Ağaçların Özel Hayatı
Ağaçların Özel Hayatı

Kitapyurdu Fiyatı: 138,24TL

Ürüne Git
33Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Ağaçların Özel Hayatı
Anlatıldıkça kendini çoğaltan hikâyelerdendir. Kısacıktır ama uzuncacıktır; akışta karşılaşılan her bir olay sayısız ihtimal demektir. Nereye gideceğini bilemediğiniz için her yöne eyvallahınız olmalı, yoksa sarmayacaktır. Belki de sardığı yerde biter, kim bilir? Yaşam bir noktada kapanacaktır, arka kapağa kadar üç beş sayfalık boşlukların nefes almak, boş sayfaları çevirerek dingin bir okumasızlıkla birlikte kitabın duygusuna ulaşmak için olduğunu düşünürüm, keyiflenirim. Tek bir boş sayfa var bunda, olabildiğince hayatla dolu bir novella için yeterli. Değil, katharsis çok kuvvetli, kurtulmak için yürüyüşe çıkmanız gerekecek. Televizyonu açmayın, bir şey yok. Şömineli, daha da iyisi ormanlı kanalları açıp sesi kısabilirsiniz. Ormanı dikizleyin. Ağaçlar hikâyelerini dallarıyla anlatır, anlatmadıkları köklere iner. Anlatılmayanlarla büyünür. Cenk Taner: "Ağaçlar inanmıyor ormana." Çoğun içinde bir başına var olabilmek, bir fidana gölge etmeden. Julian'ın azalta azalta bitiremediği romanını Özgür Çakır'ın bir cümlesine bağlıyorum: "Anlattıkça küçülen, küçülten şeylerden bahsediyorum halbuki." Veronica'nın dönüp dönmeyeceği meçhul, kadının önceki evliliğinden olan kızı Daniela'nın uyuması lazım, o zaman bin küsur gece masalları benzeri bir çoğaltım yapılmak zorunda. Roman anlatıldıkça küçülüyor, yaşam anlatıldıkça büyüyor, bir ters orantı söz konusu. Kadının resim kursundan dönüp dönmeyeceği önemini kaybediyor bu durumda, maksat anlatmaksa/dinlemekse Godot'nun dönüp dönmeyeceğini kim umursar? Sonuca ulaşana kadar kitap bitmeyecek, öyleyse Julian anlatsın. Neyi anlatabilir mesela, geçmişini şimdiye taşır ve mutluluğunu uykuyu bekleyen bir çocukta görür. Şimdiyi geleceğe taşır, gelmesi beklenenin yarattığı sıkıntıyı yaşam boyu madalyon gibi taşımasının gerekip gerekmeyeceğini düşünür. Düşman arayışı yok, çatışmaların gerilimi anlatılmıyor, çatışacak bir şey yok. Kurulacak zamanlar var, her çeşit zamana yayılmış geçmiş var, bu kadar. "Hayat şimdilik çözülmüş bir mesele: yeni bir yakınlığa; ona, uyuyan kızın, Daniela'nın babası olma ve hala resim kursundan dönmemiş kadının, Veronica'nın kocası olma rolünün düştüğü bir dünyadan davet aldı. Daha sonra hikaye dağılıyor ve toplamanın hemen hemen hiçbir imkanı kalmıyor, yine de şimdilik kerteriz noktasıyla arasına belli bir mesafe koyup ilgiyle, pür dikkat Inter ile Reggina'nın eski bir maçının tekrarını seyrediyor." (s. 19) Aşırı yoruma geçiyorum: Novellanın şiire en yakın tür olduğunu düşünürüm. Cohen her iyi şiirin karşılık verme davetiyesiyle birlikte okunduğunu söyler. Davete icabet etmek gerekir, Julian bunu yapıyor, fazlasını değil. "Her şeye şiirmiş/şiir gibi bakmak" -Cemal Süreya'nın deyişi- Julian'ın sahip olduğu bir yetenek diye düşünüyorum. Geçmişin bir başkasının başından geçmesi imgesini görüyorum; eski bir maçın tekrarını ilk kez izlermiş gibi izlemek kilit bir nokta. Yaşamı çoktan yaşanmış gibi yaşamak, her şeyi ilk kez yaşıyormuş gibi yaşamaya kapı aralıyor bir noktada. Zıtlıkta ferahlık vardır, sentezde yenilik. Hayatın içinden geçmeyiz, hayat çevremizden geçer gibi bir şey. Kerteriz noktası nedir o zaman, her şey akar mı? Akmayabilir, kadının yokluğu akmayacağını gösteriyor. Böyle belli başlı noktalarda doğrulup etrafa bakınca Julián oluruz işte, ne bileyim. Julian öğretmen, yani boş gezenin boş kalfası da denebilir. Bu açıdan kendimi onun yerine koyabiliyorum. Anlatılacaklar, dinleyiciler, mekan, zaman her şey belli. Coğrafyanın serserilere özgü bir ders olduğunu okuduk, öğretmenliğin de serserilere özgü bir meslek olduğunu iddia ediyorum. Bağımsızlık isteği yönergelerden, yönetmeliklerden önce gelir ve başıboşluk kendiliğinden belirir. Sıfatları anlattıktan sonra iki ders boyunca 12 Angry Men'i tartışmamızı sağlayan başka bir şey değil. Kafama sıkıp kendimi susturuyorum ve devam ediyorum, Şili'de vasatlık kol geziyor; İtalyanca bilmeden İtalyanca öğretmeye çalışanlar, diş doktoru olmadığı halde diş çekenler, sakinleştiricilerle ayakta durabilen yogiler... Zambra, toplumun kokuşmuşluğunu ara ara iğneliyor, iyi bir şey. Uydurulan geçmişten yaşanmış geleceğe nefis bir anlatı. Deli tavsiye ederim.
