İletişim kurmanın üreme çabasıyla birlikte başlamasına dikkat çekiyor Fischer, evrimsel bir sürecin zamanla yapay dillere, programcılığa uzanması doğanın kendi varlığını korumak için bir mekanizma olarak iletişimi yarattığını düşündürüyor. Üremenin metaforu olarak dili düşünebiliriz; doğuyor, gelişiyor, doğuruyor ve ölüyor. Uzun vadede. Sanal dünyada doğanın sınırlarından tam anlamıyla çıkılıyor mu, düşünmek lazım, orada da bir doğum-ölüm döngüsü mevcut. İletişime dönersek, çağlar boyunca süren gelişiminin doğadaki bütün canlılardan sonra -ağaçların da iletişim kurduklarına dair bir haber vardı geçenlerde, Ent emmiler bir anlamda gerçek- insanla farklı bir boyut kazanması bir yana, insanın bilimsel metotlar geliştirmesiyle birlikte ortaya çıkışının hikâyesi belirdikçe ikiliğin canlılık olduğunu görüyoruz, anlaşmak ve anlaşamamak bir sürecin iki dayanağı olarak beliriyor, en az iki, birde herhangi bir doğum veya ölüm gerçekleşmiyor. Bu açıdan dilin tarihini, dilin taşıdığı bütün anlamlarla birlikte insanın, hatta doğanın tarihi olarak görmek mümkün.
Hayvanlar arasındaki iletişimle, dilin en ilkel boyutuyla başlıyor Fischer. Wittgenstein diyordu, bir köpeğin konuşması bize anlaşılır gelmeyecektir ama bilim hızla yeni olanaklar sunuyor, araştırmalarımızın sınırları genişliyor ve mesajın/diyaloğun/iletişimin içeriğini tam olarak bilemeyecek olsak da taşıdığı anlamı bilebiliyoruz, davranışların incelenmesi bize yeterli veriyi sağlıyor. Karıncaların tehlike anında koku yaydığı keşfediliyor mesela, feromon dilinin ilk örneği. Bunun "yeryüzünün ilksel dili" olarak tanımlandığını söylüyor Fischer. Bal arılarının sistemi başlı başına sanat; polen kaynağının yönünü, kovana olan mesafesini anlatmak için bayağı dans ediyorlar. Kuşlarda Alex dikkat çekici. Afrika gri papağanı Alex, kırk değişik nesnenin adını söyleyebiliyor, nesnelerin niteliklerini ayırt edebiliyor. Yeni nöro-analitik testler, kuşların sol-beyinleriyle insanların sol-beyinlerinin aynı işlev için kullanıldığını ortaya çıkarmış ama bilim adamları henüz uzlaşamamışlar bu konuda, üstelik kuşların karmaşık bir dili kullandıkları ortaya çıkarılırsa kuşların ataları olan dinozorların da bu dili kullanabildikleri düşünülebilirmiş. Olaya dikiz. Atlar ve filler de akustik yardımıyla iletişim kurabiliyorlar. Balinalarda durum ilginçleşiyor; çıkardıkları sesler bizim duyabileceğimiz frekansta değil ve ağır tempolu ama hızlandırıldığı zaman kuş şakımasına benziyormuş. Gorillerden, orangutanlardan ve şempanzelerden ve en sonunda bonobolara geliyoruz, insani iletişime en yakın canlılara. Semantik açıdan değerlendirildiğinde bizim iletişimimize en uyumlu tür. Tabii onlar bizim iletişim kurma biçimimizi öğrenebiliyorlar ama kendi iletişim yollarını bize öğretemiyorlar. Türlerine özgür bir şekilde öğreniyorlar, uyguluyorlar. Bu kadar.
Konuşan Maymunlar başlığında hominidlere geliyoruz, Maymun-Adam ve Homo olmak üzere iki türü var. İlk tür, maymunların iletişim yollarına sahip ama ikincisinde sözel iletişimin ilk basamaklarını görebiliyoruz, bunun beyin yapısının değişmesiyle doğrudan ilişkisi var. Fiziksel nitelikler geliştikçe iletişim yolları da gelişiyor. Fischer, Homo'nun türlerinin geçirdiği fiziksel değişimleri ayrıntılı bir şekilde inceliyor ve her değişimin fonetik açıdan sağladığı olanakları ortaya koyuyor. Erectus'un şart kipini kullanabildiğini söylüyor, soyutlamanın en önemli adımı bu, dilin somut dünyadan kurtulup zihinsel, kurgusal bir özellik kazandığını gösteriyor. Sonrasında basit işaretlemeler ortaya çıkıyor, daha az basit işaretlemelerden önce. Örneğin isimler sıfatlardan önce beliriyor ve ikisi bir bütün, bir kalıp oluşuruyor. Bunun gibi çeşitli aşamalardan sonra sözdizimi yavaş yavaş sistemleşiyor ve ilk dil aileleri belirmeye başlıyor.
