmaya çalışarak farklı bir devlet ve toplum inşa etmeye çalıştıkları ifade edilmektedir. Yazar, eserinde birincil tarihi kaynaklara başvurarak ve tarihi şahsiyetlerin söz ve eylemlerinden hareketle bir metin üretmiştir. Bu eser Türk tarihine dair yapılmış kapsamlı bir tenkid ve analizdir. Bu çalışma bu konuda yapılmış ilk çalışma olması bakımından da ayrıcalıklı bir konumdadır.
Ali Riza Malkoç
Kitapkurdu
05.01.2023
Kelimeler, kavramlar, değerlerin ölçüsü ve dengesi
Sosyolojik, tarihsel ve politik inceleme/yorum ve tespitler içeren bu kitap;383 sayfa olup 4. baskısını yapmıştır. 9 bölüm halinde, Göktürkler ’den, Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar geçen süreci, sebep-sonuç ilişkilerini irdelemiştir. Daha önceleri; farklı zaman ve coğrafi bölgelerde yaşanan, etnik kimlik ve inançlardan kaynaklanan, insan hakları ihlalleri konusunda eserler okumuştum. Türklerin de maruz kaldığı haksızlıkları konu edinen eserleri okusam da bu kadar detaylı, derli-toplu ve güncel yorumlarla desteklenen bir çalışmayla karşılaşmamıştım. Bu arada, Selenge Yayınları’nın kurucusu ve Türk Tarihi kitaplarının yazarı; Merhum D. Ahsen Batur (1954-2022) hakkında, kitapta kısa da olsa bir özgeçmiş bilgisinin olmamasını, bir noksanlık olarak görüyorum. Okuduğum ve incelemeye değer bulduğum bu kitap; yoğun bir şekilde Türklerin geçmişinden ve sorunlarından bahsettiği için; ilk anda önyargılı olarak, “üstün ırk yaratma çabası, ırkçılık söylemi” gibi algılanabilir. Bazı anlatımlara, duygular karışmış olabilir, yanlış/noksan bilgi aktarımı da olabilir. Fakat genel bir çerçeveyle gözlemlediğimizde; gözden kaçırdığımız, görmezlikten geldiğimiz, fark edemediğimiz nice sorunlar olduğunu göreceğiz. Bireysel, grupsal, toplumsal ve küresel; sorun/ayrışma/çekişme/çatışma ve vuruşmaların ana kaynağı; kelimeler, kavramlar ve ortak değerlerin ölçüsünü ve dengesini tutturamamaktan kaynaklanmaktadır. Bilinç farklılıkları, zihinlerde oluşan enerjilerin çarpışmasından; kanlı savaşlara kadar varan bir kaos ortamını tetiklemektedir. Bu inanç ve düşünce farklılıkları; koca evrende, birlikte yaşam alanlarını daraltmakta ve kıyasıya bir mücadele ortamı yaratmaktadır. İlk etapta hatırımıza; Moğol İstilası, Haçlı Seferleri, Kerbela Vakası ve diğer savaşlar/ihtilaller/ayaklanmalar gelmektedir. En büyük algı ve mantık hatalarımız; elma ile armutların aynı kefeye koyulması, tuz ile şekerin karıştırılması, baskül ile altın tartılması, inançla aklın karşı karşıya getirilmesi, bilimin din ile açıklanması, elekle su taşınmasına benzer çelişkiler ve gereksiz sentezlerden doğmaktadır. İnanç, kültürel kimlik, coğrafik aidiyet, soy bağı; farklı farklı değer ve anlam ifade etmektedirler. Dayanışma içerisinde olabilirler fakat karıştırıp tek parça yapılmaları; yaradılışa, doğal gerçekliğe ve insanın beklentilerine aykırıdır. Sayfa 342’de anlatıldığı gibi; “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da birbirinizi tanıyasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, en ziyade takvâ sahibi olanınızdır. Allah ise her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. K.K. Hücûrat Süresi 13. Ayet) kutsal beyanı da inancın ve soy kimliğinin ayrı ayrı karşılık bulmasının gereğini açıklamaktadır. Bütün Türklerin aynı dini inanca, aynı mezhep anlayışıyla bağlanma zorunluluğu yoktur. Aynı dine inananların da hepsinin aynı etnik soydan olması beklenemez. Bir ateist de inanmadığı için, coğrafik/kültürel ve etnik kimliğinden dışlanamaz. Yaratan ile doğuran özneler farklıdır. Uygulayan ile seçen farklıdır. Eğiten ve öğreten unsurlar farklıdır. Kendi kimliklerimizi koruyarak biz, irademiz, tercihlerimiz ve eylemlerimizden sorumluyuz. Yazar eserinde; Göktürkler’ den sonra “Türk” kelimesinin kullanılmadığını, Osmanlı’nın son dönemlerinde “Jöntürkler” olarak sürgünden geri döndüğünü