giz~
Kaşif
29.03.2026
Yazardan okuduğum 3.kitaptı. Her kitabında yaşadığım hissi bu kitapta da yaşadım, anlatımdan alınan hazza benzer bir his, tanıdık bir hüzün ve karışık bir zaman algısı. Geçmiş, şimdi ve geleceği kendine has üslubuyla harmanlıyor her seferinde. Eşi Veronica'nın dönüşünü beklerken, üvey kızı Daniela'ya anlattığı ağaç hikâyelerine, kendi geçmişinin ve potansiyel geleceğin hikâyeleri karışıyor. Yazarın dili akıcı ama okurken sürüncemede hissediyorum. Anlatımı tam yakalayamıyorum. Sevip sevmediğimden emin olmamakla birlikte takip etmeye istekliyim.
solskjaer
Kitapkurdu
02.04.2025
“Ağaçların Özel Hayatı” romanı, Alejandro Zambra’nın geçmiş ve gelecek üzerine düşündüren, zamanın belirsizliğine dair derin bir hikâye sunuyor. Şilili yazar, resim kursundan dönmeyen Verónica'nın yokluğu etrafında şekillenen bir anlatıyı, Julián’ın doğaçlama hikâyeler aracılığıyla geliştiriyor. Bu hikâyelerde, sadece bir çocuğa değil, bir çiftin geçmişine ve olası geleceklerine dair çağrışımlar da var. Bekleyiş ve anımsamalarla, sadece karakterlerin değil, okurun da zamanın geçişine dair hissettikleri derinleşiyor. Zambra, bu kitapta geçmişin izlerini geleceğe taşırken, her kelimede kaybolmuş bir umut ve yeniden buluşma arzusunu keşfe çıkıyor.
tubagunay
Kitapkurdu
14.11.2024
Yazardan okuduğum ilk kitap hazine keşfetmiş gibiyim daha okuyacak kitapları olması keyiflendiriyor.
gkhnydn
Üstat
23.08.2024
Akıcı bir eser ancak bende çok derin bir etki bırakmadı maalesef. Belki okumak için doğru bir zaman değildi, ilerde tekrar şans vereceğim bir kitap.
melissagamze
Kitapkurdu
06.08.2024
Alejandro Zambra son dönemde keşfedip bir anda en favori yazarlarım listesinin zirvesine oturdu. Peşpeşe okuduğum kitaplarının her biri kendisiyle tanışmış olmamın ne kadar ender rastlanır bir şans olduğunu kanıtladı.
AYŞİN AĞRITMIŞ
Hezarfen
30.08.2023
Güzel bir hikaye, bana Dag Solstad'ın Mahcubiyet ve Haysiyet 'teki Elias Rukla 'yı anımsattı, her,ikisini de okuyun benzer yönlerini bulacaksınız.
foxcatcher
Kitapkurdu
18.05.2023
Yazarın dili çok güzel ve kitap bir çırpıda bitiyor
okurrca
13.08.2022
Yazarla ilk karşılaşmam. Yazarın dilinin ve üslubunu sevdim .
libert
Kaşif
21.10.2021
Hikayeleri o dönene kadar devam ettirecekti... Konusu sade, dili gündelik ama anlatımında insanı bağlayan bur hoşluk var. Zambra'dan okuduğum bu ikinci kitap ve son olmayacak.
okuyanguzelll
Bilge
08.10.2020
Farklı bir anlatım tarzı. Latin Ameria Edebiyatını seviyorum. Kısacık ama farklı bir tat bırakan bir kitap
Muzosist
Üstat
14.03.2020
Latin Edebiyatından kısa bir roman. Olay örgüsü gerçekten çok farklı. Zambra'dan okumuş olduğum ilk kitap ve kesinlikle devamı da gelecek. 90 sayfalık bu incecik kitabı size de tavsiye ediyorum. Okuyunuz efendim...
Edebiyat Mutluluktur
Atıştırmalık aperatif bir kitap ..
sbnma
Kitapkurdu
23.07.2018
Alejandro Zambra ile tanışma kitabım oldu. Romanda zaman çizgisel ilerlemiyor. Bekleyişin ve kendi kendini muhasebenin romanı. Anlatım dili benim hoşuma gitti.
Kjb
02.07.2018
Olay örgüsü farklı bir yazar, okuduğum ilk kitabı beğendim bence okunası güzel bir kitap
Başakdestina
Kitapkurdu
21.05.2018
Bir çırpıda biten muhteşem bir kitaptı.
_c_c_
18.05.2018
Edebiyatta Latin Amerika tadı arayanlar için harika bir eser
Tolstoy’undüşü
04.05.2018
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Çok farklı bir olay örgüsü, kitap zaman algılarınızı alt üst ediyor
Kaleca
Kitapkurdu
05.04.2018
Okurken derinlere daldırdı beni.
Aylin Alev
22.03.2018
Okurken çok sıradan gelmesine rağmen bittikten sonra içe işleyen hüzünlü bir kitap oldu benim için.
1 2