Dil aileleri iki türlü sınıflandırılıyor, yapı bakımından ve köken bakımından. Yapı bakımından sınıflandırmada eklemli, çekimli gibi sınıflar belirlenmiş, Türkçenin yer aldığı sınıfı hepimiz ezberlemiştik hatırlarsanız. Dillerin tarihsel geçmişlerine dair bir bilgi vermiyor bu tür bir sınıflandırma, zira dillerin yolculuğu direkt dillerin yapısını ilgilendirmeyebiliyor. Köken bakımından sınıflandırmaya bakarsak, burada tarihsel ilişkiler bulmak mümkün. Hint-Avrupa dil ailesi örneğin, bu ailedeki dillerin izlerini sürmek mümkün. Göç yollarının takip edilmesi bile dillerin sınıflandırılmasında etkin. Proto-dillerden Çin-Tibet veya Bask gibi nadir örnekler için geriye dönük tarihsel yapılandırma işlemi pek etkili olamıyor, bu diller kelimenin tam anlamıyla benzersiz ve konuşuldukları coğrafyaların dışında hemen hiç rastlanmıyor bunlara. Oysa diğer ailelerde yapılandırma işlemi işe yarıyor; bununla ilgili bir grafik var kitapta, binlerce yıllık bir süreçte iki dille başlayan çoğalma, dil sayısını onlara çıkartabiliyor. Afrika Dilleri, Asya Dilleri sınıfları için bu çoğalmanın gerçekleşme biçimlerini anlatıyor Fischer. Tabii bunca dilden baskın olanlar varlığını sürdürürken diğer diller yavaş yavaş siliniyor. Fischer, genetik çözümlemelere bakarak insan kitlelerinin değil, dillerin birbirinin yerini aldığını söylüyor ve pre-Kelt topluluklarının Kelt istilası sonucu dillerinin değiştiği örneğini veriyor.
Yazının ortaya çıkması, sözel boyuttan yazıya geçen dilin geçirdiği değişimler, ilk alfabeler, değişen dünyayla birlikte dillerin akıbeti, ilk filoloji çalışmaları ve teknoloji çağında dilin geleceği gibi konular oldukça kapsamlı bir biçimde ele alınmış, meraklılar bu kitaba bayılır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dil bilimi ile ilgili giriş niteliğinde diyebileceğim ve geleceğin dünyasında dilin evrileceği yön üzerine düşündürücü iddiaların olduğu okunmaya değer bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın ilk yarısına resmen aşık oldum. Dil nedir, nasıl oluşur, nasıl değişir gibi sorulara cevaplar bulacaksınız. Ancak kitabın ikinci yarısı dilin toplumsal işlevi üzerine kaleme alınmış. Bu kısımlar da değerli ancak ilk bölümler kadar keyif alamadım.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Karanlık çağlara ait kadim bir soru olan diller nasıl doğmuştur sorusuna akademik bir pencere açmasını beklediğim bir eser olması nedeniyle kütüphanemdeki yerini alan bir eser oldu...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fischer, yazdığı bu kaynakta, dillere sadece insanların konuştuğu dil olarak değil, aynı zamanda hayvanlarin iletişimi ve hatta bilgisayar dillerini de katarak daha kapsamlı bilgi sunmuştur. Ingilizce ile beraber eğer herhangi bir latin dilini veya dillerini biliyorsanız bu kitabı müthiş yararlı bulacağınıza eminim. Benim için çok yararlı, ilginç ve sık sık altını çizip notlar aldığım bir kitap oldu. Dilbilimi öğrencileri ve profesörlerine de şiddetle tavsiye ediyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitapta dillerin doğuşu, kökenleri, birbirleri ile olan ilişkileri Hint-Avrupa perspektifinden incelenmiş. Dil aileleri ve dilbilim tarihi açısından Ural-Altay dilleri yüzeysel geçilmiş; Türkçe'ye ise sadece "değinilmiş' olması nedeniyle kitap eksik kalmış. Yazar Hint-Avrupa dil ailesine hayranlığını gizlememiş. Oryental bir bakışı olsa da dilbilime merakı olanlar için iyi bir kitap. Insanlık tarihini anlatan kitaplarla birlikte okunduğunda ufuk açıcı olacağını düşünüyorum.
üslubu popüler bilim kitapları gibi, akıcı ve heyecanlı. giriş niteliğinde bilgiler içeriyor, okumak için dilbilimci olmaya gerek yok. ama eğer konuyla ilgiliyseniz oldukça keyif alacağınız bir kitap.