belirtmektedir. Çok uluslu Osmanlı Devleti’nin dağılış ve yıkılış sürecinde, her topluluk kendi başının çaresine bakınca, Anadolu’da kalanların, kurtuluş mücadelesinden sonra kurduğu Cumhuriyet ile birlikte Türk olmanın ön plana çıktığı vurgulanmaktadır. İnanç ve sözde dini gereklilik uğruna, Türk kimliğini/ milli değerlerini/ gelenek ve göreneklerini gereksiz görenlerin; Arap kültürünü ön plana çıkarmaları, İngiliz Muhipler Cemiyeti ve Amerikan mandacılığına taraftar olmaları; mantıksızlık, tutarsızlık, akılsızlık ve bir tür ihanet olmuyor mu? Demokrasi, Laiklik ve hukuk devleti düzleminde; anayasal yurttaşlık bağıyla aynı vatan topraklarını kendine yurt edinmiş bireylerin; diğer kimlikleri de önemlidir/gereklidir/ değerlidir fakat ayrışmaya ve vuruşmaya neden olacak nitelikle, ön plana çıkarılması, bütünlük açısından sakıncalıdır. Ayrıca bir inanç veya ideoloji öğretisi; kültürel ve etnik bir kimliği ön plana çıkararak yürümeyi uygun bulmayabilir fakat bünyesine katıp eritmesi/yok sayması da uygun değildir. 500 Yıl önce İspanya’dan göçe zorlanan Sefarad Yahudilerine kucak Açan Osmanlı, bünyesinde aynı zamanda; Müslüman ve Hıristiyan toplumları da barındırıyordu. Bu birliktelik; gelişen bilimsel, siyasal, teknolojik ve sosyolojik ilerlemeler karşısında, mukavemet ve dayanışmasını sürdürebilseydi, Osmanlı Devleti, dünyanın en güçlü, en gelişmiş, en adil, en örnek alınacak ülkesi olurdu. 30. sayfada, Rus tarihçi Lev Gumilev’den yapılan; “Türkler köle edilecek, hafife alınacak bir millet değildir.” cümlesi her ne kadar bir özgüven aşılasa da, tarihsel gerçekler ve kitabın adının “1200 yıllık sürgün” ile hazin serüvenlerden bahsetmesi, bu özgüven ile çelişiyor. 281. sayfada, Celali(öfkeliler) isyanlarının da, bu tür kimlikleri yok sayma girişimlerine tepki olarak çıktığını anlatmaktadır. Lozan Anlaşması’ndan sonra mübadele döneminde, Anadolu’daki Hıristiyan Türklerin ve Rumların; Yunanistan’daki Müslüman Türklerle mübadele yoluyla anayurtlarından edilmesi de insanın doğasına aykırı, savaş ve kargaşa şartlarında aceleden alınmış hatalı bir karardır. Vatana olan bağlılık ve aidiyette; inanç ve etnik kimlik unsurları arasında bir ayrım yapılmamalıydı. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: “Tanışıp, kaynaşasınız diye sizleri kavim kavim yarattık” ilahi mesajı ışığında da değerlendirecek olursak; “Müslüman değilse Türk değildir, her Türk Müslümandır” reddiyesi yanlıştır, tutarsızdır. “Türk ise başka bir aidiyete, inanca, kimliğe ihtiyacı yoktur” mantığı ve özgüveni hatalıdır. “Türk’ün Türk’ ten başka dostu yoktur” karamsarlığı gereksizdir. “Mutluluğun kaynağını, yeterliliğini, Türk olmaya bağlamak” noksan bir önermedir. “Osmanlı torunu” tarihsel coşkusuyla, kavim kimliğinin, etnik aidiyetlerin yok sayılması hayallere teslim olmaktır. Dört yanlış bir doğruyu götürdüğü gibi, kırk yanlışın toplamından da bir doğru çıkmıyor maalesef. Fakat okuduğumuz/gördüğümüz/gözlemlediğimiz yanlışlar, doğruları bulmamıza kılavuzluk ediyor. İyi okumalar..
mustafakiransoy
Üstat
25.09.2025
Öncelikle belirtmek isterim ki eser beklediğim gibi değildi. 21. Yüzyıldan bakarak Türklerin yaşadığı yüzyılları değerlendirme yapılması bence yanılgılara ve hatalara sebep olmakta. Hanedanlar yüzyılı ile 21. Yüzyıl Milliyetçiliğini karşılaştırmak ve çıkarımlarda bulunmak hatalıdır. Bu hatalar üstüne sayfalarca yazabiliriz. Ancak kitap içerinde bir çok doğru ve güzel bölümleri de bulabilirsiniz. Bu sebeple kitabın içeriğine nötr yaklaşıyorum. En büyük Türk devleti olan Osmanlı devletine yönelik tek düze yaklaşımı da hatalı ve yanlış bulmaktayım. "Bu memleket tarihte de Türk'tü, hâlde de Türk'tür ve ebediyen Türk kalacaktır."
hazar5
Kitapkurdu
16.11.2024
Önemli bir dönem eseri
orhan aydın
Kitapkurdu
01.11.2023
Çok kaliteli bir kitap. Okuduğunuza değecek.
