"Burada kadın olmak, sürekli kanayan bir yara olmak demektir."
Beni mahvettin Toni Morrison ve bunu ilk kez yapmıyorsun. Merhamet, 1600’ler Amerikasında geçen ve Morrison edebiyatının temel konuları olan ırk ve toplumsal cinsiyet meselelerini bu defa kölelik ekseninde ele alan bir roman. Alınıp satılan siyah köle kızların hayatta kalma hikâyelerini anlatıyor Morrison. Ama nasıl güzel, nasıl güçlü bir dille.
Öyküyü iki biçimde takip ediyoruz. Biri Florence’ın ağzından. Bir köle kadının kızı Florence, henüz sekiz yaşındayken bir adam annesini ve henüz bebek olan erkek kardeşini almak istiyor, anne kızı öne itip “bunu alın” diyor. Hayata reddedilerek başlamış, kendini sevdirmek ve kabul ettirmek için her şeyi yapabilecek bir genç kadın o. Florence yürüyor, yürürken de biriyle konuşuyor içinden. Ki zaten kitabın ilk cümleleri de onun ağzından: “Korkma. Yaptığım onca şeye rağmen kelimelerim seni incitemez.”
Tek sayılı bölümlerde Florence’i dinliyoruz, çift sayılılarda ise tanrı anlatıcı bize Florence’i alan efendi Jacob Vaark’ı ve evindeki insanları anlatıyor. Karısı, ölen çocukları, evdeki diğer iki köle kadın ve hayatlarını kiralamış işçiler. Başlangıçta bu geçişlere adapte olmak zor olsa da, ben hızlıca alıştım ve kendimi metne bıraktım.
Çok hüzünlü, çok zehirli bir masal gibi bu kitap. Yazarın ileri-geri giderek anlatışı ve muğlak cümleleri sanki karakterlerin zihinlerindeki düşüncelerden sallar yapmış da bizi üstlerine bindirip dolaştırıyor gibi hissettiriyor insana. Hele Florence’in anlattığı bölümler. Onlar nasıl güzel, nasıl şiirli. Mesela: “Aniden alçalan bir kırlangıç sürüsü ağaçların dallarına konuyor. Sayıları o kadar fazla ki, ağaçlar kuş açmış zannedersiniz, yapraklar görünmüyor. Lina ormanı işaret ediyor. Dünyayı biz şekillendirmeyiz. Dünya bizi şekillendirir.”
Çok sevdim sonuçta. Hele ki o beklenmedik kısacık son bölüm... Ah. O bölümden bir alıntıyla bitireyim:
“Tanrının bahşettiği bir mucize değildi bu. Merhametti. Bir insanın merhametiydi. Dizlerimin üstünden kalkmadım. (...) Başkasının kaderini omuzlarında taşımak ağır bir yüktür; başkasının kaderini ele geçirmeye çalışmak yanlıştır; kendi kaderini başkasına teslim etmekten hayır gelmez.”
“Merhamet”i okurken anladım ki bazı yaralar bağırmaz, sadece sessizce şekil değiştirir. Toni Morrison, 17. yüzyılın sert toprağında birkaç insanın hikâyesini anlatırken aslında bir dünyanın nasıl kurulduğunu gösteriyor. Florens’in sevgiye tutunma çabası, annesinin onu bırakırken içinden kopan sessiz fırtına… Hepsi şunu düşündürüyor: Merhamet gerçekten kurtarmak mıdır, yoksa bazen vazgeçmek mi?
Bu kitapta kimse bütünüyle masum değil, kimse bütünüyle suçlu değil. Güç, korku ve ait olma ihtiyacı birbirine dolanmış durumda. Morrison’un dili ise cam gibi; berrak ama keskin. Okudukça insanın kalbine küçük çizikler atıyor.
“Merhamet” bana şunu bıraktı: "Sevgi her zaman özgürleştirmez. Bazen zinciri yumuşatır sadece. Ve bazı anneler çocuklarını bırakırken değil, tam da o anda en büyük sevgiyi gösterir.”
konusu güzeldi, zamanın da köle edinmenin popüler olduğu zenginin fakiri ezdiği, insanın insanı sömürdüğü tarihi ele almış gayet iyiydi daha iyi olabilirdi bazı yerlerde anlaşılmazlıklar var.
Kitap çok akıcı değil. Karakterleri, mekan ve zamanları oturtmada zaman zaman sıkıntı çektim. Bazı yerlerde daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuluyor yaşı, tipi vs. ama yazar kitabın sonlarında bu detayı veriyor bize. Tek bir çiftlik etrafında geçtiği için olaylar çok fazla beğenmedim kitabı yalnız sonu tatmin edici. Yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum.
Yazar köleliği farklı bir şekilde dile getirmiş, sıkılmadan okuyacağınıza eminim. Sürükleyiciydi. Bölümler arasındaki geçişe başlarda adapte olmadım ama sonu güzeldi.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Irkçılığın, ötekileştirilmenin, köleliğin anlatıldığı bir kitap ama olayların geçişi ve yazım dili biraz kötü olmuş gibi. Sakin kafayla acele etmeden okumak gerekiyor yoksa pek birşey anlamazsınız.