İzzetoglu
17.01.2023
Yanlış bilgilerde olsa da tarihsel bir çalışma.
Gök Kurt
22.06.2022
ahsen batur hanımefendinin okuyupta hak vermediğim bir yazısı olmadığı gibi bu kitapta da fikirlerine hayran oldum. eline sağlık.
atbiner
atbiner 23 Eylül 2022
hanımefendi mi? er eğlu er dir. Allah rahmet etsin.
Ibrahim adil Özcan
Ibrahim adil Özcan 28 Mayıs 2023
Yiğit bir Türk oğludur! Ne hanımefendisi?
Attila Demir
Kitapkurdu
23.12.2021
Yazar tarihe farklı bir açıdan bakıyor.Ben beğendim
Ahmet Seki
Kitapkurdu
02.03.2021
Ahsen Batur'dan önemli bir çalışma.
yetkinerdoğan
Kitapkurdu
06.10.2020
Tarafsızlığını okuyucuya bırakıyorum...
ᴠᴏʟᴋᴀɴ06
Kitapkurdu
20.09.2020
Çok kıymetli tespitler ve çok çarpıcı tarihi gerçeklerle bezenmiş dolu dolu bir Türkçü kitap. Okuyunuz.
by_mühendis
Kaşif
17.01.2020
alınıp okunması gereken bir kitap. okumazsanız tarihi tam olarak anlayamazsınız
pahyat
23.08.2019
mükemmel bir kitaptır akıcı ve tarihin birçok yüzünü gün yüzüne çıkartmakta
Yüksel Bektaş
Kitapkurdu
25.06.2019
Tarihe birde bu açıdan bakmak lazım.
Seymur Hasanlı
Kitapkurdu
12.06.2019
Kitap güzel. Ama Göktürklerden sonra 1501 yılında Azerbaycan Safevi devleti Türk dilini (Azerbaycan türkçesini) resmi dil ilan etti. Devletin dili türkçe, edebiyatı türkçe, terimleri türkçe...ve 19. yüzyılın sonlarında Azerbaycanda ilk gazete basıldığından resmi olarak görüyoruz ki, milletin adı Türk olarak geçiyor. Stalinin 1937 yılında kararına kadar Azerbaycanda tüm pasaportlarda bile görüyoruz. 1918-1920 yıllarında Türk Dünyasında ilk bağımsız, demokratik cümhuriyeti kuran Azerbaycan Türkleri devlet dili Türkçe, millet Türk olarak yazıyor.
Fevzi Yalçin
Kitapkurdu
21.01.2019
Emek mahsulü bir eser olmuş. Okunması gereken bir kitap...
Murat Islam
Kitapkurdu
09.10.2018
Ahsen Batur bilimsel tarih görüşünden uzak olmasına rağmen bazı gerçekleri keskin bir dil kullanarak anlatıyor. Tekrarlar bol olmasına rağmen savunduğu fikri anlamanıza yardımcı oluyor.
Biblomanic
Kitapkurdu
09.07.2018
Türk'ün Türk'e yaptığını açıklayan güzel bir eser... okunması gereken muazzam bir eser
Kürşad Göktürk
16.12.2017
Genelde kendisini yapmış olduğu mühim tarih kitaplarının ve romanlarının çevirilerinden tanıdığımız D. Ahsen Batur'un ilk telif eseri."Türk" kelimesinin 1200 yıllık hazin sergüzeştini konu edinen bir kitap.Yazara pek çok konuda katılmakla birlikte -Türk milletinin etnik mensubiyet şuurunun eksikliği- bazı yorumları zorlama ve aşırı bulduğumu söylemeliyim.Yazar bazen kendini aşırılığa ve romantik Türkçülüğe -bilerek veya bilmeyerek- kaptırdığını düşünüyorum ama genel itibariyle akıcı, hoş ve faydalı bir kitap olduğunu düşünüyorum.Özellikle bu konulara meraklı, Türk milliyetçiliğini şiar edinmiş vatansever Türk gençliğinin okuması gerektiğine inanıyorum.
mavi_sahin
07.12.2017
Neden ''Türk ''sözünün hazin serüveni denmiş. Çünkü ''Türk '' sözü ''Türk'' kelimesi hor görülmüş , hakarete uğramış hatta dinsizlikle eş anlama tabi tutulmuştur.Türklük : Müslümanlık potasında eritilmeye çalışılmıştır unutulmaya çalışılmıştır. Ülkeyi yöneten padişahların çoğu ''Türk'üm ''dememiştir.Onun için Türk sözünün hazin bir serüveni olmuştur.İbretle ve severek okuyacağınız bir kitap.
1 2